Ozborn'dan Merhaba...

Ortaya karışık, akla, yüreğe ne düşerse buraçta...

Etiketler

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Simbat'ın Bartın düğünü...

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetineeee dicemde anam anaaam yorgunluktan öldüm, naaarin vücudum 6 saatlik otobüs yolculuğunun etkisinde hala... :)))

Zaman zaman blogumda canlı yayınla düğün hazırlıklarını aktardığım arkadaşımın ilk düğünü geçen hafta sonu Bartın'da gerçekleşti...

İlk düğün mü? Efenim 40 gün 40 gece sürecek düğün planladılarda o bakımdan... :pppp

Kız, dün gece yorgun argın konumunu oraya uygun gördüğüm şekliyle Doğu Karadeniz'de yer alan Bartın'lı... (batı yerine doğuda yaptım) Oğlan Malatya'lı... Malatya'ya da Mardin diyip duruyorum hadi hayırlısı... Uçak biletini Mardin'e almışsam hiiiiç şaşmam !!! :pppp

Aileler için iki şehirde de düğün yapılacak... Geçen hafta sonu kız tarafındaydık bu hafta sonu inşallah maşaaaallah oğlan tarafında oliciiiiz... ;)

Efenim, hayatımda hiç bu kadar keyif aldığım eylendiğim bir düğün deneyimim olmamıştı...

Kız tarafında yer alarak kızın her türlü hazırlığında, evden alınmasında, fotoğraf çekiminde oooo daha bir sürü şeyinde yer alıp çok eylendim...

Kızımız klasik stüdyo fotoğrafı istemediğinden düğünden bir gün önce tutturdu ki nefis Karadeniz kasabası Amasra'da fotoğraf çektiricem ben diye...
Gelinliğin kirlenir yapma etme desekteeee yapıcam dedi... Bizde amaaan biz uyardık, biz eylenmemize bakalım o zaman diyerekten peşlerine takıldıııık !!!

Hiç böyle bir deneyim yaşamışmıydınız bilmiyorum, ben ilk defa böyle bir fotoğraf çekiminde yer aldım...

Fotoğrafçı iyi bir fotoğrafçı olabilir ama gelinlik yırtılacak amaaan diye ortalıkta yardımcı olarak dolaşmamızdan ve arada işin geyiğini yapıp eylenmeye kalkmamızdan doalyı bizleri kışkışlamasından ötürü adama gıcıııık olduk !!!

Adam bi pozlu bi pozlu ki !!! Gören Top modellerin fotoğrafçısı sanır !!!
Abiyi, zaten ekipmanlarından ötürü öyle adlediyorsunuz...
Gelin ve damadı moda sokmak için küçük bir müzik çalar, bir sürü aksesuar...
Açık açık söylemesede, gelin ve damattan iyi poz alabilmek için sokak ortasında hem kamerayla hem birbirleriyle seviştirmeye çalışan bir adam !!!

Gıccııık fotoğrafçıııı biz etrafta olmasak gelin ve dağmattan istediğin performansı alamazdııııın !!! hıııh ! Kendime paye çıkarmazsaaaam çatlarımda patlarııııım !!! :)))))

Efenim, Amasra çok güzel bir kasaba... Masal kasabası sanki... Gerçekten fotoğraf çekimi için çok uygun yerleri var, varda anam gelinlikle olacak iş değil !!! Varsa yedek gelinliğiniz olur tabiiiii... Ama bizim 1 gelinliğimiz ve 2 düğünümüz var !!! Damaaat biraz cimri çıktı bi danee aldı !!! :pppp :)))))))))

Kalenin ordaki çekimlerde sorun yoktuuuu ancak gelin ve fotoğrafçı hadi sahile diye tutturuncaaaaa...

Geline terlik alınmak zorunda kalındı !!!
Ayakkabılarını çıkarmak için kafamı gelinliğin altına sokmuş uğraşırken kim çekmişse birisi o şahene popomu, açılmış belimi-bıkınımı fotoğraflamış !!!

Akşam fotoğraflara bakarken aramızda 'popo' sever bir şahsiyet olduğunu öğrendik !!! Artık kimse o popo sever, hepimizin bir şekilde abuk bi halde poposunu fotoğraflamış !!! :)))))

Geline terlik giydirip, duvağı, kuyruğu tuta tuta dimdik merdivenlerden sahile indiğimizde iş zıvanadan çıktı...

Allaaaah... Esen rüzgar, gün batımının yakın olması, manzaranın güzelliği derken damat ve gelini fotoğrafçıyla bırakıp hepimiz kendi alemimize daldık !!!

Gelin yarıdım edin diye cırlıyoooo biz arabada kalmış olan şampanyayın derdindeyiz...
Koooş koooş getir...
Yardım etsenizeeeeeee diye gelin cırlıyoooo...
Artık kocan var, kocan baksııııııın diyoruz... :)))))
Aaaaa yani evleniyolarsa evleniyolar kardiiiş aaaaa... :ppppp

Fotoğrafçı çil yavrusu gibi dağıldığımız sahide neredeyse her karede biribizden birimize rastladığından iyice delirip, bizi toparlayıp işine devam edebilmek için hadi şu şampanyayı açında toplu halde fotoğrafınızı çekeyim demek zorunda kaldı !!!

Çok keyifliydi...
Umarım hayatları, Amasra'da direkli denen kalıntının üstündeki gün batımında yaşadığımız güzellikte, eylencede geçer... Hepimize unutulmaz birer anı bıraktılar... Sayelerinde bizde birer peri masalı yaşadık... :)

Saçlar başlar rüzgardan dağılmış, ellerimiz haddinden fazla çalkalanmış şampanyanın köpürmesinden dolayı yapış yapış, fotoğrafçının yanında bir örtü getirmeden oturun oraya buraya demesinden ötürü hafifçe tozlanmış ve etek uçlarında ufak sökükleri olan bir gelinlikle fotoğraf çekimini tamamlayıp aile yemeğine doğru yola koyulduk...

Yemek çok keyifliydi... İki ailenin evlatlarının mutluluğu için yaptıklarını görmek çok güzeldi...

Arkadaşımın ailesinde var diye söylemiyorum sakın yanlış anlaşılmasın, huyu-suyu farklı yabancı iki insanın bir araya gelip yaşamasından daha zor olan bir şey ailelerin birlikte uyum içinde yaşamasıdır... Onun huyu, bunun adeti, onun isteği... Türk ailelerini bilirsiniz... Çocuklarımız anlaşmışın haricinde ailelerinde anlaşması önem teşkil eder... Huzursuz veya huysuz bir taraf vardır genellikle... Allah nazardan saklasın, aile yemeğinde yaşanan uyum, huzur beni çok ama çok mutlu etti... Önemli olan aileler değil çocuklardı çünkü... :)

Tü tütü tüüüüüüüüüüüüüü... :))) (Simbat sende çek kulağını, vur tahtaya :)))) )

Ne güzel yiyip içiyoduk ki, gelin kuaför sabah 9'da çağırdı beni demesin miiiii !!!

Arkadaşlar olarak hiç birimiz iplemedik... Sabah gelmiyosunuz yani yaptı...
Ulan sabahın 9'da napacak? Nikah 6'da düğün 7'de başlıyoooo ne işimiz var leeeyn sabahın 9'da !!!

Sen git biz geliriz diyerekten geceyi erkenden sonlandırıp Amasa'dan Bartın'a otellerimize yola koyulduk... Ve otelde kalan arkadaş ahalisi olarak geç saatlere kadar geyik yapıp eylendik efeeeeem...

Erken erken damadı gelini alıp kuaföre götürmesi için yolladık, bizler uykumuzu alıp, keyifle oramızı buramızı kaşıya kaşıya kahvaltımızı ederken, görümceyi gelinin yanına yolladık... 

Sen git bi bak... Güzel oluyomu, akşama gelip almaya değermi, bi bak, bi kaynanalık yap... Biz gelcez... :))))

11'e doğru eee hadi bi gelinin yanına gidelim olduk !!! Yanniiii daha erken ama şimdi gitmezsek laf eder... !!! :pppp :))))

Gittik efem, anaaaa gelinin kafasını sarmışlar, sarmalamışlar !!! 2.30'a kadar böyle duracakmış kafam dedi... İyi dedik sen dururken öyle biz yaptıralım saçlarımızı...

Bartın'daki kuaför salonlarına bayılıyorum... Genellikle hepsi apartmanların giriş katındaki daireler... Geniş ferah, bir ev konforu rahatlığında... Ağda odaları bizim İstanbul'dan alışık olduğumuz gibi hücere tipi değil... Ferah tuvaletler, soyunup giyinmeniz için odalar... Ve çok ilginç İstanbul'da hiç görmedim burada tek kullanımlık sir ağda paketleri kullanıyorlar... 1 kişilik kutular... Sizin için açılıyor, ısıtılıyor ve işlem yapılıyor... Yaptırtmadım sadece gördüm... :) Nişan dönüşü İstanbul'a gelince kuaförüme söyledim, biz duymadık öyle birşey demez mi... İstanbul'da kimse o markayı bilmiyor !!! Hijyen sıfır bizde... Ağdaya Bartın'a mı gidip gelmeli acep? :ppppp

Neyse efem geline dönim ben... Oturduk hepimiz saça-başa... İri dalgalı maşa istedim... İstedim ama sabah duş alırken saçlarımı kremlemiştiiiiim... Bi de Bartın'da rutubet ooof... Saçlar yapıldı, sprey sevmeyen ben sadece ne zımbırtının adı aklıma gelmedi, sadece kremsi o şeyi sürdürdüm... Sevmiyorum ben kazık gibi spreyli-jöleli saçları... Kokusuda hoşuma gitmiyor... Sadece sigaramın kokusuna tahammülüm var saçlarımda !!! :p :)))))

Neyse efendim... İri dalgalrımla mutlu mesuuut, nar çiçeee elbiseme göre göz farım olmadığımdan makyaj koltuğuna oturdum... Kıza dedim ki hafifçe sadece gözlerime... Gerisini ben hallederim... Demez olaydım masadan bi kalktım kiiiiiii, düğünden sonra pavyonda sahne alacak kıvamdayım !!!

Ulaaaan ben hafif dedimdi, doğal dedim diiiiiii... Göz kapaklarımda ki simler ne leeeyn ??? Ama kıyafetinize uyuyooor...

Le geeet, yürü simbat yürüüüü pavyon şarkıcısı arkadaşın seni giydirsin yürü...
Simbat'la aramızda espirisi olan 'adına da derleeeer seeeeks' şarkısını söyleye söyleye gelini Işıl'la birlikte içeriye soktuk...

Soktuk ama bizimkisinin yine utanacağı tuttu !!!
Eteği yere koyduk... korsesini gözlerimiz kapalı giydirdik sonra tutturdu dönün arkanızı diye !!!

Ulan ne kıymetli popon var leeeeeeyn diye söylene söylene dediğini yaptık ve ters giydi eteği...

Bi taraftan Işıl, bi taraftan ben bu sefer eteği o içerdeyken döndürme telaşına girdik !!!

Ama nasıl söyleniyoruuuum... Başlarım senin, kıçınada, başınada... Madem böyle yapacaktın kendin giyinseydin diye... :)))))

Aaaa tepem attı ama... Tamam bende olsa çekinirimde bu kadarıda eziyet oluyo ama !!! :))))))))))

Ben söylenirken anacığım geldi, çekti beni kenara dua fısıldadı kulağıma... Gelini giydirirken bunu söyleyeceksin diye...

Peki dedim... Bir yandan iç eteği doğru oturtup, sırt iplerini bağlarken duasını ettim... Ayakkabılarını giydirirkende tüü tüüü tüüüüü yaptım bolca... :))))))

Gelinin altından çıktığımda, benim gözümde hiiiç durmayan rimellerim yanağımdaydı, iri dalgalar ise gitmişti !!!

Gelinin duvağı-makyajı tamamlanırken  ben, aaaaaaaaaa saçım, rimelim modunda cırlarken bir yandanda bekarların adlarını ayakkabının altına yazmayı unuttuğumuzdan yeniden gelinin altına girmek zorunda kaldım !!!

Damaaaat gelinin eteklerinin altında bi türlü çıkamıyoom damaaaat !!! :ppp :)))))))

Neyse efendim tüm isimler yazıldı, saçlarım yeniden maşalandı, pavyon makyajıma yeniden cila atıldı, akşama Suzan Kardeş gelemezse ben, Bir Demet Tiyatrodaki pavyon şarkıcısı Züleyha kıvamında sahne almaya hazır halde damatcığın paracıklarının büyük bir bölümünü kuaföre bırakarak çıktık...

Gelinimiz evine gitti, erkek tarafının onu almasını beklemeye...
Kuaförden otele gelirken amaaan ne gitcez alcaz onu boşverin diye şakalaşıp durduk !!!

Walla kız tarafının yanında erkek tarafını, erkek tarafının yanında kız tarafnı durmadan satan bir ekiptik ki çok eylenceliydi ! :)))))))

Arkadaşlar-aile hepimiz aynı otelde kalıyoduk... Herkesin hazır olamsı biraz uzun sürünce gelinden hadiiiiii gelin alın beni diye mesajlar yağmaya başladı!!!

:))))))

Arabalara doluşup kız evine gittiğimizde asıl eylence başladı !!!
Kapıda davul-zurna karşıladı bizi...
Kız tarafı olanlar bir anda saf değiştirip erkek tarafı oldu ve çıktık yukarıya...
Birgül teyzeye fiyatta anlaşırsak kızı almaya geldik dedim... Şayet 6 taksit yapıyorsanız alaaa alaaa... :)))))))

Neyse efem içeriye girdik... Gelini damat odasından alırmış... Gelini odasına soktuk... Kuzenler ve arkadaşlar olarak kapıyı kapadık... Hepimiz birer sigara yaktık ve damadı beklemeye başladık...

Damat geldi kapıyı çaldı... hep birlikte kapıya çullandık...
Kapı açılmaaaaaz dedik...
Damat ellerini ceplerine soktu, kapı aralığından bir deste uzattı... Desteyi kaptığımız gibi kapıyı suratına kapadık... :))))))))

Çok eylenceliydi ama çok alçakçaydı !!! Damaaaadım soorrry walla :)))

Offf anlatılmaz yaşanır bir görüntüydü... Kaç 6-7 kadın içerde damadın verdiği paraları sayıp paylaşıyorlar !!!

Damadın en yakın arkadaşının eşi aynı zamanda gelinin yakın arkadaşı... Demesin mi bunlar az diye !!!

Kapıyı açtım, gelin çıkmıyo dedim !
Damat cebinde para kalmadığından sağdıcına döndü, sağdıç ceplerini boşaltıp damada para verirken, döndüm Hatice'ye kocanın paraları bitiyo dedim...

Ayy kıyamam kocama dedi !!!
Aaaaa yağma yok dedik !!! :)))))

Neyse efem aç gözlü bahşişçiler olaraktan 2. turda bahşişlere doyduk ! Aslında daha da isteyecektik ama Hatice kocasına daha fazla kıyamadı !!! :))))))
Kapıyı açtık al damaaat, senindir  dedik !!!
Onlar koridorda yürürken bizler bahşişleri küşük el çantalarımıza sığdırma derdindeydik !!! :))))))))

Gelin dayısının kolunda evden çıktı, gelin arabasına davullar-zurnalar eşliğinde bindi...
Ve herkezin gözleri dolu bir şekilde onu evinden uğurladık...

Düğünün yapılacağı otele geldiğimizde hepimiz rahatlamıştık... Bi tek gelin gergindi...

Çocukluğumdan bir hikaye anlatmıştım ona... Anlatmaz olaydım... O yüzden gergindi...

Efenim bir tanışımızın çocukları tam masaya otururken damat sandalyeden düşmüştü... Hepimiz ve gelinde gülmüştü... Ve kısa süre sonra bu çift boşandı... Evlenenden önce başımıza ne gelebilir diye sorunca benimde patavatsızlığım tutmuş bu hikayeyi anlatmıştım !!! Biz gülelim ama siz birbirinize gülmeyin demiştim böyle bişey olursa... Amaaan geyik yapıyodum !!! :)))))

Gerginliğini almak için yapmadığımız şaklabanlık kalmadı !!! Kayınvalidenin aman sizden başkası yemeyecek diye tembihlediği baklavalara bile sarktık !!! :))))

Çocukluğunun geçtiği havuz başında çok güzel, son derece zarif biçimde hazırlanmış masalara konuçlandık ve harika bir gece geçirdik...

Eminim o orası böyle oldu, şurası istediğim gibi olmuştur demiştir... Ama bizce herşey yolunda ve tıkırında geçti...

Suzan Kardeş'in ekibi geç geldiği için canlı müzik yapılamadı diye çok homurdansada bizler ve diğer davetliler çok keyif aldık herşeyden...

Gecenin sonunda ben giydirdim ben soyucam diye tuttursamda ciddiye almadılar beni :pppp :)))))))

Ben kiiim göbek atmak kim olsamda Simbat'ın hatrına kalktım sallandım, bişiler ettim... Görüntüleri izlersem şayet aaaay dicem eminim !!! :))))))

Sabah muzur arkadaşlar olarak eeee bu kadar uyudular yeter şeklinde telefon yağmuruna tutskta bizi hiiiç iplemediler !!!

Yedik içtik eylendik...
Görümcenin taşıdığı takı çantasını yürütmek için planlar yaptık...
Anıları paylaştık, yeni dostluklar kurduk...
Gelinliğin canı çıktı... Küçük sökükler büyüdü... Kirlendi...
Malatya için yeniden elden geçecek...

Malatya düğünlerinde halay bol olurmuş efem... Ben kiiim halay çekmek kim diyorum ama çektirtmeden bırakmayacaklar... Spor ayakkabılarımı giyip düğüne katılmayı planlıyorum... ;)

Haftaya Malatya'dayız efem... Sayelerinde gezelim, görelim memleketimizi tanıyalım yapıyoruz...

Malayta'ya başka bir elbiseyle gideceğim. Göz makyajı kolay olan benim farlarıma uygun bir elbiseyle... ;)

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetineeee inşallah maşallaaaaaaaaah !!! ;)

26 Mayıs 2011 Perşembe

Uçmadan uçurmaca...

Teknoloji ilerledikçe uçarak seyahat etmenin daha kolay olması gerekirken 'terör' sebebiyle tüm gelişmelere-tüm çağdaşlıklara rağmen uçakla seyahat etme ritüeli geriliyor...

Bin Ladin yakalandığında bir kaç Amerika'lı ünlü 'artık uçağa binerken laptopumuzu açmak zorunda değiliz' diye twitt yazmışlar...

Ah ne saf salaklık !!!

Keşke Bin Ladin yakalandı-öldü diye bitseydi çekilen eziyetler... Ama nerdeee...

2002 senesinde Swiss air'la Zürih aktarmalı Boston'a uçarken ilk defa katı güvenlik önlemleriyle tanışmıştım.

Uçak ha kalktı kalkacaktı ama biz bekleme salonuna giden kapının önündeki uzun x-ray kuyruğundaydık !!!

11 Eylül'den sonra gidersen böyle olur işte demiştim kendi kendime...
Ayakkabınız ne olursa olsun çıkarttırıyorlardı... Galaş-maloş veya yerde halıda yoktu... Pis zemine basarak geçmek zorundaydınız...

Bir patlayıcı maddeyle gökyüzünde havaya uçmanın riskiyle yerden size bulaşacak pisliğin riski elbet karşılaştırılamazdı ama yinede insandınız ve hijnen istiyordunuz...

Başlarda sadece Amerika uçuşlarında böyle bir uygulama vardı... Millete gülerek anlatırken yavaş yavaş Avrupa'yı ve Türkiye'yide etkisi altına aldı deli gibi arama-tarama...

Dış hat uçuşlarında 2 saat önce havalimanında olmanız yeterliyken artık 4 saat önce orada olmanız bile yetmeyecek hale geldi...

Şarbon paniği, kuş gribi, sıvı patlayıcı tehditler derken artık uçağa bebeğiniizn mamasıyla bile giremez oldunuz !!!

Metaller, kemerler, ceketler, ayakkabılar derken, suyunuz, el kreminiz, makyaj temizleme losyonlarınızda çıkmaya başladı...

Cinyıs uzmanlar oturdular insanları çırılçıplak gösteren x-ray cihazları tasarladılar... İçinizde ne varsa görmek için...

Allah korusun yanlışlıkla farkına varmadan vücudunuza iğne batmış olsa, ahanda bombacı, vücudunun içine patlayıcı yerleştirmiş diyerek sizi karga-tulumba alıp götürecekler !!! :)))

Biz sıvı yasağıyla Macaristan'da tanıştık. Macarların çok güzel ve özel bir çiçek balları var. Sevgili annem, anneannem için aldı. Kırılmasın diye valize koymadık. El çantamızın içine koyduk, diğer kırılacak şeylerin yanına...

X-ray sırasındayken tuhaf alet edevatlar gördük... Çantalarımızı, giysilerimizi koyduğumuz bantın üstü daha cihaza girmeden önce kapanıyordu ve didik didik çantaları arayıp birşeyleri çıkarıp atıyorlardı...

Alaallah olduk... Niye ki?
Niyekimizin yanıtını annemin oturma eylemi yapmasına kadar giden olaylar zinciri sonucunda çok ama çok iyi öğrendik !!!

Sıvı yasağı başlamış efendim... Hayırlı uğurlu olsun da bizim sıvımız yok yanımızda... İnşallah maşallah x-ray'den free-shoplara geçtiğimiz zaman olacak sıvımız diyerekten rahat rahat klasik prosüdürü uygulayıp geçmeye çalışıyorduk kiiiiiii, el çantamıza el konulduuuuu...

!!!

Görevli hatun  anneme çantayı açtırdı, açtırtmasıyla 2 tane balı çıkarıp taaak diye çöpe atması bir oldu !!!

Aloooo olduk... Ne iş olduk...
Memelekette bu uygulama doğru düzgün başlamadığından acemiydik...
Rehberimizde bal gibi katımsırak sıvıların uygulamaya dahil olduğunu söylememişti...

Benim aslan burcu, sarışın inadı tutunca tam tutan anacım havalimanını öyle bir karıştırdı ki...

Oooo süperdi !!! :))))
Yetkili şahıslar rahat koltuklarından kalkıp annemin ayağına geldiler...
Çok haklısınız ama yapabileceğimiz bir şey yok dediler...
Valizleri geri çağırıp koymak istedik onada hayır dediler...
Biz para verdik buna dedik... Macar Hükümeti zararımızı karşılamalı...

Ama öyle...
Cuba dönüşü Air France'ın acımadan attığı şeyleri görseydiniz anlardınız... Kim ne yapıyor acaba onca içkiyi, suyu, parfümü, kremi, losyonu...
Para çöpe gidiyo...
Bizim gibi 3. dünya ülkesi insanlarının emeği, kazancı sonra kimlerin zevki-keyfi oluyor?

Kimse bu konuda bir şey yazıp-çizmiyor...
İmhamı ediliyor acaba onca ürün?
Hiç şişesi açılmamış rom şişesi çöpemi gidiyor yani? Hadi canım akşam kesin batan geminin malları diye paylaşıyorlardır...

O gün bu gün sıvı yasağı paranoyası yaşayan insanlar olduk !!!
Cuba'ya giderken lenslerimin seyahat boyutu losyonunu yanıma alırken bile tırstım...
11 saatlik yolculukta en yağlı, en vıcık vıcık deri bile kurur... Kremlenmek en doğal hakkımızken töbe yarabbim çük kadar kutucuklara, şişelere doldurmak zorunda kalıyorsunuz ihtiyacınız olan şeyleri...

Bebek mamaları bile ölçünün üzerindeyse çöpe gidiyor!
Ulan çocuk ne yiyecek uçakta?

Zevk değil eziyet artık uçmak !!!
Durmaksızın aranıp taranıyorsunuz...
ATÜ'deki arama tarama SAW'da  yok mesela. (Sabiha Gökçen)
Eylül'de Bartın'a uçtum oradan. Ve laptopumu çantadan çıkarıp x-ray'e koydurtmadılar...
Adnan Mendereste'de öyle...
ATÜ kendisini en mi en avrupalı gören havalimanımız galiba. :))))

Son Londra dönüşünde yuuuh oldum.
Amcacım yaşlı, elinde yük olsun istemedim. Çok sevgili M&Sipencırından Türkiye'den daha ucuza kışlık kaban aldı kendisine... Valizlerimize sığmadı... Benimde elimde el çantası olmasına rağmen, kabanının olduğu torbayı ona taşıttırmayıp kendim taşıdım... Onu önceden içeri yolladım ve ben dışarı çıktım sigara içmek için...  İçtim, hadi artık uçuş bölümüne geçeyim oldum iki tane görevli geldi yanıma hooop dur dediler...

Pardon oldum... Sıvım yok !!! Nasıl bi paronaysa, her görevliyi sıvıcı sanıyorum...  :)))))
Yok dediler sıvı kontrolü bizden sonra...
Eeee siz?
Biz çanta ebadı kontrolü yapıyorz dediler...
Hödöööö oldum...
Elimdeki çanta ve torba kabin içine alınabilecek boyutta dedim...
Öyle ama bir kişi ancak bir el çantası taşıyabilir !!!
!!!????
İki çantayla içeriye giremezsiniz demesin miiiiiiiii !!!

Manyakmısınız leeeeeyn !!!
Hadi biri el çantası, ötekisi ceket konmuş bi torba, o torba ceketimi elimde taşımak istemediğim için bile olabilecek bişey !!! Yani bazen yolculuklarda ceketinizi bişeyin içine tıkıp taşımak istemezmisiniz... Ha elimde taşımışım ha torbada durumu yani !!!

Onda ceket var dedim...
İki çanta taşıyamazsınız dedi...
It's a plastic baaaaaag !!!  Not hand bag !!! This is a hand bag...
Anaa adamlar inat etti giremezsin diyorlar... Bi tek ben değil... Benim gibi 20 kişi yığıldık !!!
Ya sabır, hadi bismillah...  I'm traveling with my uncle. This's his jacket bag.
 I carry it because he's old. He'd already gone...

O my good !!!
Zar zor ikna oldular efem... Ukala şeyler içerde birbirinizden ayrılmayın demesinler miiiii... Ulan neyse ya sabır... Hadi Ozy'cim yürü x-ray sırasına...

Girdik sırayaaa...
Ooo ayakkabılar fora !!!
Ben tüm seyahatlerimde spor ayakkabısı giyorum... Tek aranıp taranmayan-ayağımdan çıkarılmayanlar onlar...
Efendim eskidendi, şık-şık iki dirhem bi çekirdek uçmak...
Şimdilerde ne kadar az-hafif ve basit giyinirseniz o kadar iyi...
Hatta balensiz sütyen giynin !!! Telleri ötüyo diye hatun bi görevli tarafından mıncıklanmayın !!!
50 yaşındaki bi kadını bi sefer gözümün önünde mıncıkladılar öyle... El alaetiyle taradı olmadı, bu sefer hatun elleriyle girişti kadına...

Sıramı beklerken, bermuda şortlu bi adama yapmadıklarını bırakmadılar...
Adamın cargo tipi bi şortu vardı... O tarz şortlar bol cepli olur bilirsiniz... Ceplerinde de metal düğmeler...

Adamı aletle, elle elleye elleye bir oldular... Hatta adamın poposuna bile pandik attılar nerdeyse !!!

Adam görevlinin elleri üzerinde dolanırken rahatsız oluyo ama bişey diyemiyo... Kıpraşıyo rahatsız rahatsız... Görevli adamın apış arasıymış, poposuymuş hiiiç umursamadan ellerini gezdiriyo...

Yani, tamam güvenlik herşeyde bu kadar taciz, bu kadar eziyet, bu kadar insan hakları diye cırlayan Avrupa'dan bu kadar insan haklarına tecavüz...

Bilmiyorum, uçmadan önceki bu aramalar-taramalar bana artık eziyet gelmeye başladı...

2 liralık suyunu atıyo, içerden 10 liraya su aldırıyo sana...
Kutunun içinde bitçik kadar krem kalmış, kutunun boyutu uygun değil diyip, içindekinin ölçüsüne göre değerlendirmeden çöpe atıyo, ayakkabında veya giysinde birşey yok ama salak alet ötüyo işte, elledin, baktın daha ne yani... Çırılçıplak mı soyunalım !!!

Uçmak artık eziyet. Kuralları 1 milimetre bile esnetmeyen görevliler yüzünden seyahatiniz tadı, gününüz güzelliği, keyfiniz kaçıyor...

Bundan sonra neyi arayıp-neyi yasaklayacaklar acaba?
Tükürük örneği alıp dna testimize göremi bineceğiz uçaklara?

Mukadderaaat efem, mukadderaaaat !!!

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Setur ve memleketimizden insan manzaraları...

Yeşil pasaport sahibi değilseniz işiniz-yaşınız ve mesleğiniz ne olursa olsun vize almak için kafayı yedirten bir prosüdür yaşıyorsunuz...

Hazır amca İngiltere'ye gitmek için ikna olmuşken kısa süreli vize almak olmaz dedik... Almışken uzun alalım ve ilerleyen zamanlarda İskoçya-miskoçya'da yaparız dedik...

Senelerdir İngiltere'ye gitmediğinden sorun yaşamayalım diyip bir tur şirketiyle gitmeye karar verdik...

İlk önce tüm turlu seyahatlerimizde etrcih ettiğimiz pronto'ya gittik... Kayıt olduk ve bana kesin gidilecek denildiğinden tiyatro biletlerimizi satın aldım. Aradan 1 hafta geçti tur satılmıyo iptal ettik sizi başka tura alalım dediler... Bizde yok dedik bizim gitme amacımız farklı hadi size iyi günleeeer olup kesin gidiş garantisi veren Setur'a gittik.

Setur'un tüm turları pahallıdır. Setur'la 3 yıldızlı otelde kalamazsınız... 4 yıldızlı otelleri bile lükstür... Amca için feda olsun dedik ve aslında çok ama çok anlamsızca fazla olan ücreti ödedik...

Sorunsuzca vizesini aldık ve BA'le yeni yapılan Heatrow 5 terminale uçtuuuuk...

Çok nefis bir terminal olmuş... Senelerdir NG'de inşasını izlediğim terminale inmek yapım aşamasını bildiğim, deli gibi tv'deki hiç bir belgeselini kaçırmadağım terminali kanlı-canlı görmek harikaydı !!!

Mimar veya mühendis olmayınca size heee terminal işte gibi gelebilir... Ama benim için öyle değil... Seçilen malzeme, tasarım aşaması, inşası, terminaller arasındaki ulaşımı sağlamak için tasarlanan küçük trenler... Mesleki anlamda Alis harikalar diyarındaydım yani... :))

Çok büyük, devasa bir terminal. İnsan kendisini çok küçük hissediyor... Son derece sade ama o sadeliğin altındaki karmaşık teknoloji... Tıkır tıkır işlemeyi sağlayan karmaşayı hissetmiyorsunuz... Ferah, modern ve İngiliz değil !!! :))

Terminalden çıktık otobüsümüze bindik klasik şehir turumuza başladık... Yolda yerli rehberimizi aldık. Tanrım ne kadar şirin bir rehberdi o öyle... 6 dil bilen Philip hayatımda gördüğüm en sempatik İngiliz'di...

Gerçek bir İngiliz'le şehir turu almak çok farklı oluyormuş... Bunca senedir giderim, okumadığım gezi kitabı kalmamıştır Londra hakkında... Ancak Philip bize gerçek bir İngiliz'in gözünden, düşüncelerinden harika konuştuğu Türkçesiyle şehri tanıttı...  

Yerli rehber seçimlerinden ötürü Setur'u tebrik ediyorum... Ayrıca rehberimizide... Rehberimiz uçağa binmeden evvel bizimle tek tek tanışmaya çalıştı... Uçakta kontrol yaptı... Genellikle rehberi pek göremezsiniz... İndiğinizde tanışırsınız... Uçakta doldurulması gereken bir form varsa onu kafanızı-gözünüzü yararak siz doldurursunuz... Ya yorgundur rehber tüm yolculuk boyunca uyur ya da kafasına göre olan yolcularla geyik yapar... Rehberimiz bu güne kadar gördüğüm yolculuk sırasında ki en sahiplenici rehberdi...

Myfair bölgesinde ki otelimize geldiğimizde, otelin önünde park yeri olmadığını söyledi rehberimiz... Trafik ters olduğu için inerken trafiğin aktığı taraftan ineceğimizi ve bu yüzden valizleri almak için çok zamanımızın olmayacağını, her kesin herhangi bir valizi alıp otele gitmesini istedi...

Ama ı-ıııh !!! Türk milleti yapar mıııı yapmaaaaaz !!! Sol taraftan akan trafiğe inat millet kendi valizini alma telaşına girdi ! Yuh ! Valizi alıp otobüsün önünden geçip 2 adım atınca oetelin içine giriyosun... O sırada kim çalacak valizini ya da bişey yapacak... Başkasının valiizni 2 dk. taşısan ne olur? Hem artık tüm valizler tekerlekli... Taşımayıp çekiyosun...

7-10 kişiden sonra baktılar olmuyor rehberin dediğinin doğru olduğunu anladılar ve dediğini yapmaya başladılar...

Son gün ise, uçağımız erken olduğu için bize kahvaltı saatinden önce kahvaltı verildi... Otel sayımıza göre kahvavtı salonunun bir köşesini hazırlamış... Doğal olarak tüm salonu hizmete açmamışlar...

Grubuzya grup olarak oturmamızda bir mahsur görmemişler... Genellikle 6 kişilik yuvarlak masaların olduğu bölüm bize ayrılmış... Ancak Türkler'im birlikte oturmak yerine bizim sayımız daha fazla diyip salonun diğer bölümlerinide hizmete açtırdılar !!!

Nolucak yani 15-20 dakika elin adamıyla-elin ailesiyle aynı masada oturup kahvaltı yapsan?

Neden oturmuyosun? Namahremmi, maymun gibi mi yemek yiyosun?, konuşmalarını mı duymasın? Mantığı çözemedim...

Türk milleti grup gibi davranmaz... Adı gruptur sadece... Ama habitleri öyle değildir...

Rehberler iyi dayanıyo walla. Ben hayatta rehberlik yapamazdım... Türk milletinde şey vardır çünkü sidik yarışı... Beeen, ben, been... Ben daha marka giyorum, ben daha iyi okulda okudum, ben şurdan alışveriş yaptım, amaan o da kiiim, sanki biz kızılhaç yardımıyla katılmışız tura, sanki eşit para ödememişiz, bi tek onun parası var sanki !!! Rehberide genellikle küçük görürler... Ayyy okumuş ama rehber olmuş ! Sen ne olmuşsun? Nobel ödülü almış bilim insanı mı?

Ben Türk insanıyla seyahat etmekten hazetmem... Ama el mahkum işte gidiyoruz... :)

Bu turda bir öğretim görevlisi anne-kız vardı ki hiç beklemezdim onlardan   sabah sabah gıcık ettiler beni...

Kahvaltıdan sonra yola çıkılacaksa genellikle kahvaltıya valizimle inerim ve valiz odasına bırakırım. Bu seyahattede öyle yaptım... Tekrar odaya çıkmam için neden yoktu... Ben sigara içen bir insanım... Kahvaltıdan sonra kahvemle sigara keyfi yapmayı nerde olursam olayım ihmal etmem. İçerdede içilmediğinden dışarıda içmem gerekiyo... Bu keyiften mahrum kalmamak için bide illa yukarı çıkmamı gerektiren bişey yoksa vakit nakittir der ve kahve-sigara keyfi yaparım...

Benden başka bide amcam valiziyle inmişti aşaşğıya... Bu çok bilmiş 2 hanfendü aaa valizleriyle inmişler kih kiih kiiih yaptılar...

Valizlerin sahibinin kim olduğunu bilmeden karşı koltuğumda yaptıkları muhabbetlerinden ötürü gıcık oldum... Sebep? diye atlicaktım ama hadi dedim sus...

Bunda ne tuhaflık var çözemedim... Ben 6 asansörlü bir otelde sabahları asansör trafiği yaşayıp geç kalmayı deneyimlemiş bir gezginim ! Sabahları otellerden çıkış çok olur... Ve boş asansör bulup valizlerinizle binmek bazen mucize gibi bişey olur !

Kih kihlik bi durum göremedim ben ama neyse...

Zevkler-renkler-habitler meselesi bu !

Otle giriş yaptığımızda bizden kredi kart numaramızı istediler... Mini-barı kullanırsak, ücreti takıp çıkmayalım diye... Bazıları buna tepki gösterdi... 2. gün otel bizden özür dilemek mahiyetinde odalarımıza meyve tabağı, koca bir şişe su ve çikolata gönderdi... Bununlada yetinmeyip 3. gün akşam üzeri küçük bir kokteyl düzenledi bize... Rehberimiz Setur gibi güçlü bir şirketi tercih ettiğiniz için şanslısınız dedi. Firma otelin canına okumuşmuş, otelde hatalarından ötürü af mahiyetinde bunları yapmışmış...

Walla bu kredi kartı numarası olayı beni rahatsız etmedi beni rahatsız eden merkezi havalandırmanın bir türlü kapanamayışıydı !!!

Nasıl gürültülü çalışıyodu !!! İlk gece yorgunluktan sesi takmadan uyudum ancak 2. gece otururken bile çıldırttı beni !!! Resepsiyonu aradaım lütfen merkezi sistemi kapatırmısınız yada kısarmısınız dedim. 20-25dk. sonra bi çocuk gönderdiler... Dolabın içindeki şalterlerle oynadı etti... 10dk. sonra kapanacak dedi... Kapanmadı... Birşekilde kendimi zorlayarak uyumaya çalıştım...

Galiba bu aralar kutup ayısı çok aşık bana !!! Tam uyudum derken ara sokağa bakan odam sebebiyetiyle bu seferde İngiltere saatiyle 5'te çöp arabasının sesine uyandım !!!

Nereye gidersem gideyim bu aralar sabah 5'te uyanmadan edemiyorum !!! Kaderim bu artık herhalde !!! :ppp

İngiltere gibi bi yerde o kadar gürültülü çöp toplama pek şaşırtıcı geldi !!!

Neyse 3. gece resepsiyona cırladım, çıldırıcam dedim. Sessiz ve kesintisiz bir uykuya ihtiyacım var. Memleketimde mannak bi komşum var onun yüzünden zaten uyuyamıyorum bari şu 3 gün adam gibi uyuyayım !!!

Bu sefer kocaman bi adam gönderdiler... Adam sesi duydu... Bende uyuyamam bu seste dedi !!! Size sessiz bi oda bulucam!

Gece yarısına kadar oteldeki tüm boş odaları dolandık !!! Sessiz bir oda bulamadık. Bi sebebpten ötürü havalandırmayı devre dışı bırakmayı başaramadılar... Rehbere bu durumu söylemedim. Söylesem ne olacak ancak sessiz bi odası olan başka bi otele transerimi yapmaları gerekirdi... Güçlü ve kuvvetli Setur bunu yaparmıydı acaba?

Yada bana 3 günlük adam gibi uyuyacağım başka bir tur hediye ederler mi? :p Otelin kabahati diyip çıkarlar işin içinden... Yazdık-çizdik ankete bakalım...

Paranız bolsa Setur'u deneyimleyin derim... Böyle 4 günlük değil uzun seyahatlerde kaliteli tur şirketi, konaklama ve ulaşım daha önemli oluyor... Kısa süreli gezilerde önemli değil de uzun süreli ve bu güne kadar hiç gitmediğiniz dünyanın öbür ucu gibi ülkelerde kalite önemli oluyor... Mesela Hindistan'a sakın dandik turla gitmeyin... Kaliteli tur şirketi, kaliteli konaklama önemli...

;)

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Ev alma komşu al, alamıyosan beynini al !

Ev alma komşu al demişler... Ne doğru demişler...
Sabah 4.30'dan beri ayaktayım...
Üst kattaki ne idüğü belirsiz adam ve eve getirdikleri yüzünden !!!
Adama öküz dicem ama öküzlere hakaret olacak !!!

Adamın kısık sesle konuşma ve ses çıkarmama gibi bi huyu yok !!!
Sabaha karşı eve geliyo ve böğüre böğüre hem eve getirdikleriyle hem telefonda konuşuyo !!!

Bu sabah kimi getirdiyse tepemde yer yatağımı hazırlıyolardı ne analayamadım acayip bi gürültü-takırtı vardı... Eve getirdiği adam böğürdü:

Karı nerde yatacak diye !!!

Hasbinallah çekip, Beniiiiim koynumdaaaaaaa diye bağırdım !!!
Töbe töbeeee...

Efenim üst kat Arap prensine kiraya verilmişmiş !!!
Şaka gibi ya !!!
Mal sahibi avukat! Yaşını başını almış bir beyefendi ! Dünkü çocuk olsa anlarımda artık tilkinin tilkisi, kaçın kurası bi adam yani... Nasıl inanır böyle bi şeye ve kiraya verir !!!

Bizi deli eden kıl kuyruk demiş ki ona ben Arap prensinin burdaki işlerini görüyorum. Evinizi tutucak senede 2 defa gelip kalacak !!! Mal sahibi adama inanmış vermiş. Bir nevi doğruluk payıda olabilir çünkü her babayiğitin harcı değil 3000 liralık kirayı 2 senelik peşin vermek !!!

Arap prensi yokken kimsenin ne iş yaptığını çözemediği bu kıl kuyruk kullanıyo evi... Bi insan sabahın 5'de nerden gelir?

İstanbul'da maden ocağı yok ! Madende sabaha kadar kazı yapmadığına göre nerden olacak alemden...

Bizce pavyondan! Pavyon fedaisimidir, yoksa bi takım kadınları kötü yola düşürüp onlardan para kazanan pe. midir kimse bilmiyor !!!

Mal sahibi durmaksızın bizim ve diğer komşuların şikayetinden bıkmış olacak ki önümüzdeki hafta bize görüşmeye gelecek.

Gelecekte ne olacak?
Adam sabaha karşı eve geliyo, takır tukur bişeyler yapıp uykumuzu bölüyo, önü-arkası-ağzı-burnu artık neresini bulduysa şaaaapmasını bangır bangır bize duyuruyo, ayıp-mayıp-saygı-maygı dinlemiyo dicez de... Adam paraları İngiltere'de yaşayan kızına çoktan göndermiş bile... nasıl çıkarıcak adamı?

Ses yalıtımı desem, adam evdeyken yalıtım zor. Tüm eve sesi emsin diye halıyla kaplatmaya zorlayın desem, adamın balyoz etkisi yapan yürüme sesinden kurtulucaz sadece. Sabaha karşı fındık mı kırıyo, çiğ köftemi yoğuruyo artık ne yapıyosa o sese nasıl çare bulunacak bilemiyorum !!!

Dörtte uyandım yaaaa !!! Sanki bizim evin içinde adam sürüsü vardı !!!
Hööö hööööö hööööö !!!

Karı nerde yatacakmış !!!
Ebemin bilmen neresinde !!!

Ah ah, erkek olup şunu bi güzel benzetmek nasıl isterdim !
Sabaha karşı mutfakta öyle ses değil böyle yapılır diye kafasına yapıştığım gibi mermer mutfak tezgahına vura vura, beyni patlayıncaya kadar işte böyle gürültü yapılır demek !!!

Veeeee hatun canım acıyo diye bas baaaas temepizde bağırırken dinlemeyip şaaapmaya devam edip, sinirlerimizi alt üst etmesinden dolayıda bilmem neresini de fare kapanına sıkıştırıp...

Ocaktan beri asap kalmadı. Ayıp kalmadı ! Sevişmeyip tecavüz ediyo, içiyo, iğrenç İbrahim Tatlıses türkülerini sonuna kadar açıp dinliyoooo...

Polis poliste nereye kadar polis !

Fuhuş yapılıyo diye savcılığa şikayet etmek lazımda... Al başına bela ondan sonra...

Şu Arap Prensinin adını öğrensem elçiliğe gidicem... Adama ulaşsınlar şikayetimi iletsinler diye... Ne biçim prenssiniz şanınıza leke sürdürüyosunuz, ne biçim müslümansınız evinizde haram-zıkkım herşey yaplıyo diye ! (:p çokta umrunda olur ya... asıl o gelince hareminden kafayı yeriz)

İnsan huzurlu, 8 saatlik uykusunu almayınca ne kadar kötü oluyor...
Birde huzurlu, güvenli dediğiniz aprtmanınızda böylesine iğrençliklerin yaşanması nasıl rahatsız edici...

Tarlabaşında otursam bu kadar rahatsızlık yaşamam herhalde...
Pürtelaş'ın Teşvikiye şubesi bizim evin üstüdür !!!

Adama noterden ihtar çeksem ne olacak? Asıl kiracı o değil... Asıl tutan adama uluşmak lazım...

Bakalım mal sahibi gelecek ve kiracısının kıl kuyruğundan öğrendiğim seks terimlerini bir bir söylediğimde ne hissedecek !!!

Yooo Süha bey hiç yüznüz kızarmasın, hiiç beni ayıplamayın... Ocaktan beri neredeyse her akşam yaşıyorum ben bu eğlenceyi, işitiyorum bu iğrençlikleri... Adam tüm gün uyuyo, akşam üzeri kalkıp vampir hayatı yaşıyo ben 3 saatlik-4 saatlik uykularla zombi zombi... 

Walla erkeklere tecavüz etmekten zevk alan bi tipleme biliyosanız yollayın gelsin... Tarafımdan kendisine her türlü izzet ve ikram zevkle yapılacaktır... Yeterki ağzını burnunu kıra kıra, bağırta bağırta, her nereden peydahlanmışsa peydahlandığı o pis kara kuyuya dönmesini sağlasın.

40 yaşımda sapık etti herif beni yaaaaa !!!

Be adam ben bilmeez düşünmezdim böyle iğrençlikler. Sayende kuzuların sessizliği oldum !!!

17 Mayıs 2011 Salı

Evlilik ve bireysellik...

Evlenmek, yuva kurmak, beyaz atlı prensinle sonsuza dek mutlu-mesut yaşamak...
O la laaaa...
O la la ama birde buzdağının görünmeyen kısmı var...

Evini harika bir şekilde dekore etti... Mimar nişanlı şahane tasarımlar yaptı. Bence dolapların çekmece yükseklikleri çok alçak ya neyse... Mimarın işine karışılmaz... :p 7 sene sonra baba inadını kırdı, damat ailenin her türlü adetine-geleneğine ok dedi ve ay sonunda biri Batın'da diğeri Malatya'da olmak üzere iki düğünle bir peri masalına imza atılacak...

Atılacak ama, evimden ayrılmak koyuyor bana dedi...
Ne diye koyuyo ya dedim... Ne güzel artık gündüzleri ışık yakmayacağın bir evin var... İçini aklındakilerin hepsini gerçek kılan şekilde döşediniz... Artık kaçak değil resmi resmi aynı evi paylaşmanın keyfi-huzuru... Aaa kocaman terasında hastalığın olan demleme çay partileri keyfini düşün...

Gülümsedi... Doğru diyosun dedi...

Doğru diyorum ama kolay değildir insanın evinden-yurdundan ayrılması... Hele senelerce tek başına yaşayıp, evinin patronu olmuşken, düzenine, dağınıklığına, abuk veya abuk olmayan habitlerini gönlünce yaşamışken birden birken iki olmak... Ne kadar sevsende, ne akdar anlaşsanda bir şekilde farklı olan huylar-alışkanlıklar...

Kolay değil 20 ve 30 küsür sene habitin olmuş şeyleri bir başkasıyla %100 yaşamak, göstermek, törpülemek ya da unutmak...

Hepimizin birbirimize belki tuhaf gelecek alışkanlıkları vardır... Evliliklerde bu alışkanlıkları değiştirmek, bırakmak ilk başlarda zor olan şey olsa gerek...

Her nekadar içini arzu ettiğin gibi döşemiş olsanda, yıllarca sana yuva olmuş, bir sürü iyi-kötü anıyı yaşadığın yeri bırakıp gitmek kolay değil elbet...

Her ne akdar uyumlu bir insan olsanızda yenilik-değişiklik insanı bazen huzursuz edebilir... Sizin olsada yabancı gelebilir...

Henüz yeni evinde yaşamıyor... Yaşamaya başladığında eski evini özlemeyecek... Tek özleyeceği şey çok sevdiği Beşiktaş Köy meydanına yakınlığı olacak... Amaan kadı kızında bile kusur olurmuş şimdi 6 lira taksi parası verip gidecek Beşiktaşına... :)

Ona moral verirken birken ikili olmanın tatlı zorluklarını düşünmeden edemedim...

İnsanız, tek başına veya ailemizle yaşıyorsak bazı şeyler batmaz veya rahatsız etmez... Dağınıklığınızı toplayan vardır... Ya da ailenize başkalarına abuk gelen bi huyunuz abuk gelmiyodur... Ama iki kişi olunca ister istemez bi çeki düzen vermeniz gerekir kendinize...

Mesela ben gece yatakta televizyon izlerken lays yemeyi çok severim... Sex&city'de Carri'de yatakta portakal yemeyi çok seviyordu ve Mr. Big kendi evinde yemesine izin vermiyordu...

Evlensem yatakta lays partisi yapma aşkım bitmek zorunda. Kocam evde yokken eheee gizli gizli yatakta lays partisi verip onu aldatmak belkide evliliğimin en gizli keyif veren sırrı olacak ! Adam arada yememe ses çıkarmazsa aldatmamada gerek kalmaz tabi... :)))

Adamın yanında el-ayak bakımı yapmakta olmayacak... Belki çok acil bi durumda yapılabilir ama ben bu tarz şeylerin pek göz önünde olmaması gerektiğini düşünüyorum. Saygıyı yitirmeden dozajında...

Mesela ilişkimizin başında bi gün sevgilim tv izlerken ortadan kayboldum... Bazı tırnaklarımın törpülenmesi gerekiyordu... Törpünün sesinden veya görüntüden hoşlanmaz diye yanında yapmak istemedim... Sevgilim yanıma geldi ve ne yapıyosun dedi... Bende söyledim yanımda yapabilirsin dedi ama yinede gitmedim... Belki bi 5 sene sonra filan ancak böyle bir şeyi rahat rahat yanında yapabilirim... Ondan da emin değilim...

Hastalıkta-sağlıkta, iyi günde-kötü günde en iğrenç veya güzel günde beraber olmak için yemin ediliyor. Sevdiğiniz insandan iğrenmiyosunuz ancak yinede bazı şeylerin göz önünde yapılmaması gerektiğini düşünüyorum...

Belkide tek çocuk olmamla alakalı... Kalabalık bir ailede büyümüş olsaydım bu kadar çekingen veya gizleyen olmazdım... Bir çok insanın çok rahatça yapabildiği şeyleri ben kaç senelik dostum ve sevgilim olsada yapamıyorum...

Evelenecek olan arkadaşımın evi bazen çok dağınık olur... O dağınıklık beni rahatsız etmiyor çünkü tek başına yaşıyor, ve geç saatlere kadar çalışıyor... Ayda 1 veya 2 defa eve kadın geliyor... Kendince düzeninde mutlu...

Zaman zaman aynı şey bendede oluyor... Aslında düzenli bir insanımdır. Çekmecelerim İkea'dan alınma çekmece içi düzenleyicilerle doludur. Yatak odamı tasarlarken atkı ve eldivenlerime varıncaya kadar aklınıza gelebilecek tüm kalemleri hesaplayıp kullanım alışkanlıklarıma göre çekmece ve raf tasarımı yaptım. Ama gelin görün bazen yıkanan çamaşırları askının bulunduğu odadaki yatağın üzerine atıp, yerlerine yerleştirmeden bir sonraki çamaşır gününe kadar oradan alıp giyindiğim oluyor ya da arada çekmecelerine tıkıştırıyorum onları... Tembellik yada isteksizlik diyelim...

Evlendiğimde adamın çekmecelerine öyle tıkamam... Ya da git çamaşır odasından giyin diyemem... :))

Birlikte yaşamaya başlayınca bu tarz uyuşuklukları-dağnıklıkları yapma şansınız kalmayacak !

Mesela bu gün acelem verdı yatağımı toplamadan çıktım evden ve üstümden çıkardıklarımı yere attım... !!! Evli olsam, koca eve gelmeden eve gidip düzeltirim deme şansım olmayacak ! Olsa bile olmaz... Şimdi akşam eve gittiğimde düzelteceğim ama o zaman kocam ne kadar anlayışlı bir adamda olsa tuhaf kaçacak... Ancak evi o halde bırakıp çıkmam için çok ama çooook acil bi durum olması gerekir... Mesela böyle bir lüxsünüz olmayacak evlendiğinizde...

Ben her gün duş yapmasam delirenlerenim. Ama bazı haftasonları canım hiç yıkanmak istemez, sabahlığımla, tepemde abuk bi şekilde toplanmış saçlarımla pineklerim... Hiç birşeye elimi sürmek gelmez içimden... Tv izleyip, kitap okumak, ordan oraya devrilmek bazen bir haftalık tatil yapmışcasına iyi gelir... Evlendiğimde böyle bi şansım olacak mı? Hayır... Tembel tembel takılıp dinlenme tatilimi daha nezih bir görüntü içinde yapmak zorunda olacağım. Öyle leş gibi dolanmak, şayet bir rahatsızlığım yoksa eşime büyük bir saygısızlık olur...

Yine Sex&city'de vardı... Bekar hayatlarında yaptıkları abuk habitlerden birisiyle yaşarken vaz geçmek üzerine bir bölüm...
Carri tetelefonda konuşurken ayaklarındaki nasırlarla oynuyormuş !
Charlotte ise siyah noktalarını sıkıyormuş aynanın karşısında saatlerce...
Avukat olanın adı neydi o da ellerine ve ayaklarına bakım kremi sürüp otururmuş...

Allaha çok şükür hiç nasırım yok... Durduk yere ayaklarımla oynamam ama cilt bakımına gitme zamanım yaklaşırken bazen bende aynada gördüğüm bir pütürü sıkmak için banyoda kalırım... Ellerime ayaklarıma her akşam krem sürerim ve bazen ayaklarıma çok yağlı bir krem sürdüysem çorap giyip yatarım !!!

Adamın yanında çorapla yatağa girmek olur mu? Olmaaaaaz !!! :))))

Hepimizin böylesi alışkanlıkları var... Estetiği ve saygıyı yitirmeden aynı evde bir ömür yaşamanın yollarının bulunması gerekiyor...

Erkekler için dert değil ama bizim kıl-tüy durumlarımız dert mesela... Aynı evde yaşayana kadar kıllarımızı-tüylerimizi dert etmeyiz... Buluşmalarımızı o günlere göre ayarlamak gibi hileler yapabiliriz... Ama aynı evde 7 gün 24 saat yaşamaya başlandığında ne olcak? Ne kadar pijamaların yada çorapların altına saklanabilileceğiz? Bir şekilde görecek... 2 haftada bir mi ağdaya gideceğiz? Ya da eşimiz bunun bir doğa kanunu olduğunu kabul edip öyle bal dök yala kıvamına gelmeden önce biraz dişi maymunlar olarak dolanmamız gerektiğini kabul edecek!

Erkeklerinde tuhaf habitleri var muhakkak ! Filmlerde hep gösterilir adam ayağından çıkan çorabı koklar ve yere atar mesela ! Yani üstünüzden çıkardığınız bi gömleği-t-shirtü koklamayı anlarım ama çorap?

Ya adam diş macununu cart diye ortadan sıkmayı seviyor ve kapağını kapamıyorsa? Ya da ıslak havlusunu oraya buraya koyuyorsa... :))))

Yada buzdolabını açıp meyvesuyunu şişeden kafaya dikiyorsa !!!

Biz kadınalr neyse de erkekelrin bekar habitlerini bırakmaları biraz zaman alıyor sanırsam... Şişeden diklemenin ne mahsuru var canım ya da çorapları oraya buraya atmanın... :))))

Arkadaşımın nişanlısı çamaşır asılmasını sevmediği için eve kurutma makinesi aldılar...  Adamın kendince olması gereken kanunları var... Aslında herkesin var !

Onca sene ailenizle yaşasanızda bir birey olarak kanunlarınız, alışkanlılarınız oluşmuş... Ve birden onları bir başkasıyla paylaşmak, yaşamak, değiştirmek yada göz önünde olmak yapmak zor zanaaat ! :))))

Çocukken ince külotlu çoraplara takmıştım kafayı... Onları giymek çok estetik gelmezdi bana... Ne kadar bedeninize göre olsada ağları bi tuhaf bol dururdu... Artık ağlı yapıyorlar eskisi gibi çirkin bir görüntü vermiyor ama yinede bir adamın karşısında giyilmemesi gereken bir şey olarak düşünürdüm hep! Allahtan artık silikonlu çoraplar çıktı... Jartiyersiz jartiyerli çoraplar !!! Çocukluğumdan beri estetiği dert olan ince çorap giyme işi estetik hale geldi !!!

:)))))))

Bilmiyorum belkide ben çok hassasım... Çok düşünceliyim... Elimden geldiğince insanları rahatsız etmemeye çalışırım... Öyle abuk bi habitimde yok... Yatakta lays yemek, arada bacaklarımda batık olmuşmu diye kontrol etmek ve çiş yapmaya gidip yarım saat banyoda kalıp yüzümü sıkmak haricinde pek ıııyk bi habitim yok !

Yok ama yinede bi çişe gidiyorum diyip yarım saat sonra banyonun kapısında kızarmış bi yüzle kocaya ebelenmekte pek hoş olmaz herhalde? :))))))

Kahvaltı yapma alışkanlıklarından, yemeğin yağına-soğanına varıncaya kadar bir başkasıyla yaşamak zor zanaat. Bazen istemeye istemeye bazen canı gönülden bir takım şeyleri yapmaktan vaz geçmeniz ya da yapmanız gerekecek...

Bilmiyorum insanın evlenmeden yaptığı ev habitlerine dönme arzusu ne zaman baş gösteriyor...

Baş gösterdiğinde yapmak için uğraşılıyor mu yoksa ehee güzel günlerdi diyip unutuluyor mu?

Bilmem ben yıkanmadan pinekleyerek bir haftasonu geçirme hakkımı isterim mesela... O zaman ne yapacağım kocayı otele ya da annesinin evine mi yollayacağım? Ya da kibarca, ben bu haftasonu şehirli bir ilk insan olmak istiyorum bana anlayış gösterirmisin hatta sende dene sevebilirsin mi diyeceğim?

Bilmiyorum...
Birlikte yaşamak bilinmeyenlerle ve süprizlerle dolu bir kutu...
Vazgeçeceğiniz bir sürü şey olsada sabah ilk gördüğünüz şeyin onun gözleri olması bence sizi deli eden, gıcık eden, sinir eden onca alışkanlığına rağmen paha biçilemez bir mutluluk...

Diretmeden, bencilce heyt huuyt benim dediğim olacak, istediğimi yaparım demeden ortak bi yol bulup hem kendimiz hem biz olabilmek işin sırrı ha nedersiniz?

;)

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Abiye ayakkabı deneyimi...

Bir yandan gelinle uğraşıyorum bir yandan kendimle...
40 yılda bir giyineceğim bir elbise almak yerine, bir sürü defa keyifle giyineceğim şık bir elbise yaptırtmaya karar verdim...

Beyoğlu Olgunlaşma'nın harika 2 hocası arzumu yerine getirebileceklerini söylediler...
O la laaa...
Şifon uçuşan bir elbisenin benim arzuma uygun olacağına karar verdik ve Emine hocayla kumaş almaya gittiiiiiik... Emine hoca siyaha karşı bir hoca. Saolsun annemde... Tutturdular canlı bir renk al diye...
Nar çiçeğini çok severim... İçinde sarı çizgileri olan batikimsi bir nar çiçeği şifona gönlümüzü kaptırdııııık !!! ve aldık. Renk süper... Hocalarda süper dikiyorlar... Daha ne derdim olabilir ki?

Ayakkabııııııııııııı !!!

Böyle bir elbisenin altına dore bir ayakkabı yakışır. Ok. Hiç dore ayakkabım yok, alırım biter gider derkeeeeeen...

Cuma'dan beri gezmediğim ayakkabıcı kalmadı !!!
Ninewest'te çok güzel bir model beğendim. Tam tarzım... Renk tam elbiseme uygun... Bal rengi bi dore... Ancak benim o kürdan bacaklarımın çöp bilekleri o kadar komik durdu ki ayakkabıda... Aşkımız istemeye istemeye bitti...

Mukadderat diyip vardır başka modeller diye dolanmaya başladım...
O-haaaa !!!
Tüm dore ayakkabılar pavyonvari !!!
Ve tüm ayakkabıcılarda aynı modeller !!!
Abiye ayakkabının adresi Erol'dur... Erol uçmuş... Svarovski taşlı ayakkabıları 300-400 kaaat !!!
Altın kaplamalı olan yokmu acep? Bu kadar paraya altın kaplama olsun bari... :pppp

Yok yok yok !!!
Benim gibi sadecik bi hatuna uygun ayakkabı yok!
Tüm ayakkabıcılar aynı tasarımcıyla mı, aynı fabrikayla mı çalışıyor nedir?
Hepsinde aynı şeyler !!!

Hotiç yaya diye bir seri çıkardı geçen sene. Bu sene tüm yakkabıcılarda yayanın kopyeleri var!
O kadar birbirinin aynısıki aykkabılar cumartesi günü Cevahir'de dolaşırken bir ara yine aynı ayakkabıcıya mı girdim oldum !!! Girmemişim!  modeller o kadar aynı ki öyle hissetmeme neden oldu !!!

Bir tüketici olarak bu beni rahatsız etti. Mesela Hotiç'in yaya serisi pahallıdır. Uygun fiyata kopyesi herkesin alabileceği bir anlayışla yapılmış olabilirde, Bata, Elle, İnci ve daha bir sürü markada aynı ürünün olması bana yanlış geldi. Kopye edeceğine sen daha başka bir tasarım yap... O kadar tasarımcı var. Deri memeleketi bi ülkeyiz... Tamam ayakkabıda İtalyayla yarışamayız belki ama bu kadarda taklite, kopyeye düşecek kadar da aciz değiliz bu konuda!

Elle tasarımcısını değiştirmiş galiba... Bata'nın daha zarifi olmuş yaz koleksiyonu... Şekerci dükkanı gibi çok güzel renklerde üretmişler ama yılların Elle'sinin bir tarzı vardı... Biraz cool, tasarım ve değişik... Şimdi X bir markayla hiç bir farkı kalmamış !!!

Millet olarak takliti çok seviyoruz... Kafa patlatıp yeni birşey üretmek yerine...

Neyse efem... Ben kendime dore ayakkabı bulamadım. Var olanları ancak ve ancak  sevgiliyle pavyon feeentazisi yapmak istersek alırım !!!

Allı-taşlı-güllü... O noooo felaketinde...

Beymene veya Vakko'ya gitsem kesin ecnebi markalardan hııh gönlüme göre işte diyebileceğim bulurumda... 40 yılda 1 giyilecek ayakkabıya 1000 küsür liralar vermek pek mantıklı gelmiyor...

Düğüne çıplak ayaklı kontes olarak katılma kararı verdim... :))))
Bakacağım 2 yer kaldı... Ondan sonra gelinin ayakkabısını yaptırdığı yere gideceğim... Model seçip doresini yaptırtacağım !

Üzgünüm pavyon gülü gibi gösteren ayakkabılarla hiiiç işim olmaz !!!
Zevkler ve renkler işte...
Böyle rafine zevkleri olan bir hatun olunca, sürüden ayrı kalan koyun gibi oluyosunuz...

Tüketiciler olarak haklarınızı savunun... Her yerde aynı modeller, birbirinin kopyesi sadece renk farklılığıyla çeşitlilik olmaz... Koyun yerine koydurtmayın !!! İşleri ne, tasarlasınlar, üretsinler... Çalarak çırparak iyi bir marka olunmaz !!!

Baş nedimenin maceraları...

Daha önce sadece gelinlik bakmayla bu görevden yırtmıştım...
Ancak bu kankim sonuna kadar beni görevlendirmekte ısrarlı çıktı !!!
Mukadderaaaaat !!!
Perşembe günü ofiste çalışırken 'sana ihtiyacım var'dedi...  Meğersem sadece gelinliği alıp, çıkıp gitmek yeterli değilmiş... Düğün günü gelinliği gelinlikçi uzmanlığında giydirecek birisi şartmış !!!

Leeeyn dedim benden başka adam mı bulamadın?
En yakın sendin dedi...
Hay allahım Teşvikiye'de oturup, Taksim'de çalışmanın böyle dezavantajlarıda var işte diyerekten gittim eğitimimi aldııııım... :)))
Aldım almasınada, düğün günü eminim giydirirken orda olanlarla birlikte kendi tarzımızı yaratıcaz !!!

İç eteği önce yere koyuyorsunuz belini açmadan, sonra gelinliğin içine kolunuzu sokup iç eteğin üstüne yerleştiriyorsunuz ve gelin kızı ayakkabısız bi şekilde çamaşırlarıyla içine sokuyosunuz... Sokuyosunuz ama benim kanki pek bi çekingen !!!

Leeen Simbat, inan şu an kıçını başını görüp aaaay ya da aaaa şeklinde yorumlarda bulunacağım en son an !!! Gir leeeyn şu gelinliğin içineeeee !!!
Amaa ben...
Simbaaaat, poponu görmicem, önden giricen, gelinliğin arkasından diiiil !!!
Neyse ben ve işin uzmanı hatun gerçek anlamda ilk provayı zar-zor yaptık... Bak şurasını şöyle çekicen, burasını böyle edicen diye bisürü şey anlattı ve gösterdi...

Eheeee... Aklımda mı peki? Yani yaparken hatırlarım diyorum... :ppp

Anam benimkide öyle afilli bi gelinlik seçtiki... Altını giydirmekte sorun yokta asıl iş üst kısımda !!! Sırtı açık çapraz bağlarla bağlanan bi model ! Göğüs kısmı otursun diye önce onun göğüslerini alttan sımsıkı sarıp sarması gerekiyor ki ben gelinliğin üstünü hem oturtayım hemide bağları bağlayabileyim diye !!!

Tabi hiç birimiz günlük hayatta memelerimize sarılıp sıkmadığımızdan, gelinlikçi hatun beceriksizliğimiz karşısında deli oldu !!!

Sıkın diyor...
Bizimkisi elleri göğüs altında duruyor...
O sıkmadığından ben giydiremiyorum...
Kadın sıkın diyor !!!
Gestaponun gelinlikçi modeli...
Aaaaa Simbat, sık şunları yoksa gelip ben sıkıcaaaaam !!!
Oy oy... ter boşandı walla...
Göğüsleri oturttuktan sonra bağları düzgün ve sıkıca bağlama işi onca senelik maket tecrübeme rağmen zor geldi !!!

Orasını sık, burasını bağlamayla iş bitmiyor... Kabarıklığı veren iç eteğin telini düzelt, alttakı tülleri çek, arkada kuyruğu düzelt, duvak takılınca ki düzeltmeler...

Aaaaaaa !!! A !

Yok anam bu iş ayık kafayla olmaz!
Simbat söyle damada Metro kartımı alsın ve bize sen hazırlanırklen içmemiz için bi sürü şampanya alsın dedim !!!
Sahne korkusunu, telaşını yenen artistler misali...
Gelin deli edici şekilde heyecanlı olacak, ben doğru yapabilecekmiyim diye... Bide orda bi sürü insan !!!

Nedime olarak beni değil Hatice'yi seçmeliydi... Benim doğru dürüst abiye deneyimim bilem yok !!!

Neyse mukadderaaat diciiiz...
Düğün günü damattan önce ben bol boool gelini sıkıştırıcam, mıncıklicam anlaşılan !!!
Nikahı sen basıyon ama ben şiiişşşş... :ppppp

İşte böyle efem... Saolsunlar sevgili arkadaşlarım sayesinde hiç aklımda olmayan deneyimler yaşıyorum...

Bu arada Türkiye'de parmaksız jartiyerli çorap olmadığını öğrendik... M&S'da var ama Türkiye'ye getirmemişler... Haftasonu Londra'ya gidiyorum... Londra'da gelin çorabı alışverişi yapıcam !!! 40 yıl düşünsem ince çorap alma telaşı yaşayacağım aklıma gelmezdi...

Böyle bi arzunuz varsa Çarşamba akşamına kadar bildiriniz... Gitmişken sizede alayım...

Bi sevaba girdik bari tam olsun... ;)

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Kör gözlü aşk : Tiffany&co

Belliydi zaten sevdam yüzünden başıma bir şey geleceği !!!
Ah ah ne geliyorsa başıma aşklarım yüzünden geliyor zaten...  :)))

Efenim, sağır sultan dyumuştur, yedi cihan biliyordur benim Tiffany&co hastalığımı... Hadi kendime torpil geçmeyeyim manyaklığımı diyeyim... :)))

Seviyorum tasarımlarını, çalıştıkları tasarımcıları... Bu kadar beyenmemin nedeni belkide mesleğim... Olaya mücevher yada takı olarak değil tasarım olarak yaklaşmamdan kaynaklanıyor büyük ihtimalle... ki mukadderaaaaat !!!

Bi ben kendimi mannak sanırdım, ooo yakın bir arkadaşımın ilk okul arkadaşı bendende mannak çıktı !!! Bizi tanıştırırken ahanda iki tiffanici ne halt ediyosanız edin dedi !!! Eheee sonunda neden bahsettiğimi bilen bir insanla tiffany konusunda konuşmak pek bi zevkliydi yanlıııız hatunu 2 sebepten ötürü çok kıskanmıştım; 1-Londra'da yaşıyodu ve 2- Tüm ürünleri ucuza Heathrow'daki Tiffany'nin freeshop mağazasından alıyordu !!! 

Hııır olmuştum !!! :))) O benimde sevdiğim ama onun kadar çok aşık olmadığım klasik  Return to Tiffany  tag koleksiyonu hastasıydı... Ben bu koleksiyonun kolye uçlarını beğeniyordum sadece...

Her neyse efem, yıllar önce Amerika'ya gittiğimde tazecik bir üniversite mezunuydum ve 5. caddedeki o muazzam binasından alışveriş yapacak param yoktu... Yıllar geçti 3-5 alabilecek duruma geldim ama bu seferde Amerika'ya haa diyince gitme şansı bulmama imkan yoktu... İngiltere'ye zırt-pırt gittiğim dönemlerde ise almak hiç aklıma gelmemişti... Gelse bile sterlinlerime kıyamamışımdır büyük ihtimalle :)))))

Benim uzaktan uzağa aşkım devam ederken, dünyanın önde gelen mücevherat perakende zincirlerinden Dubaili Damas memlekette mağaza açtı ve onlarla birlikte  Tiffany'nin ürünleride memlekete geldi...

Geldi ama Amerika'da vergisiyle birlikte ödediğiniz ücretin daha fazlasını ödemeniz gerekiyordu !!!

Bir şekilde paramı biriktirip istediğim ürünü almaya gittiğimde fiyatları duyup şoke oluyodum !!! Leeeyn gümüş leeyn bu !!! Amerikada 150 dolar sizde nasıl 275 dolar? Gelirken uçakta görünmez svarovski taşlarla mı kaplandılar nedir? diye sorsamda cevap alamadım heç !!!

Zaten saolsunlar öyle bi hizmet vermektelerki, içeriye girdiğinizde 'sen kim olduğunu sanıyosunda geldin, burdan ürün alabilecek birimisin' bakışlarıyla sizi ayrıca deli etmekteler !!!

Neyse bir kaç sene önce aaaa illa alıcam oldum. Kaç paraysa kaç para, kazıklanıcaksamda kazıklanıcam diyerekten ! Gittim... 350 dolarlık Paloma Picasso tasarımı kolyeye 380 dolar bayıldım !!! Enayilik biliyorum ama istiyoruuuuum !!! Aldık...  Bu arada, burdan alışveriş yapabilecekmisin bakışlı Damas Tiffany cash paramın üstünü veremedi !!! Lütfen biraz bekleyin dediler ve para üstü bulma telaşına girdiler... Kasanızda paranız mı yok... Bence ben size değil, siz bana layık değilsiniz... Lütfen acelem var hadi şeklinde bir takım çirkeflikleri de zevkle yaptım.  :))))

 Çirkeflikleri yaparken küpelerinide istiyorum dedim... 3 ay sonra gelecek dediler... 1 sene geçti küpeler gelmedi !!! Ben onları aramaktan, onlar bu gün yarın demekten bıkmadılar... En son geçen sene Viana'ya gittiğimde sıçarım leeeyn oldum, bunlarımı beklicem... Daldım Tiffany'ye oh miiis... Aradığım, istediğim herşey var... Ve insan gibi bir muamele var... Avrolarıma kıyıp aldımda aldım... :)))

Ancak ve ancak Tiffany aşkı öyle birşeyki ne kadar alırsanız alın doymuyorsunuz... İstiyor ve istiyorsunuz... Bana inanmıyorsanız benim gibi hasatası ve pastası olan başka bir şahsiyet bulunuz ve sorunuz...

Neyse konunun yazılma sebebiyetine dönelim; Sevgili alt komşumuzun kızı NY'ta yaşıyor... Onun Amerika'ya gideceğini öğrenince, kadına hiç mi hiç göstermediğim kadar yakınlık gösterip sizden birşeyler isteyebilirmiyim dedim... Tabi dedi ve ben sana gitmeden önce haber veririm...

Sonra ben  mutlu böcük bir şekilde hayata daldım... Hatun gitmesine 2 gün kala, benim en yoğun olduğum gün ben gidiyorum dedi...

Siparişlerimi hazırlamam gerekiyordu, dolar alıp vermem gerekiyodu ama bir sürü işim ve gücüm vardı... Akşamüzeri işten çıkmadan evvel Tiffany'nin internet sayfasına girdim ve arzu ettiğim ürünleri bastım... Hatuna götürüp verdim...

Kendimden o kadar eminim ki bir daha kontrolde yapmadıııııım !!!
Dırınınııııııım !!!
İki gün önce istediğim 3 kolye geldi...
Birinin zincir boyunu kısa diğerinin kolye ucunu yanlış sipariş etmişim !!!
Sonuçta kullanamayacağım veya beğenmediğim şeyler değil ama bir tanesi zaten var olanın en küçük boyu. Yani aynı kolyenin boy boyuna sahip olmaya deli derler !!! :p

Neyse dün Damas'ı aradım... Değişim yapıyomusunuz diye... Yok dediler... Siz dedim ne işe yarıyosunuz ben anlamış değilim dedim. En baba, en yok satan ürünleri getirmiyosunuz... Biten bi ürün neredeyse 2 senede geliyo... Karmarjınında karından satıyosunuz...Nesiniz ki siz !!!

Adam sakin olmamı söyledi ama artık çok geçti. Eheee galibam bundan sonra Türkiyedeki hiç bir Tiffany mağazasına sokulmayacağım !!! :ppp

Amerika'ya mail attım. 1 hafta sonra Londra'ya gidiyorum dedim. Londra'daki mağazanız sizin kendi mağazanız... Memleketteki gibi dandik corner şube değil... Değişim yapmak istiyorum dedim...

Cık dediler... Sadece Amerika'da değişim yapabiliyomuşum !!!

Zinciri kısa olan öylede kullanılır... Zincirin 1 boy daha uzun olması benim kaprisim... O sorun değilde... 2 tane Paloma Picasso x kolyeyle napıcam onu kestiremiyorum !!!

Daha önce almış olduğumun üzerinde küçük bir pırlanta vardı. Bu pırlantasız... Birini cici günlerde, küçük ve pırlantasız olanını hergün, denizde menizde-sporda-çarşıda-pazarda mı kullanıcam... Galiba öyle...

Böööö !!!
Ya da ay sonunda evlenecek olan kankime takim diyorum ! Benden sana güccük bi hatıra... Tiffany kolye bak! Seni ne kadar çok seviyorum ki sana almışım diye... :pppppppp

Ah ah... Ben biliyodum, bi gün Tiffany aşkımdan başıma bi şey gelecek diye söyleyip duruyodum !!! Ahaaa geldi !!!

Neyse, her güne, her ana bi kolyem oldu !!!
Bi 10 sene kadar bu aşkı silip atmalıyım !!!

Bi daha ben Tiffany-miffany sayıklarsam, alıcam dersem, sipariş verdim dersem beni engelleyin... Zincirlere filan vurun !!!

Aşkın gözü kööööördür... Mukadderaaaaat !!!

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Bir ressamla tanışma: Orhan Taylan

Samsun, Küçük-Asya olarak bilinen, Anadolu Yarımadasının kuzeyinde Orta Karadeniz Bölgesinde, Kızılırmak (Eski Halys Alis) ile Yeşilırmak (Eski İris)in denize döküldüğü yerler arasındaki yörede Mert Irmağı ağzına kurulmuştur.

Kadın savaşçılar Amazonların yeri yurdu olmasından çok tarihimizde Atatürk'ün Kurtuluş savaşını başlatmak için adım atmasıyla ünlenmiştir.

Ne hikmettir bilinmez, savaş döneminde çok 'muhacir' almıştır... Liman kenti olmasından dolayı mı yoksa o dönemde yaşayan Rumlar yüzünden Karadeniz'in en gelişmiş şehirlerinden olmasından mı bilinmez...

Orhan Taylan'ın ailesi Selanik'ten göç ettikten sonra önce Konya'ya gidiyor, sonra bakıyor orada 'onlardan' yok. Çoğunluk Samsun'da ve Samsun'a gidiyorlar...

Benim ailemin Samsun göçü hikayesi ise;

Anne tarafım halis muhlis İstanbul'lu. Fatih'te yaşayan varlıklı bir aile... Büyük dedeye Samsun'a demir yolu yapılacak diyorlar... Gidermisin... Dede mallarını bırakıp ailesini alıp gidiyor Samsun'a. İstanbul'daki mal varlıklarına Samsun'da da bir sürü şey ekliyor... Ancak dedenin bir kusuru var içkici... Önce İstanbul'daki mallar birer birer satılıyor sonra Samsun'dakiler... Çocukken dedemle dolaşırken gösterirdi buralar bizimdi diye... Mukadderaaaat !!!

Baba tarafımın hikayesi iş değil savaş korkusu...
Dedem eskiden Yunanistan'ın şimdilerde Bulgaristan'ın kasbası olan Petriç'li... Annesi ve babası öldükten sonra 2 erkek kardeş hayatlarını idame ettirirken Bulgarlar geliyor ve kasabalarını işkal ediyorlar... Dedem ve erkek kardeşi Bulgarların işkencelerine maruz kalıyorlar ve bir gün dayanamayıp herşeylerini bırakıp İstanbul'a göçüyorlar...  Mübadele yıllarından önce gelmelerine rağmen mübadele sırasında devlet onlarıda mübadil olarak görüp Tekirdağ'ın Saray kasabasında toprak veriyor onlara... İstanbul'u bırakıp oraya yerleşiyorlar ve amcamın hatırlayıp anlattığı kadarıyla kovboy filmlerindeki herşeyin satıldığı dükkanalra benzer bir dükkanı oluyor dedemin. Son derece başarılı bir tüccar oluyor...

Babaannemin babası ise Kadıköy güzeli mal müdürü Emin efendi. Öyle yakışıklıymış ki, Kadıköy'de dillere destanmış yakışıklılığı... Mal müdürü olarak görev yaparken Tekirdağ'a tayin ediyorlar... Babanem evlilik yaşına geldiğinde de, kasabanın en varlıklı, eğitimli adamı olan dedem layık görülüyor mal müdürünün kızına... Evleniyorlar... Bu arada Kadıköy güzeli Emin efendi, bir paşa kızı için ailesini terk ediyor ve İstanbul'a geri dönüyor... Paşa kızı bu yakışıklı adamın 2. eşi olmakta bi mahzur görmüyor...

Herneyse, zaman geçiyor babanem durmadan ürüyor en ufakları olan babamı doğurduktan kısa bir süre sonra 2. Dünya Savaşı patlak veriyor.

Almanlar Trakya'yı ve İstanbul'u alacaklar söylentileri dolanıyor... Dedem gençliğinde Bulgarlardan çok çektiği için varını yokunu bırakıp çocuklarını kaptığı gibi haritadan seçtiği bilmediği bir şehre yola çıkıyor...

Baba tarafımın Samsun göçü böyle başlıyor... Dedem bakıyor deniz memleketi... Okuyan okur, okumayan bir şekilde limanda iş bulur... Çocuklarının hepsi okuyor hatta 2 üniversite bile bitiren var. Bir tanesi sonradan onlara yuva olmuş bu şehrin ilk üniversitesini kuruyor. Samsun 19 Mayıs Üniversitesinin 7 kurucusundan en büyük yatırımı yapan ve üniversite kurulsun diye ön ayak olup yılmadan uğraşan kişi benim amcamdır.

Biz sonradan Karadenizliyiz işte... :)Ailem  Samsun'a vefa borcunu bir sürü yatırımla ödemiştir...

Babam mimar, çok sevdiğim amcam inşaat mühendisi olunca bir süre sonra mütehaitliğe başlıyorlar... Samsun ve çevresi bizim kepçelerimiz, bizim ustalarımız, babamın planları, amcamın mühendislik dehası ile dolmaya başlıyor...

Orhan Taylan ortaokul eğitimi için Samsun'dan çıkıp gitmiş... Liseden sonra Roma Akademisi vs. derken Samsun'la bağı kalmamış Samsun ve çevresinden çıkan bir çok başarılı sanatçıdan bir tanesi...

Ailesi Samsun'un kalantorlarından... Samsun Şehir Kulübünün yanındaki eski rum evlerini satmaya karar veriyorlar... Ve amcam satın alıyor babam çiziyor, ben ilk okuldayken inşaediliyor ve babam ölmeden 2 ay önce kullanıma açılıyor...

Orahan Taylan'ı tanımam bir zamanlar onun oyun oynadığı evinin bahçesine yapılmış apartmanımız değildi. Sanat sever amcam tarafından evimiizn duvarlarını süsleyen ressamlardan en çok beğendiğim olmasıydı... Fikret Otyamlar, Taylanlar...

Otyamın koca gözlü kadınlarının aksine Taylan'ın eskiz görünümündeki kadınları beni daha çok etkiliyordu...

Bir türlü kendisiyle tanışamıyor, çok istesemde sergisine gidemiyordum...

Geçenlerde benim halkla ilişkiler uzmanı annem bir sergisine denk gelmiş ve kızım sizin hayranınız çok tanışmak istiyor demiş...

Orhan bey beni aradı randevulaştık ve bir arkadaşımla beraber Asmalımescit'teki atölyesine gittik...


Of of... Eski bir Beyoğlu evi... Yüksek tavanlar, geniş salonlar...
Bir mimar olarak mest ötesi olduğum bir mekanda hem yaşıyor hem çalışıyor...


Orhan beyle son derece keyifli bir sohbet yaptık... Ailemden, ailesinden, benim bilmediğim Samsun'dan ve sanattan söz ettik...


Sohbetimiizn en ilginç konusu ise, Mısır sanatına başka bambaşka bir gözle bakmamı sağlayan İskender'le Mısır'a giden Makedon sanatçılarının Mısır'da verdiği eserler üzerine oldu...


Ben ve arkadaşım sanat tarihi bilgimizi baştan yaratan dökümanlara hayranlıkla baktık...  Picasso'nun resimlerinin sırlarını öğrendik...


Bir ressamın çalışma ortamını gördük ve anlattığı anılardan memlekette sanata ve sanatçıya verilen değeri bir 'devlet sanatçısının' ağzından öğrendik...


Yurt dışında sergi açmanın zorlukları, onca eseri taşımanın derdi, gümrük memurlarımızın sergi için çıkan eserlere tavırlarını...


Çok keyifliydi...


İkimizde Samsun doğumlu olsakta bir nevi 'sonradan olmayız' ancak son derece hoş ve keyifli bir memleket sohbetide başkasıyla yapamazdım...


Eserlerine bayılıyorum hatta tapıyorum... Ancak en ucuz tablosu 4000 TL... Sanat için bu para verilir mahallemin kadınları kaç binleri ne markalara harcıyorlar... :)))


Verilir verilmesinede henüz sanat için ayırabileceğim bir birikimim yok... İnşallah günün birinde kendi kazandığım ve biirktirdiğim parayla duvarlarım büyüdüğüm evin duvarları gibi sanatla dolar...


Çok keyifliydi...
Tavsiyem beğendiğiniz bir sanatçıyla onun mekanında gidip tanışmanız...
Sanat aşkımı, sanat tarihi okuyup-araştırma-öğrenme arzumu ve yeniden kara kalem çalışmalar yapma arzumu kırbaçladı 2 saatlik görüşme...


Sanatla geçen bir cumartesi... İtinayla tavsiyem olunur... ;)