Ozborn'dan Merhaba...

Ortaya karışık, akla, yüreğe ne düşerse buraçta...

Etiketler

22 Şubat 2012 Çarşamba

London 14 şubat volum 4

Walla bu sonuncu yazı 14 şubatta ilgili!!! :)))))
Dönerken gel-git'in gitme etkisi bitmiş gelme etkisi başlamıştı... :) Bir önceki yazıda gördüğünüz kalp nice aşklar gibi, nice yürekler gibi silindi gitti... Mukadderaaat efendim... :ppp :)))))))))))))))

Klasik müzik sevmeseniz bile girin ve içini gezin... Royal Festival Hall memleketimde olmasını dilediğim bir konser ve etkinlik salonu... Akşam üzerleri giriş kattaki dans pistinde dans dersleri veriliyor... İçerdeki büfelerde neredeyse kendinize süper bir akşam yemeği ziyafeti çekebilirsiniz... Satış mağazası ise harika harika... Ama maalesef beğendiğiniz en küçük bir şey bile 15 sterlinden başlayan fiyatlarda... Kendime 19 sterline çay almış hatun olarak anneme 15 sterlinglik bi bez çantayı çok mu gördüm... Gördüm wallaa... Hain evlat ökkeşiyeyim ben! :pppppppp

Keyfe devam... Konser programımı alıp soğuğa rağmen sigara eşliğinde dışarda keyfe çıktım... ;)






Kitap almadan dururmuyum? Ama bu seferki kitaplar taynicik... Londra hakkında bilmediğimiz, meraklısının bilmek isteyeceği infolar... Metro istasyonları adlarını nerden almışlar... Walla metro sever olarak bilmem ve öğrenmem gerekiyodu... Şarap+sigara eşliğinde okuyup üfledim... ;) 


Salonun planı efem... Annemle gittiğimizde konserine göre anneme 27 ya da 33 sterlincik biletlerden alıyorum... Bu sefer bi mimar olarak deneyimlemek istediğim için orkestranın arkasındaki koltuklardan bilet aldım kendime... Evet akustik büyük ihtimalle iyi olmayacaktı... Önden izlemek varken arkalarında oturmak... Ama mesleki olarak merak ediyordum... Günün birinde böyle birşey tasarlarsam deneyimlemeden tasarlamış olmak istemezdim efem... Yani büyük üstaaaad mimarım efem beeen... :pppppp 

Bileti internetten alırken size istediğiniz koltuğu seçtirtmiyor... Konser biletini elime aldığım ana kadar ön sıradan olsun tanrım diye dua edip durmuştum... Bileti elime aldığımda Choir Seats'in ön sırasından olduğunu görünce öyle mutlu oldum ki anlatamam !!! :))))

Programımız efem:

Rachmaninoff Piano Concerto No. 2
Kreisler (arr. Rachmaninoff / orch. Leytush) Liebesleid (European première)
Rachmaninoff Symphony No. 2

Neeme Järvi conductor
Boris Giltburg piano



Sol yanıma 2 tane gaycik geldi oturdu. Gaylerle hiç sorunum yoktur. Ancak tüm gün sokaklarda günü bayram havasında kutlayan onlar olduğundan acep artık straightler için günün anlamı yokmu acep diye düşünmeden edemedim efem... :pppp 

Yanıma oturduktan 2 dakika sonra sol baştaki, yanımdakine hedeye verdi... Bende meraklı yan komşu olarak güya çaktırmayan bakışlarla bakılmaya koyuldum! :) Sarışın şıllık, (walla çocuğa ne dim bilemedim... Hayatımda bu kadar kıpır, kıpır, nazlı-niyazlı, cilveli bi hatun görmedim ki gay hiiiiç görmemiştim! ) paketini açtııııı ve içinden Luvi Viton'dan kartvizitlik çıktııııı !!! Ulan 9 sterlinlik yerde konser izlemeye gelen insanlar birbirine Luvi'den hedeye verir mi oldum! :ppppppppp

Şıllık gayciim, aaay çok güzelmiş diyerek 2 kırıttı sonra yalap şap sevgilisinin dudağına öpücük kondurdu !!!
Nassıl yanni oldum??? Olum, pardon kızım (:p), adam sana Luvi'den hedeye almış... Taynicik bişi olsa bile o kaç paradır leeeeyn !!! Adam gibi teşekkür et, çükünü yala, çükünü yalaaaaaa diye aklımdan geçirirken buldum kendimi !!!! :))))))))
Hatta aynı tuvalete gidebilme şansına nail olduğunuz için sevgililer gününde bi tuvalet fentaaaziside....
O noooo!!! Ayşe Arman'ın seks hayatına taka taka içimde psiko-seksüel bi manyak oluştuuuuu tanrıııım !!! Acep beni bu hale getiren Ayşe Arman'ım 14 Şubatta napıyodur diye düşünürken  hediyeyi veren oğlanla göz göze geldik!!!
Anladığım kadarıyla çaktırmadan bakan meraklı bakışlarım, öküzün trene baktığı versiyona geçmiş çünküüüü !!! :))))))

Ah ah bide aklımdan geçirdiklerimi bilseler diye gülerek döndüm... Kesin beni azcık kafadan kontak sanmışlardır dedim... Amaaan sansınlar derken,  o sırada orkestra elamanları içeriye girdiler... Allahtan zamanlamaları mükemmel oldu ve ben farkında olmadığım psiko-seksüel kimliğimden normal entel-dantel kimliğime dönüş yaptım!!!!  :))))))))))

Nefis bir konser izledik... Boris Giltburg piyanonun tuşlarına değdiği ilk saniye itibariyle beni öyle bir etkiledi ki, 1. satırdaki notalar bitmemişken benim sağ gözümden aşşağıya farkında olmadan bir damla süzülüverdi... 
Rahmaninof yani... Hani... dicek bişey bulamıyorum... Ama inanın yanımdaki kıpırdak gayciklere rağmen bu kadar derinden etkileneceğimi sanmadığım bir konser deneyimi yaşadım... Bölümler arasında alkışlamak klasik müzik kültürü olmayan Türk insanına has bi olaydır... İlk bölüm bittiğinde salonun yarısı alkışlamaya başlinca istem dışı olarak 'anaaa büyük bi Türk grubu gelmiş sanırsam' diye düşündüm !!! :))))) 

Aha benim gaycikler... Mavi-beyaz çizgili almış Luvi'den hedeyeyi... Kıpırdak pembe kazaklı da umarım sadece konser bileti hediye etmemiştir ona... :)))))) Eve gittiklerinde umarım şey etmiştir hııım... :pppp :))))))))))))
Ben sapıım galibaaaaaaaaa... :pppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppp

İlk yarı alkış kıyametle sonlandı... 2001 senesinden beri bu salonda çeşitli konserler izledim... Ve hiç birinde 'bis'e şahit olmamıştım... Ve her seferinde Türkiye'de değsin değmesin herkesi çok beğendiğimizi ve bis yaptırttığımızı düşünmüştüm. 
Adamların  zevklerine-beğenilerine hayran kalıyordum. Benim için muhteşem, ayakta alkışlanacak konserleri sadece alkışlıyorlardı... Yıllardır ilk defa alkış kıyamete ve bis'e şahit oldum... Piyanist tekrar sahneye geldiğimde sağ yanımdaki adam eliyle ne gerek var işareti yapınca sol yanımdakilere takmayı bırakıp ona taktım... Uzmanmısın leeeyn, salon ayakta alkış-kıyamet adamı geri çağırmış sen ne lüzüm var canım ükelalığındasın.. Cık cııık... :))))) Çok ağrızayım dimi... :p

Genellikle Türkiye'de piyanist 2. yarı sahne alır... Çünkü ilk yarıda sahne alırsa millet onu dinleyip kaçar... Burada elbet öyle bir şey olmadı sadece yanımdaki çok bilmiş abi kalktı gitti... İyi de oldu geniş geniş kıpırdak gaycikimle arama mesafe koyarak oturdum :pppp


Müthiş bir konser deneyimi yaşattılar... Orkestrada dakikalarca alkışlandı ve onlarda bis yaptılar... 
Orkestranın arkasında oturup izlemek çok farklı bir deneyimmiş... Şefin mimiklerini görüyorsunuz... Konser başlamadan hemen önünüzdeki müzisyenlerle sohbet edebiliyorsunuz... Ancak tepeniz deki ışıklar kapanmadığından seyirciler orkestra ile birlikte sizi de izliyorlar... İstem dışı bir şekilde sorumluluk hissediyor ve aman kıpırdamayayım, çıt çıkarmamayım diyorsunuz... Bi daha izlermiyim... Yani izlemek isteyen eş-dost olursa onların hatrına... Ama deneyimlemenizi isterim... Akustik evet çok iyi olmuyor... Ancak adamlar yapmış oraya oturma yeri neden orda da oturulmasın... :))))) 

Unutulmaz çok keyifli bir gece yaşayıp otelime doğru yola koyuldum... Otele gitmeden Tesco'ya uğrar tayni şaraplardan alırım diyordum... Bi tanesini ben içerim diğerlerini yarın Türkiye'ye döneceğim için valize atar anneye-eşe-dosta veririm diyordum kiiii artık gece 11'den sonra marketlerde-bakkallarda-çakkallarda alkol satılmama yasağının devreye girdiğini öğrendim!!!!
İngilizler içip-içip kavga çıkardıklarından hükümet yassaklamış efem deeee ulan ben turistim... Yarın sabah markete uğrama şansım yok... Picasso'nun sergisine gidicem ordan otele dönüp valizimi alıp doğru havalimanına... Olur mu leeeyn bu şimdi desem de oldu efem... Alkolünüzü gündüzden ya da 23'den önce stoklayın deeeer sevgililer gününü 4. ve son yazıyla noktalarım... Yarın Picasso'nun sergisine gidicez efem ;)

London 14 Şubat volum 3

Sevgililer günü akşamı için kendime London Philharmonic Orchestrada konser ayarladım... Çin mahallesinde yemek ziyafeti çektikten sonra konser saatime vakit olmasına rağmen yürümeyi çok sevdiğim Shouthwark'a doğru yola koyuldum...  
Trafalgar meydanından South'a yürüyerek geçmenin en kolay yolu Northumberland Ave. den yürüyerek Hungerford Bridge'den geçmek... 
Fotoğraf makinesini çantama koymuş sigara tüttürerek yürürken sirenler çalan bir motosiklet dikkatimi çekti... 
Bu niye ötüyo şimdi yaaa diye arkasından aval aval bakarkeeeen, Abbooooowwww kraliçe geçiyooooo oldum! Bunca zamandır Londra'ya giderim 1 defa Di'yi görmüştüm ama hiç kraliçeyi uzaktan dahi olsa görememiştim... Majesteleri geniş camlı arabasının içinde açık mavi tayyörleriyle önümden geçti !!! Ve fotoğraf makinesi çantada olduğundan, hiç ummadığım bir anda böyle bir şeye denk geldiğimden fotoğrafını çekemedim... Akıl edip çantamdan çıkardığımda da panikle adam gibi zoom yapamadığım için fulu ötesi bi fotoğrafım oldu... :( 

Sabahtan beri kendime verdiğim hediyeciklere-keyiflere birde kraliçe eklendi diyerekten köprüden geçer gelin türküsü eşliğinde (:p) karşı tarafa doğru yola koyulduuum....

London Eye milenyum kutlamaları için yapılmıştı... Uzun süreliğine kalması planlanmıyordu... Ancak o kadar sevildi ki, kaldırmamaya karar verdiler ve South'un ayrılmaz bir parçası haline geldi... Ben 2001 senesinde binmiştim... Değişik güzel bir deneyimdi... Neredeyse her daim önünde uzun kuyruklar oluyor. İlk defa gidiyorsanız deneyimlemeniz gereken keyiflerden... 

Ve South'dayım... Her daim hareketli demiştim size







Köprüden inerken sokak sanatçıları karşılıyor ;)




İşte akşam konser keyfi yaşayacağım Royal Festival Hall...




Yürüyüşüme başlıyorum... Thames'in en sevdiğim zamanları gel-gitten çekildiği zamanlar... Hava soğuk olmasa iner yürürdüm... Baharda gittiğim zamanlarda inip yürüyorum... Oxo Tower'a gelmeden önceki alan genellikle kum sanatçılarının çalışma yaptıkları bölge... Sevgililer gününde giderseniz şayet bi uğrayın derim... Günün anlamına özel kumdan heykeller-çalışmalar öyle her yerde göreceğiniz türden değildir çünkü...

Onca emek... Açılan örtüye atılan bozukluklarla taçlanıyor... Akşam gelgitle yok olan sanat... Hem keyifli hem hüzünlü... Devingen sanat ;)








Londramın, Thames'in manzarası... Evet genellikle gridir. Seven sever, sevmeyen sevmez... Yapacak bir şey yoktur. Bende dünyanın merkezi hissini uyandırır. Moda, kültür, sanat, teknoloji... İngiliz insanı tutucu da olmadığından Londra sokaklarında her türlü rengi-dili-moda akımını görür, öğrenir ve yaşarsınız... Başka hiç bir büyükşehre, başkente benzemez... NY gibi kocaman değildir. Evet kocamandır ama insan ölçeğindedir her şey... NY gibi ulan bu şehirden keyif almak için para lazım leeeyn dedirtmez size... Cebinizdeki neyse ne, ulan azcık daha cebimde para olsaydı ne olurdu beaaa demezsiniz... Ezmez sizi... Yok hissettirmez... :)

Benim bu yakada oturmayı sevdiğim publar var... Asıl çok sevdiğim pub daha uzakta... Hava soğuk olduğundan ve konserime geç kalmamak için Bankside'da yer alan Founders Arms'a çöküp soğukta olsa bi akşam üstü keyfi yaptım...

Yemekte beyaz şarap içmiştik... Sevgililer günü hatrına şarapla devam etmeye karar verdim efem... Yoksam bi pub'da şarap içermiyim hiiiiiiç !!! :))))


Saksı kül tablaları moda! Memleketimde de benim sayemde başlasın dedim! Çok mantıklı... Bu yaz Çeşme'de saksı ve saksı altlığı alıp yapıcam... Rüzgar yüzünden kül derdi ortadan kalkıyor... ;)




Londra'ma akşam çöküyor... Konserim 19.30'da... Yavaş yavaş geri yürüyüp konserime gitmeliyim...



21 Şubat 2012 Salı

London 14 şubat volum 2

Ozy Ozborn Çin mahallesine gidip ördek yemeden Londra'dan dönmeeeez! Memleketteki çayniz restoranlar maalesef bu konuda başarılı değiller... Roasted Duck yemek için bende İngiltere'ye gitmeyi bekliyorum hep sabırla... Çin yemeği sevseniz de sevmeseniz de, muhakkak çayna towna gitmenizi tavsiye ederim. Derli toplu çok güzel bir bölgedir. New York'taki bana çok düzensiz, büyük ve karışık gelmişti. Küçük İtalya ile iç içe girmişlerdi bide... Karman-çormandı yani...

Londra'daki düzenlidir... Aklınızı karıştırmaz... Sakince keyif alırsınız... Sakin derken mekansal düzen-tasarım anlamında... Yoksa günün her saati kalabalıktır efem... ;) Her bölgenin daha doğrusu mahallenin internet sayfası var. Nişantaşı diye ölüyoruz... Adam gibi kendine ait bir internet sayfası yok... Buyrun efem size plan yapmanız için internet sayfasının adresi: http://www.chinatownlondon.org/ 

Loon Fung bölgedeki en büyük çayniz süpermarkettir. Bişey alsam da almasam da uğrarım. Değişik baharat kokularını içime çekerim, neye yarar veya ne olduğunu anlamasam da bilmesem de satılan yiyeceklere bakarım. Bir gün inşallah maşallah gideceğim, ülkeyi tanımaya çalışırım... :) Giderseniz şayet bu marketi gezmeden çıkmayın mahalleden... :) Unutmadan, Çayniz çaylarımı burdan alırım... 

Gel vatandaş geeel çıtır çıtır ördeklere geeeel! 




Böyle vitrinlere asıyolar... Sadece asılanlar ördek değil... Domuzcuklarda var... Çayniz usulü domuzcuk hiç yemedim... Sadece ördek... ;)


Ve sıra geldi benim sevgililer günü mamama... Efenim amcamla gittiğimde deniz mahsüllü veya başka ilginçlikte çayniz çorbalar deneyimliyorum ancak ve ancak en mi en çok sevdiğim ve maalesef yine Türkiye'de kremamsı kıvamını nedense tutturamadıklarından çok zevk almasam da içtiğim Chicken sweet corn soup muhakkak içtiğim çorba...  Hıııım...Dışarsı buz gibi... Tavuk suyu çorba hani her derde  devadır ya... :ppppp 

Ve benim klasik mönüm... Mixed vegetable fried rice and fried duck slices with ginger and spring onion! Hıııım hııııım... 
Bu arada restorana girer girmez karşılayan kişi kaç kişisiniz diye soruyo... Bana günün anlam ve ehemmiyetine vurgu yaparmışcasına gibi söylediği Are you alone? sorusu sinirlerimi hoplatmadı diiil hani !!! Elonuuum ulan hatta elyınııım !!! Sen bana tekliğimi yüzüme vurucana ingilizceni düzelt sarrı benizliii çekik !!! :pppppp Eee yani günün anlamına bi yerden sonra insan kendisini kaptırıveriyor canııııım !!! :ppp :)))))))))))

Dattlı olarakta tizem tarafından çocukluğumda maymunuum benim diye sevildiğimden muz kızartması aldım... ;))) 1 kadeh beyaz şarap eşliğinde afiyetle karıncığımı doyuruuuuup, 27 stöööörlingcik hesap ödeyim çıktım efem... :))) Anam ne pahhallı ne masraflı gacci oldum ben yaaaaa!!! :)))) Bu arada çayniz yemekleri grupla yenince daha güzel oluyor. Porsiyonlar büyük, gelmişken bir çok şeyi denemek istiyosunuz... Tek olunca mide kapasiteniz sizi sınırlıyoooo... ;) Bööö! 

Karıncığımı doyurup Piccadlly üzerinde Tarafalgar'a çıkıp ordan Southwark'a geçiş yaptım efem... 












Trafalgar meydanında Nelson...
Olimpiyatlara ne kadar kaldığını merak ediyormusunuz? ;)





Bir önceki yazıya koymayı unutmuştum... Sabah Old Bond Streetteki Tiffany&Co'mu ziyaret etmeden 14 şubat olur muuuu? ;)))) 
2. bölüm burda bitiyor... Karşıya geçiş ve akşamki program 3. yazıya... Ne bitmez sevgililer günü yaşamışım değil miiiii? Siz naptınız peki? Ha haa haaaaaa !!! :)))))))))

London 14 şubat volum 1

Heyooo büyük gün geldi çattı !!! :pppp Nedir abi şu sevgililer günü çılgınlığı! Türk televizyonlarında pırlanta almadan sevgililer günü kutlanmaz mantığı! Hastamısınız pastamı???? İlla pırlanta mı alınması gerekmekte? Her neyse ben Londra'ma döneyim... Bu sefer kör göze parmak şeklinde sevgililer günü kutlaması manyaklığı göremedim mağazalarda... Ya da vardı da ben algıda seçicilik mi yapmadım bilemiyorum... Hani 14 şubat'ın ne olduğunu bilmesem klasik bi gün gibi geçecekti... 

Sabah kahvaltıdan sonra, kredi kartı ekstrem sebebiyetiyle bu güne bıraktığım alışverişlerimi yapmaya çıktım... Yoksam günün anlam ve ehemmiyetinden kendime hedeye almaya çıkmadım canıııım... ;) 
Efenim ben yurt dışından alışveriş yapan Türklerden değilim... Sadece belli başlı şeyleri ve  görüpte çook ama çook aşık olduğum şeyleri alırım... Öyle mağza mağza dolanan bir Türk olmadığımdan şayet benimle bir seyahate gelirseniz sizinle kesinlikle alışveriş turu atmam bilesiniz... Sizi mağazaya götürürüm, gezilecek bi yerse gezerim ama öyle saatlerce takılmam sizle... Benim valizim genellikle şarap-peynir ve kitapla dolu olur... Kılık-kıyafetle değil... ;))) 

Yaş itibariyle artık bööörbiriye terfi etmem gerekse de (:ppp) ben hala bir Barbour tutkunuyum... Bir gezgin olarak seyahatlerde ihtiyacımı karşılayacak bir cekete ihtiyacım vardı... Deri ceket koleksiyonum maalesef gez geç benim zaman zaman ihtiyaçlarıma cevap vermemekteydi... O her şeyi beğenmez beğenince de en zorunu beğenen gönlüm bir kaç ay evvel Barbour'un internet sayfasında dolanırken bir cekete vuruldu... 

Memlekete getiren Deriden mağazasına bi sevinçle gittim adamlar yok bacım dediler...  Gelir mi dedim... Gelmez bacım dediler... O gün bu gün ben o ceketin hayaliyle yanıp tutuştum... Ve sabah sabah Regent Street'e doğru yola koyulup kendime klasik wax ceketlerine benzemeyen (ki klasikler Türkiye'de kızılay tarafından dağıtılıyo sanırsam) yanda görmüş olduğunuz ceketi aldım... Ücretini ne siz sorun ne ben söliiiim... Ceketime uygun şapkada alacaktım ancak, benim kafacığım güccükmüüüş, beğendiğim şapkanın S'i kalmamış... Kısmet nasip, bi daha ki sefere dedik... Zaten olmadığı iyi oldu nerdeyse ceketin yarı fiyatınaydı... :ppppppppp

Barbour'dan çıktım Timberland'e geçtim... Benim ayak kalıbım M Türkiye'ye W getiriyorlar... O yüzden Türkiye'den alamıyorum... İlk Timberland botumu 19 yaşında İngiltere'den almıştım... 10 küsür sene sonra eskiyince Deriden'e gitmiş, M kalıbı getirmediklerini ve genel müdürlüğe dahi açmış olduğum telefonlarla kaç para versem de getiremeyeceklerini öğrenince yıkılmıştım... Ayağınıza olmuyorsa şayet bilin ki sizinde kalıbınız benim gibi M. Mezun olduktan sonra Boston'da yaşayan arkadaşım Okan beni yanına çağırdığında Amerikayı görmekten çok sağı-solu patlamış eskimiş botlarımın yenisini alabileceğim için çok sevinmiştim... Sadece İngiltere ve Amerika'da M kalıp var... İspanya'da ve Fransa'da da yok... 1999-2001 seneleri arasında yapmış olduğum tüm avrupa seyahatlerimde deli gibi aradım... Ondan biliyorum... Bot bottur diyip geçmeyin... Timberland bot dünyanın en rahat ve her aktiviteye gelen botudur. Bi gezgin olarak şapkasız çıkmam abi şeklinde botlarımsız dolanmam. Yaz-kış dağ-tepe-bayır-şehir ayağımda dünyayı gezerim onlarla. 


Neyse efendim kendime kar botu beğenmiştim... Sırf karda giymek için... Beğendiğim model sırf Amerika'da varmış !!! Hay ben böyle zevkin... Walla şimdi Okan Teksas'da yaşıyor... Kalk git hem petrol kulelerini gör hem botunu al dicemde... Benim gittiğim dönemde sevgili olduğu İspanyol hatunla evlendiler bide çocukları oldu... Çocuklu arkadaşın evinde kalma deneyimlerim pek hoş olmadığından kar botumda olmayı versin canııııım diyerekten mağazadan çıkıp rotamııııı, sevgililer günü için özel yaptıkları çaydan almak üzere Twinings'e çevirdim !!! :))))))

Fleet Street üzerinde yer alan eski binasından alış veriş yapmayı sevdiğimi daha önceki bir yazımda söylemiştim... Tayni, dar uzun bina Twinings müzesi aynı zamanda... Marketten alışveriş yapmaktansa alacağım basit bir çay olsa da ordan alışveriş yapmayı seviyorum... Sevgililer günü için özel tasarladıkları Love tea'den almazsam olmazdı....

Çikolata kaplı çay çok özel bir çay... 







Kalp şeklindeki çay yaprakları demlenirken çiçek açıyor... :) Kendime özel sevgililer günü hediyem efem... 19 sterlin verdim bu çaya... Biliyorum biraz masraflı bi hatunum... Yoksam niye evlenemiyorum sanıyosunuz? :ppppppp Henüz içmeye kıyamadım ama... :)

Sevgililer gününe özel çay alışverişimi yaptıktan sonra başka bir çaycıya doğru yola koyuldum... Efenim ben beyaz çay içmeyi çok seviyorum. Yeşil çayla aynı bitkiden... Ancak daha faydalı... İstanbul'da Tikina'dan alıyodum. Onlarda evimin köşesindeki mağazalarını kapayıp gittiler... O yüzden paketlenmemiş bir halde bulamıyorum Türkiye'de... Bende her Londra seyahatimde Çin mahallesini ziyaret edip alıyorum... Ama bu sefer, vize işlemlerini halledebilseydi benimle gelecek olan kankime güzel ve uygun bir fiyata nerde İngilizlerin klasik beş çayı keyfini yaşatabilirim araştırmasını yaparken bulduğum çaycıdan bahsetmek istiyorum size... Tikina'da onlar gibiydi... Ama memlekette böyle mağazalar  tutmuyor galiba... 

Camellia's Tea House çay meraklılarını memnun edecek çeşitliliğe sahip bir yer... İster siyah çay ister ot... Yeride aslında çok kolay... Regent Street'den Carnaby Streete girdiğinizde Kingly Court'da. Fotoğrafta sağda görünen mavi bina. Sizin için internet sayfasını veriyorum:        http://www.camelliasteahouse.com/ Girin çayları inceleyin. Ben yukarıda fotoğrafda gösterdiğim  klasik beyaz, cilt ve kemikler için olan çaylardan aldım... İçtikçe cildim güzelleşecek inşallah maşallah! :pppp Cilt rahatsızlıkları olanlara iyi geliyormuş çay efem... Kemiklerim için sigarayı bırakmaktansa çayla destek olucam :ppp

Alışverişleri tamamladıktan sonra biraz Soho'da takılıp ordan otele dönüp akşamki programım için hazırlanmaya gittim efem... Yanda gördüğünüz Soho Square...


Parktan estantane...
Otele dönüp hazırlanmam sonra tekrar Soho'ya Çin mahallesine gelmem, nefis bi ördek ziyafeti çekip kendime Southwark bölgesine geçmem ve akşam Royal Festival Hall'de London Filarmoninin konserine katılmam gerekiyoooor... ;))) Bebeeem Londra'da benimle her an çok yoğun, hareketli ve yürüyüş doludur...;)