Ozborn'dan Merhaba...

Ortaya karışık, akla, yüreğe ne düşerse buraçta...

Etiketler

Formula 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Formula 1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2009 Salı

İstanbul'da ki F1 yarışı ve ben

Benim gibi bir F1 manyağı için geçen hafta sonu acı bir hafta sonuydu!
Biletler çok pahallı olduğundan bilet alamadım. Aslında benim gibi bir deli için 600 kağıt verilemeyecek bir para değildi ama biraz bu aralar cepken delik! O bakımdan yoksaaaa oooo tükkan F1'in!
:ppp

Davetiyede bulamadım.
Daha doğrusu araştırmadım.
Kaç senedir F1 yüzünden gururumu ayakalr altına alıp ne maymunluklar ne yüzsüzlükler yapıyorum ancak bu sefer eeee sıçarım derim!
Ay çok pordon ama harbiden öyle dedim.

Eş-dostanda ses seda çıkmadı.
Hoş onların beyinlerini-kulaklarını ziksemde pek bir şey olmuyordu...
Aaaa içime küfürbaz bi şeytan kaçtı!

Böööööööööööö...
İlk defa Ozy İstanbul Park'ta değildi!
Oysa ki Ozy Cumadan kamp kurardı.
O hafta sonu kulaklarında yankılanan biiiuuwww biiiuw seslerinin enerjisiyle nasıl şakır nasıl havalara zıplar ve sahip olduğu enerjiyi-mutluluğu çevresine bulaştırırdı!

Olmadı olamadı!
Ferrari'nin dericisi bu sene parti yapmadı anırsam. Yapsaydı davetiye gelirdi. Ya yapamdığından davetiye gelmedi ya da benim para getirmeyen bi mimar olduğuma karar getirdiler.

Oldu canıııım milyarlık koltuk alıcam hadi beni geçtim onları alacak müşterilerim olacak!
Ulan ben kentsel tasarım yapan bi kamu kuruluşunda çalışan etiiii neeeee buduuu ne bi mimarım! Siz bakmayın benim havama civama, tamponda anam saolsun yazıyoooo!!! :)

Her neyse olmadı işte... Değemedim bu sene pilotlarıma...
Kulaklarım biiuuuw diye uğuldanamadı bu defa...
Ah aaaah...
Mukadderaaaaaaaat !

Çok üzgündüm hafta sonu.
Ne sıralamaları seyrettim ne yarışı.
Yarışı seyrettim ama benim manyaklığımı bilen cafe sahibi iki kardeşin leeeeyn bu gün F1 yokmu senin burda ne işin var, açın çabuk tiviyiii Ozy ablanız izlesin demeleriyle oldu!

Mahallede adım çıkmış durumda...
F1 namım beni geçmiş durumda ama ne padok ne kapalı ne açık tribüüüüüüün... Bööööö

O kadarda scret mikrıt okuduk anasını satayim bu şu konuda olumlama yapıp başarı elde edemedim ya ona yanarım ben onaaaaaaaa!!!

Napak sevgiliye bi tane uzaktan kumandalı F1 aracı aldıriciiiiz zorla hediye olaraktan ben onunla Karşıyaka'nın sahillerinde biiuuuw biiiuw diye dolanıcam, sonra sevgilinin yanına gidip pite giricem biramdan kocamaaan yudumlar alıp yeniden pistime dönücem!

Çocukken plastik arabaya telden direksiyon yapıp dolanan deliler vardı, acep çocukken onlara bakıp çok mu güldüm nedir?

Bir bilmecem var çocuklar?
Nedir nedir?
Bisküvi denince hemen onun adı geliiiir...
Eti eti etiiiiii...
:)))

12 Mayıs 2008 Pazartesi

4. F1 keyfi...

Perşembe sabahı her zamanki yaptığım şeyleri yapmak için masama oturmuş, ekranımı açmışken birden içimde bir yanardağ hareketlenmeye başladı...

Ayağa kalktım ve odanın içerisinde bir elim başımı diğer elim boğazımı tutarak dolanmaya başlamışken midem durduk yere içindekileri dışarı çıkarmak için beni dürtmeye başladı...

Ardından başıma bir ağrı girdi...
Yüğreğim deli gibi atmaya başladı...
Midem dönüp durmaya...

Hafta başından beri duyduğum sıkıntı perşembe günü fiziksel olarak kendini dile getirmeye karar vermişti.
Mutsuzdum...
Uzun zamandır monoton monoton gelip gidiyordum...
Ben kimdim ve ne olmak istemekteydim...
Lanet işi artık sevmemekteydim.
Beş senenin bana katkısı cv'de 3 satır ediyordu...

İyi değilim dedim...
Gitmeliyim... Dışarı çıkmalıyım...
Eve, yorganımın altına zor attım kendimi...
Son zamanlarda benden daha sosyal olan annem evden çıkmadan neyin var dedi, kovacaklar seni böyle gelinirmi öğlen olmadan eve...
Depresyon başlangıcındayım galiba...
Akşam Ferrari partin var...
Kusmak istiyorum...Mutsuzuuuuum, depresyondayım, işimi sevmiyoruuuum, partiyede gitmeyeceğim !!!

Bütün bir günü yorgan altında inleyerek geçirdim... Midem madem dışarı çıkmayacak neden dürtüp duruyordu ve başımdaki ağrıda neyin nesiydi?
Partiye gitmek istemiyordum ama gitmem gerekiyordu. Davetiyemle keyif yaşayacak masum insanları yarı yolda bırakamazdım... Depresyon belirtilerimi rafa kaldırdım, duşa girdim ve Massa için geçen seneden daha isteksiz hazırlanmaya başladım.

Parti, sosyetik bir partiydi...
Katılanalrın çoğu mimar ve dekaratörlerdi... Hepsi dergiden fırlamış şekilde giyinen, markasız ve moda olmayan şeyler giyindiyseniz para kazanmayan daha doğrusu mesleki piyasada işe yaramayan görülerek süzüldüğünüz bir partiydi...

Canları cehenneme diyip rengi solmuş siyah jeanimi, bu sene formam olmaktan çıkmış artık bedenime yapışmış sayılan siyah v yaka kazağımı ve ayağımada camperlarımı geçirip, üzerimdeki tek şık şey olan deri ceketimi elime alıp kavalyelerimi beklemye başladım.

O noooo... bir içim su yakışıklığında ve şıklığında iki tane delikanlı ve saçlarını bile taramamaış yüzünde makyajı varmı yok mu belli olmayan ozy...

Ozy depresyondaydı...
Ne pilotlar umrundaydı ne yarış...
Kusmak istiyordu ama midesi bunu hayata geçirmiyordu. Sadece istemesini sağlıyordu...

Parti mekanının otoparkına girdiğimizde, geç kalmış olduğumuz iyice kesinleşti...
Yumuşak, ürkek bir çocuk edasıyla masum masum bakan küçük dev arabanın yanında duruyordu...
Kadife tenli, gözlerine bakınca içine düşüp kaybolmaktan keyif aldığınız küçük adam !
Tanrım bu küçük şeymi beni kendisine tutkun etmişti !
Evet etmişti !
Ferrariyi tutuyordum ama sevmediğim pilotuda sevmiyordum. Kimi için aynı tutkulu coşkuyu hissetmiyordum...
Arabadan indim...
Ve bakışmaya başladık...
Yanına gidebilir, etrafında lüzumsuz kalabalık olmadan onunla baş başa 3 dk. geçirebilirken... Gitmedim...
Sadece baktım...
O da baktı sonra gülümseyerek arabasına bindi...
Ben arkama bakmadan yakışıklılarım arkamda partiye doğru yürüdüm...

Bu ay sevgili dişçim sayesinde göçmüş olduğumdan biletim yoktu.
Arabamdada ogs olmadığından ve kabak lastiklerimden dolayı yola çıkmam iyice tehlikeli ve kendimi ulaştırmam imkansız olduğundan yarışa gitmem imkansızdı.
Ve depresyon başlangıcındaydım.
Hayatımda ilk defa sokarım F1'e diye dolanıyordum !!!

Yakışıklı kavalyelerimden biri Ozy abla yarın ben gitmeyeceğim siz gidin dedi...
Son derece isteksizce tamam dedim.
Kim kalkıp 9'da başlayan antremanlara gidecek !!!
Eski ben İstanbul Park'ta yatıp kalkmayı düşünürdü oysa ki...

Cuma sabahı popomu yataktan kaldırmadığımdan 14'teki antremanlara gidebildik...
Ve ve...
Ozy ozborn, o güzelim sesleri, heyecanı görüp, yaşayıp, duydukça sevinçten, heyecandan bağırdıkça, zıpladıkça sihirli bir el değmiş gibi nasıl iyileşti...
Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa...
Biiiiiiiiiiiiiiiiiiiuuuwwwwwwwwww...
Felippeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee....
Tanrım weber nasıl parçaladı şanzımanı !!! Süper kazaydı oğlum süpeeeer !!!
Eheeeeeeeeeeee...

Cuma akşam üzeri İstanbul Parktan ozy sesi kısılarak döndü...
Ne haber vermeden gitmediği işi umrundaydı nede sebepsiz mide bulantıları...
Ozy'nin yüzüne renk geldi, kanı pompalanmaya başladı, stresi, depresyonu gitti...
Akşam üzeri hele bir arkadaşından gelen telefonla keyfi daha bir eyrine geldi...
Nerdesin?
İstanbul Parkata...
Ben kimse gelmiyor diye bilet almamıştım...
Benimde yok...
O zaman ikimize alıyorum...
Olmaaaaz, param yok ! Yani varda yok !
Aaaaaa... lafımı olur !
Olmaz olur mu? 700 gaymeden söz ediyoruz !
500'lüğünden alırım.

Tanrım, hadi ben manyağımda arkadaşlarım neden benden de manyak !!!

Cumartesi daha heyecanlıydı...
Son anda Massa'nın sıralamalardaki yerini kaybetmesi, Kimi'nin tüm antremanlar boyunca elde ettiği en iyi tur zamanını başaramaması hüzne, acıya ve neredeyse yeniden depresyona döndürecekken son anda yapılan hamlelerle 1.ve 4. sıralar bizim oldu !!!

Pazar güzel geçecekti...
Kimi 4.'lükten sıyrılırdı startta... Massa yerini korurdu...
Massa yerini korudu korumasına da... O beceriksiz Kimi yok muuuuuu !!! Ah ah o yaktı bizi !
Rakip Hamilton, 3. pit stopunu yaparken Kimi onun önüne geçebilecekken, start-fnish düzlüğünde yeterince basamadı ve basamadığı gibi hafifçe kontrolünüde kaybetti. Tam önümüzde pitte olan Hamilton bize sevinç nidaları attırırken, saniyeler içerisinde pitten çıktı ve Kiminin önünde yerini tekrar aldı !

Ondan sonra çok umutlandık ama olmadı...
Olsun sonuçta damalı bayrağı 1 ve 3 olarak gördük.
Ferrarilerim İstanbul geleneklerini perçinlediler.

Felippeeeeeeeeeeeeeeeeee....
Felippeeee...

Fani olanın keyfiyle şarjlandım...Yenilendim... Mutluyum... Depresyonmu? başka bir bahara kaldı...
3 gün boyunca yaşadığım keyif ilaçların ilacı, şifaların şifası oldu !

İstanbul Parktaki 4. yarıştada Ozy Ozborn vardı !
Ve olmayada devam edecek...
Ve paddock diye inlemeyede !
:)

25 Ağustos 2007 Cumartesi

25.09.2007 İstanbul Park Sıralama Turları Sonrası Hissiyat

Sabah 8'de gözlerimi açıyorum...
Saatsiz...
Annemin hadi uyan, hadi kaalk Ozy demesine gerek kalmadan...
Saat 10'da buluşacağız ama ben sabırsızım...
Aylar sonra ilk dafa kapının önüne park ettiğim arabam 1 aydır yatıyor... Grilikten siyahlığa dönmüş... Yıkatmak gerek, balatalar kabak, lastikler geçiniz...
Direksiyonun başına geçiyorum, çalıştırıyorum ses harika ama çekiyor namussuz... Olsun o çeker ben çekerim...

Aylardır köprüden karşıya geçmiyorum...
Boğaz nasıl güzel...
Yanımdakine dönüp dilek tut diyorum...
Ben avazım çıktığı kadar Padock diye bağırıyorum... :)

Az gidip uz gidiyor ve İstanbul Parka varıyoruz... En son Nisan'da buradaydım...
Özlemişim...
Evet gerçekten özlemişim...
Arabayı park edip grand stand'a doğru yürürken yerimden duramıyorum...

Yerimiz tam Ferrari'nin garajlarının önünde...
Massa ve Kimi...
Massa sıralamda 1.liği yaklayacak biliyorum...
Ona ben değdim... ben şans getirdim ona !!!

11'de antremanlar başlıyor ve o güzelim ses...
Nasıl nasıl özlemişim...
Abidin mutluluğun sesi bu !
Arkadaşım durmadan fotoğrafımı çekiyor: Mutluluğun fotoğrafı diyor.
Evet tahmin ötesi mutluyum...
Tuttuğum ve sıkıca bağlı olduğum bir takım var olsada hepsini zilemek isityorum, hepsini merakla takip ediyorum...

F1 farklı bir dünya...
Bu sene diğer takımda yarışan harika oğlan seneye size şampiyonluk getirebilir...
Hiç bir holiganlık yok...
Herkes tuttuğu takımın renklerinde, bayrakları elinde yan yana, omuz omuza...

Antreman turları bitiyor...
Coca cola standında latin şarkıcılarla coşuyoruz...
Dansçılar sahne alıyor...
Her yerde kadınlar...
Heey durun Formula sadece erkekelrin tekelinde bir motor sporu değil !!! Feriştahın fentezilerini süsleyen F1 adamları istiyoruz ortalıkta endam eden, dans eden !!!

Hosteslerin, dansçıların fotoğrafları çekiliyor...
Arada benimkide...
Evet fıstık bi evsahibiyim dimi... bencede... :)))

Ve sıralama turları başlıyor...
Ah o ses...
Kulağımın pasını silen, kulağımı gıdıklayan, yerimden fırlayıp, elimi yunruk yapıp havaya sallayıp yehaaaaaaaaaaa diye bağırtan... içimi bir hoş eden, milyonları dökseniz bu derece mutlu edemeyeceğiniz ama beni herşeye rağmen mutlu eden ses !!!
Yaşadığımı hissettiren, dünyayı unutturan, etrafı umursamadan tezahurat yaptıran...

Bu güne kadar izlediğim en güzel en heyecanlı, en yüreği hoplatan canlı sıralama turuydu...
Massam 6.lıktan 4.lüğe ordan 1.liğe yükseldi... Arada Alanso alıp devretti 1.liği... tam son saniyelerde Hamilton alsada 1.liği Massam aldı geriye...

Evet önce ben sonra şehrim ona uğurlu geldik...
O kadar eğlendim, o kadar mutlu oldum ki...

Yarına biletimin olmamsına gerçekten üzülüyorum. Çünkü bu gün birşeyi çok iyi anladım F1 benim parçam... F1 benim meditasyonum, rahatlamam, mutluluğum...
O güzelim rabaların sesini canlı olarak senede bir defada olsada duymalıyım...

Şu an yarın gidemeyeceğim için o kadar üzgünüm ki...
Hani dokunsalar ağlarım derlerya...

Ben dokumalarını beklemeden de ağlayacağım galiba...
Telefonuma kaydettiğim Massam'ın ve diğerlerinin sesini dinliyorum ara ara...

Biiiiiiiiiiiiiiuuuuuuuuuuuuuuuuuuw.... biiiiiiiiiiiiiuwwwwwwwwww...

Abidin, mutluluğun sesi...

24 Ağustos 2007 Cuma

Ferraricinin azmi Ferrariyi yendi ! ;)

Patron yok diye erkenden çıktım ofisten. Saat 3'e makyaj dersimi aldım.
Reasüransta'ki mekanımda keyifli bir öğlen geçirip dersime doğru yol aldığım sırada F1 araçlarının sesiyle çalan telefonum çalmaya başladı:
Biiiuuuuuww, Biiiiuuuuuuuwwwww...
Efendim
Napıyorsun?
Boya badana dersime gidiyorum...
Akşam ne yapıyorsun?
Hiiç...
O zaman benimle Ferrari'nin partisine geliyorsun.
Neee? ciddimisin Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa !!!

Teşvikiye Caddesindeki Mudo'nun önünde çığlığı basıyorum. Yanımdan geçenler bana bakıyor ve ben havaya zıplamamak için zor tutuyorum kendimi...

Koşar adımlarla dersime gidiyorum ve hocama bu akşam Kimi ve Massa ile randevum var, lütfen bu gün makyajımı sen yap diyorum.
Türkiye'in en iyi makyözü olan Eti Motola bana öyle bir el değdiriyor ki, saat 5'te yanından ayrıldığımda ben bile kendimi tanıyamıyorum...
Eve giderken yol boyunca tanrım ne giyeceğim ben derdi yaşıyorum...
Elbise? ı-ıh. Jean üstüne hafif dekolte bişey, ı-ıh... Neeee? Tanrım giyecek birşeyim yok !!!
Aaaa ne giyeceğim ben derken, hem cici hem serseri olabileceğim beyaz pantolon üstüne siyah bir kolsuz bluz giyorum... Peki hiç taramadığım ve sabahtan beri tepemde duran balerin topuzu saçlarım nolacak? Hiç birşey topuzu açmamla lepiska lepiska belime iniyorlar...
Evet harika bir F1 aşk kadınıyımda... aylardır giymediğim topuklu ayakkabılarım neredeeee??? ve hangisi giyilecek...
Aaaa tanrım bidaha dünyaya erkek olarak gelmek istiyorum... Bir yere giderken ne giyeceğim dertleri bizim gibi yok ve her yerde ayakta çiş yapabilme yetileri var !!!

Saat 6.30'da kapımdan alınıyor ve Ferrarilerin deri döşemelerini yapan, dünyanın en rahat ve en pahallı koltuklarına sahip Poltrona Frau'ya doğru yola çıkıyorz.
Bahçe içindeki dublex bina Formula'nın coşkusunu pek sahip olmasada, bahçesi parti havasında...
Kapıdan isimlerimiz alınıyor, kimse davetiyemize bakmıyor... Etraf mimar ve iç mimar kaynıyor. Mimarlar odası sanki çok şık bir parti yapıyormuş gibi ortam...
Bahçe kapısını görebileceğimiz bir masaya konuçlanıyor ve saat 9'da geleceklerini öğrendiğimiz pilotları beklerken leziz yemeklerin ve şarapların tadını çıkarıyoruz...
Ben tabiki rahat durmuyorum, Ferrari'nin bana vermiş olduğu cevaba çok kızgın olduğumdan bir üst düzeyle tanışıp padooooock istemek arzusundayım. Da çekingenliğim devrede olduğundan bu işi arkadaşıma devrediyorum.
Garibim bütün gece siz bilmem kim beymisiniz diye dolanarak partideki bütün istisnasız mimar çıkan beylerle tanıştı !!! : ))))

Saat 9' agelirken önce Kimi geldi... Direkt olarak binaya girdi ve Ferrari'nin ön göğüsü önünde poz verdi, sonra bahçeye çıkıp soruları yanıtladı ve toplam 10 dk. kalıp gitti. Sevimli küçük sarışın adamın gözleri gerçekten çok güzel. Bu kadar canlı bir mavi kolay kolay görülemez. Deniz gibi gözleri var... Gözlerine bakarak kendinizi bir gemi seyahati yapıyormuş gibi hissedip medite olabilirsiniz...

Kimi'den sonra dışarı çıkmayıp Poltrona'nın rahat deri koltuklarından birine oturup Massa'yı beklemeye başladım... Ve gelir gelmez direk karşısına geçip gözlerinin içine bakarak bana poz vermesi için Massa, Massa diye adını sayıkladım ve oda o güzelim açık olmayan kahverengi gözlerini benden mahrum etmedi...
Küçücük bir adam. Boncuk boncuk parlayan gözleriyle öyle sevimli ki... Sevimli ama çekici...
Küçük çekici adamdan imza alıp dışarıya arkadaşlarımın yanına gittiğimde küçük ve seksi adama çoktan aşık olmuştum...
Massa yanımdan geçerek sahneye gitti soruları yanıtladı ve tam giderken kolundan çektim ve bir fotoğraf istediğimi söyledim...
Ve işte o an... ben ben olmaktan çıktım.
Bana sol omzumdan sarılarak sağ tarafıma geçti, başını başıma dayadı ve ben omzumdan inen elini öyle bir tutup okşamaya başladım ki !!!
Kadife gibi bir teni var ve hııııııım nefis kokuyordu...

Sonrası yok ! Var ama bende yok !!!
Partide sarıldığı tek kadın bendim.
Ona dokunan ve kokusunu duyan tek kadın !

Pilotlar gittikten sonra parti coştu, herkes dans etmeye başladı ama ben yüzümde kocaman bir gülümsemeyle bulutların üzerinde dolanıyordum...
Hala dolanıyorum aslında...
Çok istediğim arzu ettiğim şey gerçek oldu...
Evet Ferrariciler, sizden pilotlarımı göremek için padock istemiştim, siz her ne kadar bu arzumu gerçek kılmasanızda ben kılmayı başardım !

Massa şu dakikalarda dün gece sarıldığım kumral güzeli kız kimdi, onu bulun bana yoksa yarışmam diye kapris yapıyor !
Aaaa niye olmaz mı canım... Onun kadar benimde süper çekiciliğim var ! :pppp

Bu arada dün gece pilotlareın işlerinin çok zor olduğunu fark ettim. Modunuz ne olursa olsun, sponsorları mutlu etmek için etkinliklere katılıp gülümsemek, konuşmak ve benim gibi hatunların tacizine uğrayıp, kameralara poz vermek zorundasınız...
Eeee her şeyin bir bedeli var dimi...

Ben biraz aşığım...
Ve çok mutluyum...
Ve eminim Ferrarim İstanbul Park'ta arzuladığımız baaşrıyı sağlayacak !
Damalı bayrak ilk Massa için sallanacak !!!

Biiiiiiiiuuuw... Biiiiiuuuw...
;)

23 Ağustos 2007 Perşembe

Dolmabahçe'den bildiriyorum

Ağzımın içine mikrofonu sokarken soruyor:
Hangi takım?
Ferrari !
Peki sizin için Formula ne demek?
Aşk ve tuyku diyorum.
Mikrofonu tutan ellini ağzımın içinden çekerken suratında büyük bir şaşkınlık ifadesiyle soruyor:
Gerçekten mi?
Evet diyorum... Manyaklık derecesinde F1 hastasıyım ben ! ve kocaman gülümsüyorum.
Şaşkın bir şekilde kameranı çekiştirerek yanımdan ayrılıyor...

Kahkahayı basıyorum...
Benden keyiflisi yok bu gün... Ah birde önümüzde dikilen kameramanlar olmasa... Ah ah bide Güler Sabancı'nın yerinde ben olsam !!!

Bu sabah dün akşam ki azgın teke sendromlu hatunlar partisi yüzünden enkaz halinde uyanmış olsamda, kafamda senfoni orkestrasının sadece davulcuları çalıyo olsada kendimi Dolmabahçeye attım.
Nasıl atmam ! Burunlarının dibinden olmasada sevdiğim pilotları yakından görebilmek, seslerini duyabilmekte benim gibi bir manyağa yetmesede yeter... En azından bi süre ağzım kulaklarımda dolanır ve çevreye mutluluk yayarım...

Evet, BMW, Ferrari, Honda, Reno ve Toyota'ın pilotlarının katıldığı Bridgestone'un basın toplantısında, Güler Sabancı bütün pilotlara kocaman nazar boncuk taktı...
Massam ve Baricellomun çok net olmasada fotoğraflarının makinemde olması harika bir duygu.

Güler hanım her zaman gıpta ile takip ettiğim bir kadındı. Şimdi gıpta + kıskançlık duygularıyla kendisini takip edicem.

Evet Dolmabahçede sabah sabah 15'lik kızların rockerlara yaptıpı tezaruhatın aynısını ben pilotlara yaptım...

Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa !!!
:)))

17 Ağustos 2007 Cuma

Kadınlar F1'i neden sever?

Kadınlar F1’i neden severler?

Neden?

Bilmem ! Severler işte…

Her konuda olduğu gibi motor sporları konusunda da kadın-erkek ayrımı yapılmasına karşıyım… Sadece bir işi yapmaya üşendiğimde ayrım yapıp ‘Bu iş erkek işidir’ derim. O yüzden kadınlar neden F1 severi nasıl açıklayacağım bilmiyorum.

Arabalar sırf erkekler kullansın – sevsin diye yapılmamışlardır ki. Var olan ulaşım-nakliye ihtiyacını karşılamak için icat edilmişlerdir…

İlkokul düzeyinde okuması yazması olan, kullanmasını engelleyecek bir uzuv problemi olmayan her cins kullanabilir ve sevebilir… Ve bu sevgisi, ilgisi birazcık fazla olanlar da motor sporlarına ilgi duyarlar…

Her erkek futbol sever diye bir kanun olmadığı gibi her erkekte motor sporlarını sevmez ve her kadında sevebilir…

Sever işte !

Hım tahmin ettiğimden daha kısa bir yazı oldu. Yazık o kadar da sayfa ayırmışlardı bana…

Gerçekten neden? Hım soruyu değiştirelim, bakalım cevabı verebilecek miyim o zaman…

Peki ben neden ve niçin seviyorum?

Öyle müthiş, özel, etkileyici bir cevabım yok… sadece arabaları, hızı, gücü, zafer duygusunu, lastik kokusunu, yüksek süratte devirli arabaların motorundan çıkan o güzelim sesi seviyorum işte…

Kendimi bildim bileli motor sporlarına tutkunum…Bu tutkum nereden geliyor?

Araba tutkum ailemin arabalarıyla oynayarak, bide bana durmadan yurtdışından bebeklerden daha fazla taşıdıkları oyuncak arabalarımla başladı… Yaşıtım bir oğlan çocuğundan daha fazla arabam vardı !

Zaman geçti, büyüdüm artık garajdaki arabaları ‘kullanıyormuşum’ oyunu oynama yaşından çıktım… Ve bir gün araba meraklısı biri olarak kaçınılmaz olan oldu ve hayatıma F1 girdi… sevdim F1’i…

Hayatıma nasıl girdi?, nasıl keşfettim… hatırlamıyorum…

Formula 1 sevme nedenlerimi biliyorum;

Formula 1’i diğer motor sporlarından ayıran bir çok özelliği vardır… Bir kere motor sporları dünyasının en büyük organizasyonu. 18 ülkede 11 takım ve 15 pilot tarafından yarışılan Formula 1 ‘en fazla izleyici’ toplayan motor sporları etkinlikleri arasında tartışmasız ilk sırada yer alıyor ve Formula 1 yarışları dünyanın en süratli motor sporları etkinliği olma özelliğine sahip. Yarışlarda ki ortalama sürat 180-190 km/st. Elverişli düzlüklerde bu sürat 300km/st üzerine rahatlıkla çıkabilmekte…

Heey düşünün sürati… araçlar 0-100 km/st sürat akselerasyonunu 1.2 saniyede gerçekleştiriyorlar ! Standart ve süratli Porche, Maserati ve Ferrari gibi yol otomobilleri bu süreye 4, diğer sıradan otomobiller ise 10-15 saniyecikte ulaşabiliyorlar… Ayağınızı gaz pedalına değdirdiğiniz anda teknoloji, güven, ustalık, ekip ruhu, işçilik, emek, mühendislik…vs. gibi bir çok bileşenin bir araya gelmesinden oluşan gerçek bir mucizeyi yaşıyorsunuz… Tabi bizler yaşayamıyoruz sadece tanık oluyoruz…

Formula 1 sadece insanların hız, yarış, zafer duygularını tatmin etmeye yaramıyor. En süratli motor sporu etkinliği olmasından dolayı araba üreticileri yüksek süratte, güvenlik, sağlamlık, güçlü motor, aerodinamik, yol tutuşu, iyi lastik, en iyi performans yakıt ve yağ gibi bir arabanın olmazsa olmazları üzerinde kapalı kapılar ardında sır gibi saklanan araştırmalar ve üretimler yapıyorlar… F1’den alınan deneyimlerle bizim sıradan binek otomobillerimiz her geçen zamanda daha iyi oluyor… Mesela Ferrari’nin son modeli geçtiğimiz yıllardan F1’de Ferrari’nin elde etmiş olduğu tecrübeler doğrultusunda tasarlanıp, üretilmiş standart bir sürat otomobilidir.

Mühendislik, zeka ve bilginin ötesinde Formula 1 büyük paraların konuşulduğu ve harcandığı bir spor. Yatırımcılar, sponsorlar, üreticiler, yayıncılar… Orta sıralarda ki bir takımın iddiasız yarışabilmesinin maliyeti en az 1.5 milyon dolardan başlıyor. İddia arttıkça maliyet artıyor. Pilotlar ve takımlar şampiyonasını kovalayan ekiplerin bütçeleri rahatlıkla 15 milyon doları aşıyor…

Formula 1’i dünyada bu kadar tutulmasına ve sevilmesine neden olan başka şey de global bir spor olmasıdır… Fransız markalı bir takımın İspanyol pilotu olabiliyor mesela…

Peki örnek size; Renault takımı, Fransız’dır. Ama onun adına yarışan pilotları GIANCARLO FISICHELLA İtalyan, FERNANDO ALONSO ise İspanyol…

Formula 1 holiganlığın ve ırkçılığın yaşanmadığı nadir bir spordur… Farklı takımları tutan farklı ülkelerden gelen taraftarlar yan yana oturarak takımlarının bayraklarını, flamalarını sallayarak çok güzel bir renk armonisi oluşturarak yarışı izlerler… Bilirler F1 mekanik bir şeydir. Nerde ne zaman ne olacağı, kimin kimi nerde geçeceği, başarılı ve başarısız olacağı, kaza yapacağı bilinemez…

Bilirler sadece pilotların değil, motorların, lastiklerin, pitstop taktiklerinin, teknisyenlerin ve mühendislerin de yarıştıklarını…

Buraya kadar teknik nedeniydi… Gelelim çekici kısmına…

F1 dünyasında yarışan pilotlar, görev alan mühendisler ve patronlar Allah için hepsi son derece yakışıklı, yetenekli, zeki ve işlerinde ki en başarılı erkeklerdir… Ha tabi cepleri de güzel bir şişkinliktedir…

Formula 1 pilotları, genç, yakışıklı ve sportmendirler… Yarış sırasında maruz kaldıkları G force yüzünden her gün antrenman yapmak zorunda olduklarından ne kadar sıkı ve çekici bedenleri olduklarını bir düşünün ! Bu çekiciliğe sahip oldukları imkanlarda eklenince…

F1 pilotlarının yüzyılımızın beyaz atlı prensi oldukları söylenebilir. Mesela Red Bull Racing için yarışan İskoç pilot David Coulthard geçmiş senelerde McLaren/Mercedes’de yarışırken, özel jetiyle hoşlandığı hatuna, bayağı büyük bir elmas yüzük göndererek kalbini kazandığında biz F1 hayranı kadınlarıda ‘aaah ah… nerde böyle beyaz bir F1’li prens’ diye iç geçirmiştik…

Monaco’da saray yavruları, son model arabalar, yatlar, katlar…

Eğlence ve şaşayıda unutmamak gerek…

Çok zengin ve pahallı bir show olduğundan dünyanın her türlü lüks tutkunları Formula1’e çok meraklıdır. Aklınıza gelebilecek her türlü ‘şaşa’ya ve lükse şahit olabilirsiniz Formula 1’de.

Şaşa’nın sınırı yoktur… mesela; bizim güzelim parmaklarımız, gerdanımız dururken, McLaren-Mercedes takımının sponsorlarından kuyumcu Steinmetz bu yıl sponsor olduğu pilotların direksiyonlarını pırlantayla donatmış…

Sadece dünyanın en hızlı arabalarının ve onları kullanan pilotların gösterisi yoktur Formula 1’de. Dünyanın en zenginleri, Prensler, en ünlü mankenler… Formula 1 seyircilerindendir. Padok alanının etrafında yer alan helikopter pisti dünyanın dört bir yanından gelen ünlü-önemli ve zengin misafirleri taşıyan helikopterlere ev sahipliği yapar… Birbirinden çekici adamlar ve güzel kadınlar son derece şık bir partiye gelmişler gibi ellerinde şampanya kadehleriyle salınırlar padok’ta. Padok alanına girmek ve oradan yarışı izlemek kolay değildir. Ya üst düzey tanıdıklarınız alacak ve davet edileceksiniz ya da şişkin cüzdanınızdan iyi bir miktar çıkacak !

Ünlü pilotlarla yemek yemek istediğinizde bununda fiyatı seçtiğiniz masaya göre 4 bin ile 7 bin Euro arasında değişiyor… Öyle bir bedel ödedikten sonra tatlı olarak yemek yemeği seçtiğim pilotu yemek isterim ben !

Formula 1’i sevmeniz için bir çok neden var gördüğünüz gibi… İster arabaları, süratin sevin ister iki hafta da bir dünyanın çeşitli Ülkerlerinde ki yarışlardaki şaşayı…

Ha bu arada bilim adamları Formula 1 araçlarından çıkan titreşimlerin kadınları tahrik ettiğini söylemişler…

Gördüğünüz gibi F1 dünyadaki en güzel, zevkli, tatmin edici motor sorudur !

Ah birde günün birinde bir kadın pilotta görebilsek pistlerde…

Biiiiiuuuuuuuwww…

Aslında kadınlar her türlü gücü severler... Formula dünyasında da maddi-manevi ve duygusal olaraktan bi sürü güç vardır... Ve buda kadınların motor sporlarını sevmeselerde Formulayı sevmesine yeterdir !
Kontrolsüz güç güç değildir ama...
;)



16 Ağustos 2007 Perşembe

Ferrari'nin Ferrariciye ettiği !!!

Yok abi yok !!!
Bu Ferrariciler salak !!!

Beni tanıyanların hepsi şu an derdimi bilmekte ve ucundan bi şekilde derman olmaya çalışmakatalar.
Bir Formula 1 manyağı olarak 24-25 ve 26 Ağustos tarihlerinde benim İstanbul Park'a kamp kuracağımı duymayan bilmeyen yok !
Dert herzaman ki gibi aynı...
Padock ve Pit walk istemekteyim...
Ne demişler isteyeyeni bir istemeyenin iki yüzü kara...
Eee bu yaz gününde kararmak hoş olur diyip, sabah sabah kendime gaz verip Türkiye Ferrariye mail attım:

Canlarım ciğerlerim, henüz ne bi Ferrari ne bir Padock alabilecek maddi imkanalra sahip değilim. Tribün alabiliyorum evelallah... Ama bi F1 manyağı olaraktan maddi ve çevre imkanları geniş olan abi ve ablaların karşısında oturup onların pilotların ve arabaların arasında dolanmasını izlemek beni yıkıyo... Sizden ricam şudur: Tuttuğum takımın heyecanını yaşamama yardımcı olmanız... Su gibi akan şampanyalar, yemekler, eşantiyonlar sizin olsun benim derdim Massa ve Kimi'yi ellemek, o güzelim arabaların sesiyle multi orgazma ermek...

Yolladık maili 5 dk geçmedi cevap geldi:

Sevgili Ozy Ozborn hanım; Podock Cluba davetiye vermiyoruz kimseye 4000 avro + KDV'yi ödeyin arzu ettiğiniz zevke erin !!!

Abim salakmısınız? yoksam okuduğunuzu anlama özürlüsümüsünüz?
O kadar param olsa niye size yazim?
Daha önceden almış olduğum bi kararı yeniden hatırladım ve hadi leeen yaptım...
Bi gün kendime Ferrari alıyorum ama o Ferrarinin parası burdaki dangalaklara değil İtalya'ya sayılacak !!!
Servise bile burda sokmicam arabayı...
Bu şiddet ve celal 4000 avroluk davetiye vermedikleri için değil, birkaç sene önce bi salak elamanlarının bir TV proğramında Ferrariyi tanıtamamasıyla alakalı... Sen prestij sat, gel salak bi adamla, konuşma özürlü bi adamla tanıtım yap !!!

Offfff... Başka kime mail atabilirim acep? Can Güçlü ve Bülent Özerdim'e ulaşmam gerekiyor !!! Benim adamalarım onlar... Ama gel gör ki elimde ne bir mail adresi ne bir telefon numarası var...
Kronosoğlu Zeus duy sesimiiiiii !!!
Gel beni mutlu eyle bende sana avladığım 3 pilotu adamasam nolim !!! :pppp

29 Mayıs 2007 Salı

Padock ve Pit Walk İSTİYORUM !!!

Durum vahim…
Şumim gitti, Ferrari toparlanamadı…
Ezeli rakip McLaren- Mercedes, geçen senenin şampiyonu Fernandao Alonso’ yla yoluna tam gaz devam ederken biz; 56 puandayız… Onlar 76 !
Bu Pazar Massa 3’lükten 2’liğe terfi edecek mi diye beklemek boşunaydı… Tek yükseliş Kimi’den geldi… 11.’ likten 8. liğe yükseldi…
Yarış heyecanı gitti Monaco kıyılarında bi teknede olup keyif yapmak vardı olduk…

İstanbul Park’ta heyecanı yaşamaya az kaldı…
26 Ağustos 2007!!!
Biuuw biiuuuw…
Kulaklarımın pası silinecek…
Bayram edecekler !

Edecekler ama sardı beni Padock derdi…
İlk sene Padock ve Pit walk keyfini yaşamış beni kesmiyor Ana tribün…
Napsam ne etsem bilemiyorum…

Herkesler sakın bilet alma bilet var diyor…
Anlatamıyorum kimselere… İstediğiniz bilet olsun… 5 tane Gold alırım sarsmaz…
Sarsan, sosyetik veya çevresi öh geniş biri olmadığımdan Padokta olması gerekenlerden olamamam !
Reina'da yapılan partiye katılan cemiyet hayatımızın ünlü hatunları pilotları ‘şoförler neredeee?’ diye sormuş ve 2 gün boyunca anlamadan bilmeden sadece memleket ve dünya için önemli bir etkinlikte olmanın keyfiyle boy boy dergilere ve gazetelere poz verip kendilerinden söz ettirmişlerdi…

Ah ah…
O güzelim arabalara dokunmak, garajlarda dolanmak, cumartesi öğleden sonra antrenman yapan Pit ekibini izlemek, o güzelim motor sesiyle orgazm olmak veee pilotları ellemek, konuşmak fırsatını bilmeyen şahısların orada, benim ise tribünde olmam nasıl bir kaderdir!!!

Vakit azalıyor…
bir şeyler yapmalıyım…
BMW, Renault, Toyota,Mercedes ve Ferrarinin Türkiye’deki üst düzey yöneticilerine ulaşmayı denesem ve…
Padooock ve Pit walk istiyorum desem…
Şampanyalarınız, havyarlarınız sizin olsun ben bire bir o heyecanı yaşamak istiyorum desem…
Ya da sponsorlara musallat olsam…
Ya da bir gazeteye tam sayfa ilan mı versem…

Ben motor sporları hastasıyım…
Bir F1 manyağıyım…
Pilotlarla, ekiplerle birlikte 3 gün boyunca yarış heyecanını yaşamak istiyorum…
Bana Padock davetiyesi veriiiiiiin !!!

Davetiye şart çünkü, Padock alacak para yok ! varda… Tüm birikim ona verilmez…
Piyango biletimi alsam?
Şans oyunlarımı oynasam?
Atlayıp uçağa Kıbrıs’a gidip rulette mi denesem şansımı…
Ya da zengin sevgiliiii...
Evette Ağustos’a kadar nerden zengin sevgili yapabilirim?
Temmuzda yapacağım Yunan adaları turunda belkim zengin mi zengin bir Yunanlı armatör bulurum hım…

Olmas mı?
Padock…
Pit walk…
Hatta İstanbul Park'a helikopterle gitmek…
Hatta ve hatta tüm yarışların padock’u…
Ama en çok Monaco…
Yok önce İstanbul Park Padocku bi alim de…

28 Mayıs 2007 Pazartesi

Porsche Club

İstanbul Porsche Club'ın porsche sahipleri ve tutkunları için İstanbul Parkta düzenlediği etkinlikteydim...

Beni etkinliğe götüren arkadaşım kendisi arabasıyla biiiuu biiiuuuw piste tur atarken benim pist kenarından ağzım ayran delisi gibi açık salyalarımı arabaların ve pistin üzerine akıtmama gönlü razı gelmemesi üzerine, allem edip kallem etmesi sonucu, gerekli izni alıp ( Arkadaşımla piste çıkmama izin vermemelerin nedeni, onun uzman bir pilot olmaması… ) on yüzbin milyon baloncuk değerindeki kızını İnstructor abiye verip kafama ben diim 2 siz diiin 5 beden büyük motorcu kaskını geçirip, ‘sapsarı suratla geri getir’ diye teslim etmesi üzerine piste çıktııııııım !!!

Biiiuuuw biiiuuuw....

Arkadaşlar, direksiyonda bir pilotla pitten piste çıkmak nasıl bir duygudur anlatamam… Anlatamam görmen lazım durumu tek kelimeyle…

Pitten piste çıkar çıkmaz bir elim koltuğa diğer elim kapı koluna bir yapışmam vardı ki… Aaaaaaaa… viraj viraj… hooop sola hooop sağa yatarak…. Kerblerin üstünden titreye titreye geçip…aaaaaa şimdi çakıcaaaaz diyip gözlerimi sımsıkı yummam…

İlk Turu atarken dehşet midem bulandı. Eee tabi pist kenarında salyalarım akar şekilde milleti izlerken elimden çayım ve kahvem hiç eksik olmadığından çok normaldi, her an midemdeki sıvıları canııım deri koltuklara boşaltacakmış gibi hissetmem… 7. ve 8. virajlarda gözlerimi kapayıp geçicek birazdan geçiceek diyip içimden Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa diye çığlıklar attım…
Bir yandan da söylenip durdum tabi… Ne biçim sürat seversin sen len? Kapamasana gözlerini… Alooo sanki her dakika pistte bir pilotla turlama şansın var diye…
İlk turdan sonra bulantım ve korkum geçti… Kendimi bu güzel pistin ve arabanın tadını çıkarmaya verdim… Harikaydı… harika ötesiydi….

Start-finiş düzlüğünde 220… 240…. ( İnstructor abi korkmayayım diye fazla basmadı… aslında basabilirdi… ee bide tabi başkasının arabası olduğundan da zorlayamadı) derken son dakikada basılan frenle ilk viraj ki bu arada ilk viraj harbi kazalık… o güzelim düzlükten basarak gelip bir anda önce sağa sonra sola kıvrılıyorsunuz…
7. ve 8. virajlara kadar çıtır çerez bi durum var… 8. viraja F1 arabaları 260’la girerken biz 160’la girdik… Ve nasıl güzel nasıl güzel anlatamam… En çok 9. viraj benim hoşuma gitti… 8’den çıkıp rampa aşağıya giderken sert bir fren yapıp virajı alıyor, rampayı tırmanıyor ve star-finişe ulaşıyorsunuz…
9. viraj sanki lunaparkta baş aşağı olmanızı sağlayan kayık gibi… süratle geliyorsunuz birden frene basıyorsunuz ve arabanın burnunun ucunda yükseliyormuşsunuz gibi hissedip rampadan düzlüğe çıkıyorsunuz…

Bir ara önümüzde trafik olunca yavaşlamak zorunda kaldık…
İnstructor abi bana motor sporlarını sevip sevmediğimi sordu…
Bende manyakmısın ölüyorum dedim…
Seat ve polo cupı biliyomusun demez mi?
Dalgamı geçiyosun, Ben dedim polo’da yarışmak istiyorum ama doğru adamı bulamadım bi türlü dedim…
Güldü…
Nasıl dedim sen yoksa doğru adamısın?
Evet dedi…
Ben Seatın şampiyonuyum dedi. Ve bu etkinlikleri ben ve ekibim ayarlıyoruz… Senide katalım mı diye sorarken Start finişe son sürat giriyorduk…
Birden ellerimi bıraktım ve arabanın içinde avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım…
Harikaaaaaaaaaaa harikaaaaaaaaaaaaaaa….
Sen tanışmam gereken doğru adamsın harikaaaaaaaaaaaaaaaaaa…
Yupppiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Piste, son sürat giderken birden yanındaki hatunun çıldırarak bağırması…
İnstructor abi için çok üzüldüm…
İçinden aha manyak ötesi, tımarhanelik bi çatlakla aynı araçtayım, bu şimdi sevinçten boynuma sarılıp, direksiyon hakimiyetimi yok etmez dimi tanrım diye geçirdiğine eminim…

Muhteşem, doyumsuz 4 turun sonunda bayraklar sallandı ve pite girdik…
Arabadan sevinçle fırlayıp Fred Çakmaktaşın Dinosu modunda arkadaşımın yanına gidip zıp zıp zıplayarak papağan gibi harikaydı, harikaydı, teşekkür ederim diyip durdum…
Arkadaşım harbiden çook teşekkürü hak ediyor, çünkü ben kendi kızımı bile kimselere vermezken o bi sürü baloncuk değerindeki abrasını ben piste çıkabileyim diye bir başkasına sürat yapması için verdi…

Arkadaşımın yanındaki beyler, Benim kadar manyak bir hatunu ilk defa gördüklerini söyleyip İnstructor abiye bu hatunu alın abi dediler…
Hatun sapsarı suratla değil mutlu kırmızı bi suratla dönmüş zıp zıp zıplıyor… Bizce piste olması gereken o dediler…
Eheeee….
Kısaca piste çıktım, geçen senenin şampiyonuyla tur attım ve seneye yapılacak etkinliklere katılmak için söz aldım…

Dünyanın en bi ennnnnnnnnnn mutlu böcüküsü benim…
Ha bu arada canım porschelerin balataları yandı bitti kül oldu… : )))) Günün sorunda herkes frensiz kalmıştı… Ama balataların kokusu çok güzeldi yaa…
Bence Doğuş bu etkinliği para kazanmak için yapıyor… Biliyor basacaklar… basınca frenede basılacak… eee sert fren isteyen yerler var… Onca sertlik sonunda nolur balatalar yok oluuuur…
:)))))))))))

Kontrolsüz güç güç değildir…
Sürat pistlerde yapılır, yollarda değil efem diyor, rüzgarın kızı ozyniz ağzı kulaklarında bambaşka artık diyorum ! ;)

24 Nisan 2007 Salı

DTM

Muhabir OZY 'DTM' yarışlarından bildiriyor...
30 eylül, 1-2 Ekim tarihlerinde İstanbul Parkımız’da DTM yarışları vardı...Şimdi DTM nee? Eee Şöyle bişi; 1984 yılında start alan DTM yani, Daç amcaların Turing Motors yani, avrupanın en popüler Alaman binek Otoları yarış serisi oluyo...Almanya sınırları içinde koşulsada içinde ‘Türkiye’nin de bulunduğu 5 Avrupa ülkesi program dahilinde... Kuralları, Teknik özellikleri ve Felsefesiyle (evet felsefesi var) F1’den çoook farklı ve daha zevkli...‘Seyir zevki yüksek ama aynı zamanda da maliyet bilinci de taşıyan bir binek otomobilleri sporu izletmeyi amaçlayan’ bi felsefesi var. Bu yarışlarda tüm takımların her şeyi eşit. Eşit teknik şartlarda yarışılıyor.
Kurallar, kullanılan ürünler (lastik markası, vites kutusu, vs)... Mesela tüm takımların firen zımbırtıları, tek bir üretici tarafından sağlanıyor. Tüm elektronik zımbırtılar yine öyle, Bosch sağlıyor... Yani araçların teknik özellikleri değil pilotların yetenekleri yarışıyor. Bu yüksek sürat yapan ve bizlere müthiş bir izleme zevki veren ‘bu’ otomobiller yollarda veya show roomlarda gördüğümüz otoların sadece siluetini taşıyan, gövdeleri kompozit plastikten üretilmiş tak-çıkar araçlardır. Arabaların sökülüp takılmalarını izlemek çok zevkli... : )Evet bir car racing hastası olarak yine hafta sonumu İstanbul park’ta geçirdim! F1’den daha çok eğlendim.
Cumartesi günü yine klasik olarak ‘padok’taydım... Audi’nin misafiri olarak. Tam bir Alman olduklarını kanıtladılar ve ‘hediyeler’ konusunda çok cimri davrandılar. Eşe-dosta, heç bişi alamadım... : ( Bende açık büfedeki her şeyi silip süpürdüm! :) Almanların patates ve bira sevdiklerini zannederdim/dik. Ama adamlar ‘patlıcan’ hastasıymış meğersem... haa bide ırkçılık yaptılar, sadece Almanlara yağmurluk ve şemsiye verdiler biz gariban Türkler olarak ööylee baktık! Klasik olarak Pit walk yaptık, arabaları elledik, maalesef 1500 avromuz veya üst düzey bi tanışımız olmadığından ‘taxi drive’ yapamadık.
Bence DTM’in en önemli özelliği dünyaca ünlü pilotların yanına oturup piste keyif yapmanıza olanak veren Taxi drive... Cuma günü ücretsizmiş!!!! Ve adam bulamamışlar... Bir daha ki sene iş ekilecek ve Cuma’dan pistte kamp kurulacak!!!!
Eski dostları gördük. Güzeldi... Ex F1 pilotlarından, Hakkinen, Jean Alesi, Heinz- Harald Frentzen... Günün birinde Hakkinen’i tutacağımı ve dereceye girdiğinde alkışlayacağımı birileri söylese hayatta inanmazdım... Soğuk ve gıcık Finli yine risk almadan, zorlamadan 2. oldu...
Kısaca çok güzeldi. Yarış günü yağan yağmur yarışın heyecanını ve keyfini artırdı... Dönüş yolunda, sapıtık bi şekilde yağan yağmur, bitmek üzere olan debriyaj balatam, kabak lastiklerim ve sadece 1.6’lık golfçüğümle keşmekeş TEM trafiğinde ben çok ama çok farklı bi heyecan yaşadım! : )))))

LE MANS 2006

Allının akıyla 1. yılını dolduran İstanbul Park, bu hafta sonu (08-09 Nisan) 2006 sezonunun ilk yarışı olan, ‘Le Mans Endurance Series’e ev sahipliği yaparak, yarış sezonunu açtı…Muhabiriniz Ozy elbette yine oradaydı…Ozy’de yarış sezonunu doğal olarak açtı amaaa…En son Kasım 2005’te İstanbul Park’ın yarış sezonuna Le Mansla veda eden, biz motor sporları tutkunları, Nisan’ın Kasımdan daha soğuk bir ay olduğunu bizzat yaşayarak öğrenmek zorunda kaldık…
Muhabiriniz yepiz yeni bir gardrop hazırlamaya karar verdi… Pofuduk pofuduk kaztüyü yeni montlar, Balıkçı tulumu gibi yağmurluklar, hangi hayvanın tüyünden-kılından yapıldığı önemli olmayan ama sıcacık tutan kazaklar, yün pantolonlar, çoraplar hatta yün atlet ve donlar… Ben bide diyorum ki bide press kartı neyin bulsak alsak bi yerden…hııım? Ben size daha güzel muhabirlik yapsam… :p Muhabirlik zor… Hele sizin gibi bir cemiyete… : )))
Le Mans’ı azcık kısacık hatırlamak istermisiniz?Nedir ne değildir?Bu sezsizliğinizi evet olarak yorumluyor ve; Şimdi, 24 saatlik efsanevi Le Mans yarışlarından esinlenerek hazırlanan ve tamamen dayanıklılık üzerine kurulu bir yarış olan Le Mans dayanıklılık serisi 1000 km. yarışı yaklaşık 6 saatlik bi yarış. Performans, ileri teknoloji ve limitleri zorlamayı amaçlayan seri, A.C.O (Aotomobile Club de I’Ouest)’in teknik ve sportif kurallarına göre organize ediliyor ve yarışta ‘’LM’’ P1, ‘’LM’’ P2, ‘’LM’’ GT1, ‘’LM’’ GT2 diye adlandırılan, 4 farklı kategorideki araçlar aynı anda start alıyor. Biraz karışık… Uzun olmasından dolayı genellikle evlerde kanepelere kurularak izlemek tercih ediliyor ama benim gibi Biiiuuuuwww sesini oricinal olarak duyma manyağı olunca, karda kışta her hava ve yol koşulunda gidilip canlı canlı izlemek gerekiyor…
Bu sefer Padokkumuz, Pıt Lane, Grid Walkkumuz yoktu… Gidip halk arasında Ana Tribünde soğuğa dayanabildiğimiz kadar dayanarak izledik…O yüzden çok heyecanlı ve müthiş yarış anılarıyla dönemedim… sadece kulaklarımın pası gitti… : )) O da yeter… azla yetinmeyi bileceksin ki zamanı geldiğinde çokun tadına varabil, değerini bil dimiii? Bence de :p
İstanbul Park’ın bağlı bulunduğu Akfırat belediyesi uçmuş… Parkın girişine kocaman bir tabela koyarak Türk ve Ab bayraklarının yanına kendi ve F1 logosunuda koyarak motor sporları severleri sevgi ve saygıyla kucakladıklarını belirtip hoş geldiniiiiz, beş gittiniiiz muhabbeti yapmış… Çok güldüm… Hatta kendi kendime yeni bir iş bilem buldum… Akfırat belediyesinin Motor Sporlarında sorumlu başkan yardımcısı olucam ! Yakışır abi… Kendime başka uygun bir iş düşünemiyorum… Gelecek seçimlerde lütfen Akfıratta oy kullanınız… Yollar güzel, geçen sene ekilen ağaçlar, çiçekler çimler bu sene daha bi doğa görüntüsüne kavuşturmuş parkı, tesis kıştan zarar görmemiş… vs…
Başka bir İstanbul Park yarışında tekrar beraber olmak üzere diyerekten, Gelecekteki Akfırat Belediyesi Motor Sporlarından sorumlu başkan yardımcısı olarak, cümleteeen hepinizeeee, sağlıklıııııı, mutluuuuu, huzurluuuu bir yarış sezonu dilerim.
Sevgiyle kalın seçmenlerim…

19 Nisan 2007 Perşembe

LE MANS

LE MANSENDURANCE SERİESLAST & FIRST AT A TIME !

Yaklaşık 3 aydır motor yarışlarına ev sahipliği yapan İstanbul Park, bu hafta sonu (11-13 Kasım) 2005 sezonunun son yarışı olan, ‘Le Mans Endurance Series’e ev sahipliği yaptı…

Doğal olarak bana da ev sahipliği yaptı. Sezonun son yarışı için, yine sabahın köründe yollara düştüm…Ama bu seferki yola düşüş çok keyifliydi. Sonunda yarış günü ‘halk’ arasında değildim. Padokta, Rolex’in misafiri olarak ağırlandık. Bizi çok güzel ağırladılar ama, insan bi saat hediye ederdi… canım, çok cimri çıktılar! : p Pıt Lane, Grid Walk yaptık, yarış esnasında da pist çevresinde küçük sevimli bi buscıkla turladık… Ay evet yine taxi drive yapamadım…ama inşallah bi daha ki sezon olucak azimliyim… Kazandığım parayı çarçur etmeyip bi kenara koyup biriktirmeyi öğrenebilirsem, ‘neyse farkı werek’ yapıp, o keyfide tadacağım ama…önce para nasıl biriktirilir üzerine sıkı bi eğitimden geçmeliyim… :))

Şimdi, 24 saatlik efsanevi Le Mans yarışlarından esinlenerek hazırlanan ve tamamen dayanıklılık üzerine kurulu bir yarış olan Le Mans dayanıklılık serisi 1000 km. yarışı yaklaşık 6 saatte tamamlanıyor. Performans, ileri teknoloji ve limitleri zorlamayı amaçlayan seri, A.C.O ( Aotomobile Club de I’Ouest)’in teknik ve sportif kurallarına göre organize ediliyor ve yarışta ‘’LM’’ P1, ‘’LM’’ P2, ‘’LM’’ GT1, ‘’LM’’ GT2 diye adlandırılan, 4 farklı kategorideki araçlar aynı anda start alıyor. Biraz karışık… Ve 6 saat süren bi yarış olması zaman zaman ilginizin kaybolmasına neden oluyor… Ama zevkli. Hem Medar-ı iftiharlarımız, Jason Tahincioğlu’nu ‘’LM’’ P1 ve Cemil Çıpa’yı da‘’LM’’ P2 kategorilerinde yarışırken izlemek göğsümüzü kabarttı.


Evet sezon bitti ! Yarış muhabiriniz olarak benimde görevim bitti! : ( Hey gidi heyyy… İstanbul Park’ın açıldığı günden buyana, geçirdiği tüm evreleri yaşamış ve ev sahipliği yaptığı tüm yarışlara gitmiş ve geçirdiği ameliyattan sonra ‘Formulaaaaaaa….’ Diye sayıklamış biri olarak, bi süreliğine İstanbul Parksız ve yarışsız kalacak olmaktan dolayı yüreğimde hüzün ve acı var… Ahh hislerimi kelimelerle ifade etmeme imkan yok! :p
2006 sezonunda görüşmek üzere diyerek, sizlere sezon başlangıcına kadar baaayyy baay yapıyorum…

2004 Moto GP

Nisanda başlayıp Kasım ayında sona eren 4 kıtada 17 ayaktan oluşan ve İlk kez 1949 yılında yapılan Moto GP dünyanın en eski ve en köklü yarışı olarak biliniyor. Son teknoloji, dinamizm, heyecan, yenilik, tutkuuu ve hız kelimeleriyle tarif edilen M GP Formula 1’in iki tekerlekli rakibi olarak da biliniyor.
Evet, bi hız tutkunu olarak dün M GP ile canlı canlı tanıştım! Hııın hıınnn hıınn…. :) Yamaha’nın yıldızı, önümüzdeki senelerde Ferrariye (bi f1 takımı :p ) geçeceği söylenen Rossi’yi heyecanla izledik! Rossi 4. başladığı yarışı güzel bi geçişle 2. olarak bitirdi… Walla 125 ve 250 cc yarışları daha heyecanlıydı… ufak tefek kazalar filan… :) ilk GP birinciliğini alan Honda takımından Melandri’nin damalı bayrağı gördüğünde şaha kalması, yarışı izlemeye gelen motorcuları fena halde gaza getirdi… Dönüş yolunda, TEM’de sağımızdan ve solumuzdan şahlanan motorlarla ‘birbirimizin üstüne çıkmadan’ eve kadar yolculuk yapmak yarıştan daha fazla zevk verdi… : )) En kısa sürede, Hondanın Motosiklet eğitim merkezinde eğitilmeye karar verdim!!!! Yok bu böyle arabayla-marabayla olmayacak… rüzgarı filanda hissetmek gerekiyor… : ))

Formula 1 izlemeye giderken oturulacak yere göre kesinlikle alınacaklar/yapılacaklar:

A- üstü açık (silver) tribünde izleyenler için:
1- şemsiye
2- şort
3- bikini
4- güneş kremi
5- yerlere kadar inen yağmurluk
6- şapka
7- yiyecek-içecek çantası- şu soğutuculu olanlardan. İçi bira-su dolu olacak
8- dürbün
9- kulak tıkacı
10- tuttuğunuz takımın ıvır zıvırları...
11- Ayakta durup, görmenizi engelleyenlerin kafasına vurmak için güçlü ve uzun bi sopa!



B- açık alanda (bronz) izleyenler için:
Yine yukarda sayılanların hepsi ama bu sefer oturmak için şezlong ve bahçe şemsiyelerinden



C- üstü kapalı (gold) tribünde izleyenler içinPek bişi gerekmiyooooo.... Ama yine ufak bi içecek çantası ve dürbün almakta fayda var.



D- Padok club’ta izleyenler içinPadok ve pite iniş kartı kesinlikle evde unutulmamalı! Şık kıyafetler... bayanlar için uçuşan şifon elbiseler, yüksek ötesi terlikler, sağa sola sallanan yapılı saçlar, erkeklerin yakışıklı ve iyi giyimli olmalarına gerek yok. Önemli ve paralı şahsiyet olmaları yeter! Non-stop ikram edilen şampanyaya dayanıklılık... Davet edildiğiniz takım/sponsor firma hiçbir yerde bulamayacağınız eşantiyonlardan veriyor... Biraz aç gözlü olup eşe dosta alma kabiliyeti...:p

2005 İstanbul Park...

1-Otoparkların zemini toprak. (Padok dahil-güya bir zemin kaplaması var ama yinede üstünüz başınız toz içinde kalıyorsunuz) Dün şiddetli bir yağmur yağsaydı arabaların hepsi saplandıkları yerde kalacaklardı. Tesisler ve pist çok güzel ama genel olarak çorak bir görünüm vardı...
2-Ana tribün önündeki yeme-içme alışveriş çadırları çok kalabalıktı. Kalabalıktan kasaları bulmak çok zordu. Kasaların nerede olduğunu gösteren yukarıdan sarkan işaretler şarttı.
3-Diğer tribünlerim önünde sadece 1 tane yeme-içme çadırı vardı ve talebi karşılamakta yetersiz kalıyordu. Yine yönlendirme sorunu vardı. Hangi sıra neyin bilmeden/ öğrenemeden 1 saate yakın sırada bekliyordunuz. (ben sabırsız olduğum için yarış başlar başlamaz önü boşalınca gidip tüm yeme-içme ihtiyacımı karşıladım)
4-Cumartesi günü temiz olan tuvaletler, yarış günü çığırından çıktı. Bir ara sular kesildi. Tuvalet kağıtlarının çöpe atılmamasından dolayı tuvaletler tıkandı... temizlik görevlileri ortadan kayboldular...(Ne zaman bişeyi %100 tam yapacağız merak ediyorum... su olur elektrik olmaz, o olur bu olmaz...vs.)
5-Yarış bittikten sonra, otobüsle gelenler ciddi sorun yaşadılar. Trafik sıkışıklığı yüzünden ring sefer yapamayan otobüsler, Otoparktaki aracına gitmeye çalışanı da biz durak alanına gideni de...kimseyi almadılar.
6- Trafiği aksatan sorunlardan biri yaya yollarının olmayışı. Yayalarla arabalar aynı yoldan gitmeye çalıştığı için trafik akamadı. Otoparkın çiti ve araç yolu... arada yürümek için hiç alan yoktu.
7-İster padok ister tribun seyircisi olsun, herkes otoparkta sıcağın altında 1 saat beklemek zorunda kaldı... Parası olan helikopterlerle transfer edildi... Ceplerimi çok karıştırdım ama, 3000 dolar çıkaramadım... :)
8-Haritalar eksikti. Duraklar gösterilmemişti. Ne jandarma, ne güvenlikçi çocuklar ne de İETT şoförleri kimse Anadolu ve Avrupa yakasına giden otobüslerin nereden kalkacağını bilmiyordu...Hiç işaret yoktu. Yanlış yönlendirme yüzünden yayan olarak pist etrafında tur atmak zorunda kaldık. Benim tur zamanım 1 saatti... : )))))))))))))
9- İETT şoförlerinden bazıları yolları bilmiyormuş!!!! Cumartesi günü bir şoför yolu kaybetmiş, çevredekilere sorarak yolu bulmuş, otobüstekiler adamı dövüyorlarmış az kalsın. Dün Dönüşte de bizim şoför, E-5’ten gitmesi gerekirken bizi Sabiha Gökçen’in önüne çıkardı, havalimanının önünden ‘U’ çekip Tem’e girdi...
10-Kısaca kazasız belasız gittik-döndük ama alanda görevli olan bir çok kişi ‘Ne nerde- nereye nasıl gidilir- en son bus kaçta’... bilmiyordu. Hadi biz Türküz, ama yabancılar çok zorlandılar. Elimden gelen Türk misafir perverliğini göstererek arkamda ciddi bir ‘Taksim’e gidecek otobüsleri bulmaya çalışan turist’ kafilesi oluşturdum... Sağ salim onları ve kendimi saat 7 sularında otobüslere bindirdim. Ben Fin’lilerin çoğunlukta olduğu bir buscıkta, ‘Kimi, Kimiii, Kimiiii’ diye tezahürat yaparak ve votkalarına ortak olarak , otobüsün camlarından kafamızı, kollarımızı çıkararak sigara içerek İstanbul’a geldim! (galiba Finlandiya’ya gelin gideceğim ...: ))) ) TD açık olsaydı, Finli arkadaşlarımı alıp gelecektim... Ucuz yırttınız...