Yok abi yok !!!
Bu Ferrariciler salak !!!
Beni tanıyanların hepsi şu an derdimi bilmekte ve ucundan bi şekilde derman olmaya çalışmakatalar.
Bir Formula 1 manyağı olarak 24-25 ve 26 Ağustos tarihlerinde benim İstanbul Park'a kamp kuracağımı duymayan bilmeyen yok !
Dert herzaman ki gibi aynı...
Padock ve Pit walk istemekteyim...
Ne demişler isteyeyeni bir istemeyenin iki yüzü kara...
Eee bu yaz gününde kararmak hoş olur diyip, sabah sabah kendime gaz verip Türkiye Ferrariye mail attım:
Canlarım ciğerlerim, henüz ne bi Ferrari ne bir Padock alabilecek maddi imkanalra sahip değilim. Tribün alabiliyorum evelallah... Ama bi F1 manyağı olaraktan maddi ve çevre imkanları geniş olan abi ve ablaların karşısında oturup onların pilotların ve arabaların arasında dolanmasını izlemek beni yıkıyo... Sizden ricam şudur: Tuttuğum takımın heyecanını yaşamama yardımcı olmanız... Su gibi akan şampanyalar, yemekler, eşantiyonlar sizin olsun benim derdim Massa ve Kimi'yi ellemek, o güzelim arabaların sesiyle multi orgazma ermek...
Yolladık maili 5 dk geçmedi cevap geldi:
Sevgili Ozy Ozborn hanım; Podock Cluba davetiye vermiyoruz kimseye 4000 avro + KDV'yi ödeyin arzu ettiğiniz zevke erin !!!
Abim salakmısınız? yoksam okuduğunuzu anlama özürlüsümüsünüz?
O kadar param olsa niye size yazim?
Daha önceden almış olduğum bi kararı yeniden hatırladım ve hadi leeen yaptım...
Bi gün kendime Ferrari alıyorum ama o Ferrarinin parası burdaki dangalaklara değil İtalya'ya sayılacak !!!
Servise bile burda sokmicam arabayı...
Bu şiddet ve celal 4000 avroluk davetiye vermedikleri için değil, birkaç sene önce bi salak elamanlarının bir TV proğramında Ferrariyi tanıtamamasıyla alakalı... Sen prestij sat, gel salak bi adamla, konuşma özürlü bi adamla tanıtım yap !!!
Offfff... Başka kime mail atabilirim acep? Can Güçlü ve Bülent Özerdim'e ulaşmam gerekiyor !!! Benim adamalarım onlar... Ama gel gör ki elimde ne bir mail adresi ne bir telefon numarası var...
Kronosoğlu Zeus duy sesimiiiiii !!!
Gel beni mutlu eyle bende sana avladığım 3 pilotu adamasam nolim !!! :pppp
16 Ağustos 2007 Perşembe
Hıım hıım keten gömlekli, cillop ütülü pantolonlu, makosen patili abiler...
Bu abiler necidir abi? Ne iş yaparlar?
Şöyle bi bakarsın, uzaktan gelirken görürsün hoş bi abi geliyo duygusuna kapılırsın, yaklaşır, yaklaşır ve ayyy olursun ne çirkin şey ! Çirkindir abi ama tuhaf ve açıklanamayan bi kazizmasıda vardır !
Genellikle zengin olur bu abiler...
Öyle böyle değil... Devlet babanın borç isteyeceği türden...
Beyaz keten gömlek, şık ve rahat ütülü pantolonun altında 10 ailenin geçimini sağlayacak bi pati ve kolda bvlgari saat.
Şimdi moda o !
Tüh Rolexi boşa aldık! Onca para boşa gitti... modayı takip edemedik bak !!! Yanarım ben buna yanarım...
Şimdi yanlış anlaşılmasın, kimsenin parasında, giyinip kuşandıklarında gözümüz yok da... Ben bu abilerin neci olduklarına takmış durumdayım...
Sonderece kültürlü belkide hafif entel dantel havada, snop ve cool türkçe mealiyle ükelanın ve kasıntının allahı bi edayla insanları aşağılar tarzda dolan bu şahısların kimler olduklarını merak ediyorum sadece...
Her girdikleri ortamda saygı görmeyi bekleyen, evli ve çocuklu olmalarına rağmen götüremeyecekleri karı olmadığına inanan (hoş abilerin kabahati yok bu konuda hemcinslerimiz saolsunlar adamlar haklı olarak böyle düşünüyo) bu abiler necidir fecidir?
Yok bu abilerden birini tanımışlığım veya bana takmışlığı yamukluğu...
Sadece bu gün adına aykırı davranan esentepe'de yemek yerken böyle bi abi erkanıyla gelip yan masama çötü ve ben adama gözümü dikip düşünmeye ve üretmeye başladım...
Necidir len bu acep?
Daha öncede böyle bi saat takıyomuydu yoksa geldik 50 sine gelinler damatlar yemeden, hoş karı Türkbükünde yiyo ya, bende yiyim mi dedi ve aldı...
Gömlek desen, nefis... sırf keten gömlek için bile erkek olmaya razıyım. Hatun kısmısıa yapmıyolar öyle güzel gömlek...
Yakışıklılık desen yok anam, doğru Onur Erola... ama karizması var abinin... (Şu karizmayıda bi anlasam çirkin kadın ve adam karizma adı altında nasıl pazarlanır ! 20. yyın pazarlama başarısı walla)
Tabi ben adamı tren yerine koyup bakınca şakalarına aklar düşmüş abi ister istemez huylanıp kendine çeki düzen verip tam kesişme moduna geçecekken benim öğle keyfim bitti hesabımı isteyip geldim işimin başına...
Geldim ama hala aklımda sorular var...
Acep hazır tren etmişken adamı çekinmeyip sorsamıydım:
Şiiiş abi ne iş?
Şöyle bi bakarsın, uzaktan gelirken görürsün hoş bi abi geliyo duygusuna kapılırsın, yaklaşır, yaklaşır ve ayyy olursun ne çirkin şey ! Çirkindir abi ama tuhaf ve açıklanamayan bi kazizmasıda vardır !
Genellikle zengin olur bu abiler...
Öyle böyle değil... Devlet babanın borç isteyeceği türden...
Beyaz keten gömlek, şık ve rahat ütülü pantolonun altında 10 ailenin geçimini sağlayacak bi pati ve kolda bvlgari saat.
Şimdi moda o !
Tüh Rolexi boşa aldık! Onca para boşa gitti... modayı takip edemedik bak !!! Yanarım ben buna yanarım...
Şimdi yanlış anlaşılmasın, kimsenin parasında, giyinip kuşandıklarında gözümüz yok da... Ben bu abilerin neci olduklarına takmış durumdayım...
Sonderece kültürlü belkide hafif entel dantel havada, snop ve cool türkçe mealiyle ükelanın ve kasıntının allahı bi edayla insanları aşağılar tarzda dolan bu şahısların kimler olduklarını merak ediyorum sadece...
Her girdikleri ortamda saygı görmeyi bekleyen, evli ve çocuklu olmalarına rağmen götüremeyecekleri karı olmadığına inanan (hoş abilerin kabahati yok bu konuda hemcinslerimiz saolsunlar adamlar haklı olarak böyle düşünüyo) bu abiler necidir fecidir?
Yok bu abilerden birini tanımışlığım veya bana takmışlığı yamukluğu...
Sadece bu gün adına aykırı davranan esentepe'de yemek yerken böyle bi abi erkanıyla gelip yan masama çötü ve ben adama gözümü dikip düşünmeye ve üretmeye başladım...
Necidir len bu acep?
Daha öncede böyle bi saat takıyomuydu yoksa geldik 50 sine gelinler damatlar yemeden, hoş karı Türkbükünde yiyo ya, bende yiyim mi dedi ve aldı...
Gömlek desen, nefis... sırf keten gömlek için bile erkek olmaya razıyım. Hatun kısmısıa yapmıyolar öyle güzel gömlek...
Yakışıklılık desen yok anam, doğru Onur Erola... ama karizması var abinin... (Şu karizmayıda bi anlasam çirkin kadın ve adam karizma adı altında nasıl pazarlanır ! 20. yyın pazarlama başarısı walla)
Tabi ben adamı tren yerine koyup bakınca şakalarına aklar düşmüş abi ister istemez huylanıp kendine çeki düzen verip tam kesişme moduna geçecekken benim öğle keyfim bitti hesabımı isteyip geldim işimin başına...
Geldim ama hala aklımda sorular var...
Acep hazır tren etmişken adamı çekinmeyip sorsamıydım:
Şiiiş abi ne iş?
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Akşamcıdan alemciye selamlar...
İnsan zamanla kendini tanıyor ve buluyor neyine neyin iyi geldiğini...
Akşam üzeri 4'te çöktüm masaya...
Alkol dedim...
Verdiler...
Metil alkol dil tabiki verdikleri... Yeni şişesiyle papyonunu çıkarmayı unutmuş çıplak erkek benzeri efes verdikleri...
Verdiler...
Yine verdiler...
Yine verdiler...
Aaaa ama yine verdiler...
Tabi hatır gönül durumlarından kıramadım... :ppp
Bazı zamanlar vardır ne kadar içsenizde bişi olmaz... Ama bazı zamanlarda bir kadehte boylarsınız bulutlu alemi...
Dün akşam bulutlu alemin yakınından bile geçmeyi başaramadım... Çabaladım çabaladım ama bu aralar dilimden düşürmediğim yunan tanrılarım izin vermediler... Acep hangisi razı gelmedi...
E be Kronos oğlu koca Zeus paralar boşa gitti !!!
Bulutlu aleme erişemediysekte damarlarda kan harici bir sıvı dolandığından birşeyler etmek gerekiyordu sabah...
Yatmadan önce içilmiş soda mayalı içkilerin susuzluğuna birebirdir... Bi yararı daha vardır kusturur şayet yabancı sıvı içerde duramayacak kadar çoksa... Aaa akşam açtığınız sodayı bitiremediyseniz şayet sodanın ziyan olduğunu düşünmeyin... yüzünüze sürün iyi gelir dicem de... akşamdan kalmalıktan baş ağrısı veya sersemlik varsa cilt kim diyebileceğinizden bunu akıl etmeniz tabi zor olur.
Sabah kalkınca aman haaa sakın su dil çay için ! İlla su içecekseniz alkaseltserli su için... Ama bolca sulu olmayan... Yarım su bardağı kadar.
Ve alkol vücuttaki B vitaminini götürdüğünden çakın bir B vitamini...
Halamı baş ağrınız var? Yada Alkaya bağışıklık kazanmış bünyeniz o zaman sedergine !!!
Bol bol ılık çay için...
Tavsiyeleri dinleyin...
Biliyoruzda konuşuyoruz...
Ha şayet derseniz sen bu gün bunların hepsini mi yaptın diye malesef sadece çay yeterli oldu durumuma... Olan cüzdana oldu... İç iç bi çakır keyifi bırak çak bile olamadım...
:ppp
Akşam üzeri 4'te çöktüm masaya...
Alkol dedim...
Verdiler...
Metil alkol dil tabiki verdikleri... Yeni şişesiyle papyonunu çıkarmayı unutmuş çıplak erkek benzeri efes verdikleri...
Verdiler...
Yine verdiler...
Yine verdiler...
Aaaa ama yine verdiler...
Tabi hatır gönül durumlarından kıramadım... :ppp
Bazı zamanlar vardır ne kadar içsenizde bişi olmaz... Ama bazı zamanlarda bir kadehte boylarsınız bulutlu alemi...
Dün akşam bulutlu alemin yakınından bile geçmeyi başaramadım... Çabaladım çabaladım ama bu aralar dilimden düşürmediğim yunan tanrılarım izin vermediler... Acep hangisi razı gelmedi...
E be Kronos oğlu koca Zeus paralar boşa gitti !!!
Bulutlu aleme erişemediysekte damarlarda kan harici bir sıvı dolandığından birşeyler etmek gerekiyordu sabah...
Yatmadan önce içilmiş soda mayalı içkilerin susuzluğuna birebirdir... Bi yararı daha vardır kusturur şayet yabancı sıvı içerde duramayacak kadar çoksa... Aaa akşam açtığınız sodayı bitiremediyseniz şayet sodanın ziyan olduğunu düşünmeyin... yüzünüze sürün iyi gelir dicem de... akşamdan kalmalıktan baş ağrısı veya sersemlik varsa cilt kim diyebileceğinizden bunu akıl etmeniz tabi zor olur.
Sabah kalkınca aman haaa sakın su dil çay için ! İlla su içecekseniz alkaseltserli su için... Ama bolca sulu olmayan... Yarım su bardağı kadar.
Ve alkol vücuttaki B vitaminini götürdüğünden çakın bir B vitamini...
Halamı baş ağrınız var? Yada Alkaya bağışıklık kazanmış bünyeniz o zaman sedergine !!!
Bol bol ılık çay için...
Tavsiyeleri dinleyin...
Biliyoruzda konuşuyoruz...
Ha şayet derseniz sen bu gün bunların hepsini mi yaptın diye malesef sadece çay yeterli oldu durumuma... Olan cüzdana oldu... İç iç bi çakır keyifi bırak çak bile olamadım...
:ppp
14 Ağustos 2007 Salı
...
Canım gitmek istiyor...
Bilinmeyene, bilmez ellere...
Tanımayayım, tanımasınlar...
Keşfetmeye can atmayayım, atmasınlar...
Bir köşeye koyuvereyim valizimi...
Dursun, beklesin...
Ben çökeyim bir yere...
Desinler ki nefes alıyor ama yaşıyor mu bilinmez...
Ne yemek için ne su için... hiç birşey için kıpırdamayayım yerimden...
Öylece durayım...
Uykusuzluk nedir, açlık nedir bilmeden...
Durdukça doyduğum, iyileştiğim, gençleştiğim, unuttuğum bir zaman...
Zamanı akan, olan bir zamansızlıkta durmak...
Gözlerimde bir gökyüzü canlanıyor şu an...
Terasta oturmuş gökle denizin harmanlandığı hangisinin nerde başlayıp bittiği belli olmayan maviliğe daha doğrusu alacalığa bakan...
Gece olmuş, gündüz olmuş farkında olmadan sadece o alacalığı gören ben durayım öylece...
Ekmeksiz, susuz, uykusuz, oturmaktan uyuşmamış öylece duran ben...
Kimsenin beni merak etmediği
Tanımadığı
Merak etmediğim
Ve tanımadığım topraklarda...
Durmak istiyorum...
Öyle kırgın, öyle kızgınım ki...
Kime niye?
Hesabımı sorsam ödeyecek yok !
Takmadan, umursamadan yaşamak desem... artık olmuyor...
Arkadakilerin ne halleri varsa görsünler denilerek terk edildiği, hafızalarda varlıkların silindiği bir gidiş arzum...
Sessizliğin, rüzgarın sesini dinlediğim
Durduğum...
Gerçekten durduğum...
Bilinmeyene, bilmez ellere...
Tanımayayım, tanımasınlar...
Keşfetmeye can atmayayım, atmasınlar...
Bir köşeye koyuvereyim valizimi...
Dursun, beklesin...
Ben çökeyim bir yere...
Desinler ki nefes alıyor ama yaşıyor mu bilinmez...
Ne yemek için ne su için... hiç birşey için kıpırdamayayım yerimden...
Öylece durayım...
Uykusuzluk nedir, açlık nedir bilmeden...
Durdukça doyduğum, iyileştiğim, gençleştiğim, unuttuğum bir zaman...
Zamanı akan, olan bir zamansızlıkta durmak...
Gözlerimde bir gökyüzü canlanıyor şu an...
Terasta oturmuş gökle denizin harmanlandığı hangisinin nerde başlayıp bittiği belli olmayan maviliğe daha doğrusu alacalığa bakan...
Gece olmuş, gündüz olmuş farkında olmadan sadece o alacalığı gören ben durayım öylece...
Ekmeksiz, susuz, uykusuz, oturmaktan uyuşmamış öylece duran ben...
Kimsenin beni merak etmediği
Tanımadığı
Merak etmediğim
Ve tanımadığım topraklarda...
Durmak istiyorum...
Öyle kırgın, öyle kızgınım ki...
Kime niye?
Hesabımı sorsam ödeyecek yok !
Takmadan, umursamadan yaşamak desem... artık olmuyor...
Arkadakilerin ne halleri varsa görsünler denilerek terk edildiği, hafızalarda varlıkların silindiği bir gidiş arzum...
Sessizliğin, rüzgarın sesini dinlediğim
Durduğum...
Gerçekten durduğum...
Kedili kız ve kadın...
Alt dudağı kıvrılmış
Ağladı ağlayacak
Baraj duvarlarını yıkmaya and içmiş seller gibi duran gözyaşlarıyla dolu gözleri hüzünlü
Elinde sımsıkı tuttuğu sarı kedisiyle tek başına oturan küçük kız
Kederli
Mahzun...
De desem der mi derdini?
Yaklaşıyorum
Büyüyor...
Gözleri hüzünlü bir kadın o!
Yanına varıyorum
Güzel dudağını alayla kıvırıp gülümserken başını çeviriyor
Saçlarını dalgalandırıp yeniden döndüğünde gözlerinde hüzün varla yok arası oluyor
De desem der mi derdini?
Başını geriye savurarak beyaz dişlerini ortaya çıkaran bir kahkaha savuruyor.
Masadakiler gülüyor...
O gülüyor...
Kahkahalarıyla saçlarını savurdukça gözlerindeki hüzün içine sel olup akıyor...
De desem der mi derdini?
Saçlarını savurarak kalkıyor
Gecenin karanlığında giderken sarı kedisini elinde sımsıkı tutmuş küçük kızı görüyorum
Küçük kız sessiz hıçkırıklarla geleceğine ağlıyor...
Kadın geçmişine...
Ben ikisinin ardından da ağlıyorum...
Ağladı ağlayacak
Baraj duvarlarını yıkmaya and içmiş seller gibi duran gözyaşlarıyla dolu gözleri hüzünlü
Elinde sımsıkı tuttuğu sarı kedisiyle tek başına oturan küçük kız
Kederli
Mahzun...
De desem der mi derdini?
Yaklaşıyorum
Büyüyor...
Gözleri hüzünlü bir kadın o!
Yanına varıyorum
Güzel dudağını alayla kıvırıp gülümserken başını çeviriyor
Saçlarını dalgalandırıp yeniden döndüğünde gözlerinde hüzün varla yok arası oluyor
De desem der mi derdini?
Başını geriye savurarak beyaz dişlerini ortaya çıkaran bir kahkaha savuruyor.
Masadakiler gülüyor...
O gülüyor...
Kahkahalarıyla saçlarını savurdukça gözlerindeki hüzün içine sel olup akıyor...
De desem der mi derdini?
Saçlarını savurarak kalkıyor
Gecenin karanlığında giderken sarı kedisini elinde sımsıkı tutmuş küçük kızı görüyorum
Küçük kız sessiz hıçkırıklarla geleceğine ağlıyor...
Kadın geçmişine...
Ben ikisinin ardından da ağlıyorum...
Savaş boyaları kullanma tekniğini öğrenme kursu
Bir zamanlar starda yayınlalan bir dizi vardı; 'hayat 30'dan sonra başlar' diye...
Evet bir bakıma hayat 30'dan sonra başlıyor... Maddi rahatlık, özgürlük, sadece kendini umursama vs...
Ama bir de müthiş bir geyik vardır kadın kısmısı kadınlığını 30'dan sonra keşfeder diye...
Bu geyik meyik değilmiş...
Doğruymuş...
Yaş 30'u biraz geçti ve bende başladı daha önceden görülmesi imkansız değişimler...
Siyah sever ben reyonlarda 'yok muuu bunun fıstık yeşili, daha açığı, güzelim dekoltemi ortaya çıkaranı' nidalarıyla dolanmaya başlamam !!!
Geçer her halde dedim... Yılların az renkliliğine bi baş kaldırıdır... Dilmiş... Korkarım ki yakında fosforlu turuncularlada endam eyleceğim...
Buda bişey değil... bardak kullanmayıp her ne olursa olsun şişe kullanan ben son bir haftadır bardak diyorum !!!
Noluyo ayol? serseri cool kadın bendenize ne haller oluyor? Yakında saçlarımıda taramaya başlarım ben derkeeeen,
Senelerdir doğallığıyla övünen ben, doğallığına heyran ellere inat tutturdum makyaj yapmayı öğreneceğim diye !!
Yüz boyası badanası konusunda memleketin en başarılı hatunlarından birinin kapısını çaldım...
Ben dedim makyaj yapmayı öğrenmek istiyorum, sizde öğretiyormuşsunuz, hemde tuzlu tuzlu...
Tüm malzemelerini al gel dedi...
Malzeme mi? Evde malzeme yok ki... 15 sene evvel body shoptan alınmış bir top pudra ve kırk yılda bir sürülen bir rimel ve 2 ruj tüm malzemem !!! Acaba evdeki suluboya, guaj vs.leride götürsem mi... renk çeşitliği babında...
Utana sıkıla malzemelerimi yaydım, ışıklı aynanın önüne...
Baktı gülümsedi... Odanın duvarlarını kaplayan dolaplardan tek tek bana uygun malzemeleri çıkardı ve tanıtmaya başladı...
Bak bu fondöten...
Bu şeffaf pudra...
Bu üçgen sünger...
Aman allahım ne çok şey var...
Benim o küçük aklımda yoktu bunca malzeme...
Ben sanıyorum allığı nasıl sürücem, nasıl kalem çekicem öğretecek ve iş bitecek !!!
Başladık gölge tekniğiyle...
Pek severim pek bi başarılıyımdır kağıt üzerinde kara kalem gölgelemede de... Gel gör ki yüzüme ellerim bir ahtopotun elleri gibi değiyor... Yabancı, sakil... neyi nasıl tutacağını bilmez...
Anaa elmacık kemiğim ve sınırı neresidir?
Kulak hizamdan burnumun ucuna görünmezce giden çizginin neden biri yukarda diğeri aşşağıdadır? Yüzüm mü yamuktur yoksa titreyen ahtopot kıvamındaki ellerimdemidir kabahat?
Gölgeleme yapmasam hiç? O stick'i sürmek pek bi tecrübe istemektedir... Ve yuvarlak süngerle onu dağıtmak... Ah ah... Basic Design dersindeki renk çemberini yaparken bile bu akdar zorlanmamış ben elmacık kemiği altına bi gölge veremeyen mi olmuşum? Tabi yapmazsan mesleğini, eline almazsan kalemi, yüzüne bi gölge bile veremezsin !!!
Ben kendi kendime magy simpsondan beter söylenirken hocam bana süper gaz vermekte...
Yeteneklisin diyor, kavradın...
Eee yani az buçuk kalem tutmuşluğumuz, resim yapmışlığımız var, boru değil mimarız diyoruz da, kapatıcıyı sürdüğüm fırçayla gözümü çıkartmasam bu arada...
Taktikler, sırlar...
Tutulan notlar...
Sonuç; leen ne güzel gözlerim varmış benim...
Su saçlarıda açıp hafifçe kabarttık mı... of yafrum oofff... yerim seni ben...
Süper bir gazla ilk ders sonrası için müthiş bir boyamayla çıkıyorum kapıdan...
Hala boya badana kıvamında yaklaşıyorum olaya... Boya değil boya değil... makyaj canım!
Ama alışık değilim ki... saat 8 olmuş ben gözlerimde simsiyah güneş gözlüklerim göz makyajımı saklaya saklaya gidiyorum barıma...
Takdir ve tebrikleri topluyorum...
Daha durun diyorum bu ilk ders... siz beni 3. dersten sonra görün...
Bu gün elimde ders notlarım ve almam gerekenleri listesi ile dolanacağım sokaklarda...
Şimdi ben bi şeyi ciddi ciddi merak etmekteyim, bunca masrafa ve emeğe karşı ben acep iki dirhem bi çekirdek savaş boyalarımı sürüp mü dolanıcaaam yoksa bu meziyette öğrenip unuttuğum diğerlerinin arasında yerini mi alacak?
Göriciiiiz...
Şimdi zaman alışveriş zamanıdır...
Evet bir bakıma hayat 30'dan sonra başlıyor... Maddi rahatlık, özgürlük, sadece kendini umursama vs...
Ama bir de müthiş bir geyik vardır kadın kısmısı kadınlığını 30'dan sonra keşfeder diye...
Bu geyik meyik değilmiş...
Doğruymuş...
Yaş 30'u biraz geçti ve bende başladı daha önceden görülmesi imkansız değişimler...
Siyah sever ben reyonlarda 'yok muuu bunun fıstık yeşili, daha açığı, güzelim dekoltemi ortaya çıkaranı' nidalarıyla dolanmaya başlamam !!!
Geçer her halde dedim... Yılların az renkliliğine bi baş kaldırıdır... Dilmiş... Korkarım ki yakında fosforlu turuncularlada endam eyleceğim...
Buda bişey değil... bardak kullanmayıp her ne olursa olsun şişe kullanan ben son bir haftadır bardak diyorum !!!
Noluyo ayol? serseri cool kadın bendenize ne haller oluyor? Yakında saçlarımıda taramaya başlarım ben derkeeeen,
Senelerdir doğallığıyla övünen ben, doğallığına heyran ellere inat tutturdum makyaj yapmayı öğreneceğim diye !!
Yüz boyası badanası konusunda memleketin en başarılı hatunlarından birinin kapısını çaldım...
Ben dedim makyaj yapmayı öğrenmek istiyorum, sizde öğretiyormuşsunuz, hemde tuzlu tuzlu...
Tüm malzemelerini al gel dedi...
Malzeme mi? Evde malzeme yok ki... 15 sene evvel body shoptan alınmış bir top pudra ve kırk yılda bir sürülen bir rimel ve 2 ruj tüm malzemem !!! Acaba evdeki suluboya, guaj vs.leride götürsem mi... renk çeşitliği babında...
Utana sıkıla malzemelerimi yaydım, ışıklı aynanın önüne...
Baktı gülümsedi... Odanın duvarlarını kaplayan dolaplardan tek tek bana uygun malzemeleri çıkardı ve tanıtmaya başladı...
Bak bu fondöten...
Bu şeffaf pudra...
Bu üçgen sünger...
Aman allahım ne çok şey var...
Benim o küçük aklımda yoktu bunca malzeme...
Ben sanıyorum allığı nasıl sürücem, nasıl kalem çekicem öğretecek ve iş bitecek !!!
Başladık gölge tekniğiyle...
Pek severim pek bi başarılıyımdır kağıt üzerinde kara kalem gölgelemede de... Gel gör ki yüzüme ellerim bir ahtopotun elleri gibi değiyor... Yabancı, sakil... neyi nasıl tutacağını bilmez...
Anaa elmacık kemiğim ve sınırı neresidir?
Kulak hizamdan burnumun ucuna görünmezce giden çizginin neden biri yukarda diğeri aşşağıdadır? Yüzüm mü yamuktur yoksa titreyen ahtopot kıvamındaki ellerimdemidir kabahat?
Gölgeleme yapmasam hiç? O stick'i sürmek pek bi tecrübe istemektedir... Ve yuvarlak süngerle onu dağıtmak... Ah ah... Basic Design dersindeki renk çemberini yaparken bile bu akdar zorlanmamış ben elmacık kemiği altına bi gölge veremeyen mi olmuşum? Tabi yapmazsan mesleğini, eline almazsan kalemi, yüzüne bi gölge bile veremezsin !!!
Ben kendi kendime magy simpsondan beter söylenirken hocam bana süper gaz vermekte...
Yeteneklisin diyor, kavradın...
Eee yani az buçuk kalem tutmuşluğumuz, resim yapmışlığımız var, boru değil mimarız diyoruz da, kapatıcıyı sürdüğüm fırçayla gözümü çıkartmasam bu arada...
Taktikler, sırlar...
Tutulan notlar...
Sonuç; leen ne güzel gözlerim varmış benim...
Su saçlarıda açıp hafifçe kabarttık mı... of yafrum oofff... yerim seni ben...
Süper bir gazla ilk ders sonrası için müthiş bir boyamayla çıkıyorum kapıdan...
Hala boya badana kıvamında yaklaşıyorum olaya... Boya değil boya değil... makyaj canım!
Ama alışık değilim ki... saat 8 olmuş ben gözlerimde simsiyah güneş gözlüklerim göz makyajımı saklaya saklaya gidiyorum barıma...
Takdir ve tebrikleri topluyorum...
Daha durun diyorum bu ilk ders... siz beni 3. dersten sonra görün...
Bu gün elimde ders notlarım ve almam gerekenleri listesi ile dolanacağım sokaklarda...
Şimdi ben bi şeyi ciddi ciddi merak etmekteyim, bunca masrafa ve emeğe karşı ben acep iki dirhem bi çekirdek savaş boyalarımı sürüp mü dolanıcaaam yoksa bu meziyette öğrenip unuttuğum diğerlerinin arasında yerini mi alacak?
Göriciiiiz...
Şimdi zaman alışveriş zamanıdır...
11 Ağustos 2007 Cumartesi
Aşka
Aşk...
Ne desem boş...
Gönül bu... Otada...
Geçen hafta çarşamba akşamı bir erkek kollarımda aşkı için ağladı...
Ah çok isterdim benim için olsun...
Ama malesef değildi...
Onun aşkını, acısını, tutkusunu taaa yüreğimde derinliklerimde hissettim...
Hala 21. yüzyılda aşkı için ağlayan bir adam !!!
Ne güzel hala aşk var!
En tutkulusundan en derininden...
Hala saçının bir teline zarar gelir diye korkan...
Onu uykusunda rüyalarından koruyan...
Öyle bir adam ki gözlerine baktığınızda aşkı gördüğünüz, geleceği okuduğunuz...
Ahh... bu akşam doldum onu dinlerken...
Geçmişe gittim...
Bir zamanlar benide öylesine seven bir adam vardı...
Yastıktaki saç telim için üzülen...
Uykumda beni seyreden...
Bana şiirler yazan...
Ah... aldığım nefes başımın üstündeki gök kubbe olen adam...
Benim hatalarım, onun hatalrı, gençlik her neyse bitirdi o sevgiyi...
Ve bir daha öylesine bir sevgiyi göremem derken o genç adamda gördüm o sevgiyi...
Ve o adam bana yeniden inaç verdi...
21. yüzyıldada mucizelerin var olacağını gösterdi...
O kollarımda sevdiğine ağlarken ben, geçmişime, inançlarıma, geleceğime ağlıyordum...
Sevmek...
Hemde en tutkulusundan sevmek...
Benim kitabımda yok senden hoşlandım seni seviyorum hadi beraber olalım demek.
Benim kitabımda var mantığa aykırı tutku...
Ah bu gece anlattı adam...
Ben dinledim...
Sen çok özel bir adamsın dedim. Ve o kadın çok özel bir kadın ama farkında değil kaçıracaklarının...
Eğitim, kültür aile ve toplum...
Ah...
Oysaki bir insan kendini yetiştirdiyse ve o gözlerden kendinden başkasını görmüyorsan ne önemi var doktora yapıp yapmadığının...
Ama gel gör toplumumuz der davul dengi dengine...
Davullar dengi dengine çaldığında gözlerde kendini görmediğinde ne dersin yüreğine?
Gözlerinde, gözlerimde yok ama dengim mi?
Bir zamanalr çok sevdim ve sevildim...
Hala geçmişin gölgesindeyim...
Ararım gözlerinde kendimi göreceğim adamı...
Ararım saç telime üzülen adamı...
Ararım kokumu koklaya koklaya dolanan adamı...
Ararım geceyi gündüz edecek adamı benimle...
Ah aşk....
En arıza durum...
En akıllımızı bile mantıksız eden durum...
Bu akşam geçmişe gittim...
İstedim yeniden öylesine bir sevgi...
Bana, bize tapacak bir adam...
İstedim...
Özledim...
Hala inanıyorum öyle bir aşka...
Eskisinden daha yoğun daha tutkulusunu bulacağıma inanıyorum...
O adamla akan göz yaşlarım dilekti herkeze...
Desenizde olmaz, gençken olur, inanmam...
Dilerim tanrıdan eskisinden daha tutkulusunu...
Karışığım...
İçmeden değil o genç adamın aşkından, geçmişin anılarından sarhoşum...
Geçmişteki adama sorarım...
Benim sevgimi buldun mu yada özlermisin arada?
Hoş özlesen ne işin var ellerde?
Ben niye düşünürüm peki arada bizi?
Sevdim ben...
Herşeye rağmen gerçekçe sevdim...
Pişman değilim...
Yeni denizlere yüzmeğe beklemekteyim kıyıda...
Korkuzuzca seven o küçük kıza (bana) selam ediyorum...
Bana hala o saflığı arattığından...
Ve o adama...
Aşkının karşılığını bulman dileğimdir...
O gözyaşlarının kıymetini bilmesede o kadın sen çok ama çok özelsin...
Karışığım dedim...
Bu yazı nasıl bi yazı olduya neyse...
Özlem doluyum...
Bildiğim odur !
Ne desem boş...
Gönül bu... Otada...
Geçen hafta çarşamba akşamı bir erkek kollarımda aşkı için ağladı...
Ah çok isterdim benim için olsun...
Ama malesef değildi...
Onun aşkını, acısını, tutkusunu taaa yüreğimde derinliklerimde hissettim...
Hala 21. yüzyılda aşkı için ağlayan bir adam !!!
Ne güzel hala aşk var!
En tutkulusundan en derininden...
Hala saçının bir teline zarar gelir diye korkan...
Onu uykusunda rüyalarından koruyan...
Öyle bir adam ki gözlerine baktığınızda aşkı gördüğünüz, geleceği okuduğunuz...
Ahh... bu akşam doldum onu dinlerken...
Geçmişe gittim...
Bir zamanlar benide öylesine seven bir adam vardı...
Yastıktaki saç telim için üzülen...
Uykumda beni seyreden...
Bana şiirler yazan...
Ah... aldığım nefes başımın üstündeki gök kubbe olen adam...
Benim hatalarım, onun hatalrı, gençlik her neyse bitirdi o sevgiyi...
Ve bir daha öylesine bir sevgiyi göremem derken o genç adamda gördüm o sevgiyi...
Ve o adam bana yeniden inaç verdi...
21. yüzyıldada mucizelerin var olacağını gösterdi...
O kollarımda sevdiğine ağlarken ben, geçmişime, inançlarıma, geleceğime ağlıyordum...
Sevmek...
Hemde en tutkulusundan sevmek...
Benim kitabımda yok senden hoşlandım seni seviyorum hadi beraber olalım demek.
Benim kitabımda var mantığa aykırı tutku...
Ah bu gece anlattı adam...
Ben dinledim...
Sen çok özel bir adamsın dedim. Ve o kadın çok özel bir kadın ama farkında değil kaçıracaklarının...
Eğitim, kültür aile ve toplum...
Ah...
Oysaki bir insan kendini yetiştirdiyse ve o gözlerden kendinden başkasını görmüyorsan ne önemi var doktora yapıp yapmadığının...
Ama gel gör toplumumuz der davul dengi dengine...
Davullar dengi dengine çaldığında gözlerde kendini görmediğinde ne dersin yüreğine?
Gözlerinde, gözlerimde yok ama dengim mi?
Bir zamanalr çok sevdim ve sevildim...
Hala geçmişin gölgesindeyim...
Ararım gözlerinde kendimi göreceğim adamı...
Ararım saç telime üzülen adamı...
Ararım kokumu koklaya koklaya dolanan adamı...
Ararım geceyi gündüz edecek adamı benimle...
Ah aşk....
En arıza durum...
En akıllımızı bile mantıksız eden durum...
Bu akşam geçmişe gittim...
İstedim yeniden öylesine bir sevgi...
Bana, bize tapacak bir adam...
İstedim...
Özledim...
Hala inanıyorum öyle bir aşka...
Eskisinden daha yoğun daha tutkulusunu bulacağıma inanıyorum...
O adamla akan göz yaşlarım dilekti herkeze...
Desenizde olmaz, gençken olur, inanmam...
Dilerim tanrıdan eskisinden daha tutkulusunu...
Karışığım...
İçmeden değil o genç adamın aşkından, geçmişin anılarından sarhoşum...
Geçmişteki adama sorarım...
Benim sevgimi buldun mu yada özlermisin arada?
Hoş özlesen ne işin var ellerde?
Ben niye düşünürüm peki arada bizi?
Sevdim ben...
Herşeye rağmen gerçekçe sevdim...
Pişman değilim...
Yeni denizlere yüzmeğe beklemekteyim kıyıda...
Korkuzuzca seven o küçük kıza (bana) selam ediyorum...
Bana hala o saflığı arattığından...
Ve o adama...
Aşkının karşılığını bulman dileğimdir...
O gözyaşlarının kıymetini bilmesede o kadın sen çok ama çok özelsin...
Karışığım dedim...
Bu yazı nasıl bi yazı olduya neyse...
Özlem doluyum...
Bildiğim odur !
9 Ağustos 2007 Perşembe
deon mu vaaar, derdin var !
Aaaa bu kadar da olmaz ki canım !!!
Bahtsız bedevinin kutup ayısının seevgisine maruz kalması gibi...
Yok artık ! Bu markada mı?
Bu kaçıncı oldu ayol... Beşinci...
İzninizle oh haaaa demek istiyorum...
Yok abi yok... 1 haftalığına memleket karasularının dışında seyir eyledik, döndük ne marketlerde ne bakkallarda yok !
Önce paniklemeyeyim dedim. Şimdi yaz... Malum herkezcikler ter su içinde... Stoklar bitmiştir...
Ama öyle olmamış...
Araştırmacı uzman gazeteci- dedektif kimliğimle taaa Almanyalara kadar mail trafiğimin sonucu geçen gün çıtı pıtı bir hanımdan telefon geldi:
-Ozy hanımla mı görüşüyorum?
-Evet, buyrun...
-Ben Fa'nın müşteri temsilciliğinden bilmem kim...
-Eveeet, sonunda biri bana döndü...
-Çok üzgünüz malesef ama kullandığınız ürün satılmadığından kaldırdık.
-Eee ben alıyorum ama... Yani benim gibi vardır 3-5 tane.
-Vardır ama yetmiyor ürünü yurtdışından getirmemize...
-Ama bakın siz beni zor durumda bırakıyorsunuz, bir ürünü beğeniyorum, alıyorum, kullanıyorum, alışıyorum sonra hooop piyasadan kaldırıyorsunuz...
-Çok üzgünüz...
-Ben daha fazla... tahmin edemezsiniz... Ben şimdi ne kullanıcam? Benim ciddi bir deodorant problemim var !!!
-Şey, kem küm. Biz sizin kullandığınız ürüne yakın ürünler getirelim...
-Getirin sonra buda satılmıyo diyin bırakın beni ortada...
-Yok şey, gak, guk... Ben sizin adresiniz alayım size tüm ürünlerimizin deneme boyundan gönderelim...
-Gönderin anasını satim, gönderindeeee, benim canım kokum gitmiş, gönderseniz nolcak?
-Biz size çok teşekkür etmek istiyoruz. Biz tüketicimizle iletişim halinde olmaktan... bla blaaa blaaa...
-Bende size teşekkür ederim yeniden sil baştan ürün aramaya çıkarttığınız için !
Ya şu tazecik, kısacık hayatıma 3 markanın 5 farklı ürününü sığdırdım ben...
Elimi atıyorum aradan 1 sene geçmiyor hoop piyasadan kalkıyor...
Bu nasıl iştir anlamıyorum. Seneelrdir bu markaları getiriyorsunuz. Türk kadınının neyi alıp almicağını az çok bile siz bilmezseniz kim bilebilir?
Getirt, alıştır sonra satılmıyo de !!!
Aaaaa... yeter be Fa, Rexona, Nivea beni deli ettiler !
Amerikada olsak açacağım hepsine bi tazminat davası... sadece fabrikalrı bana üretim yapacak sonra !!!
Bahtsız bedevi koltuk altlarım benim... Canlarım ben yine soft, varla yok arsı miiis sabun sabun bi deodorant bulcam inşallah size...
Ama bidaha elime attığım değişirse, piyasadan kaldırılırsaaaa, alırım elime çakmağı sıkarım tüpleri yakarım valla ithal edenleri....
Yetti beee !!!
Kahrımdan yazı yazdım yaaaa...
Bahtsız bedevinin kutup ayısının seevgisine maruz kalması gibi...
Yok artık ! Bu markada mı?
Bu kaçıncı oldu ayol... Beşinci...
İzninizle oh haaaa demek istiyorum...
Yok abi yok... 1 haftalığına memleket karasularının dışında seyir eyledik, döndük ne marketlerde ne bakkallarda yok !
Önce paniklemeyeyim dedim. Şimdi yaz... Malum herkezcikler ter su içinde... Stoklar bitmiştir...
Ama öyle olmamış...
Araştırmacı uzman gazeteci- dedektif kimliğimle taaa Almanyalara kadar mail trafiğimin sonucu geçen gün çıtı pıtı bir hanımdan telefon geldi:
-Ozy hanımla mı görüşüyorum?
-Evet, buyrun...
-Ben Fa'nın müşteri temsilciliğinden bilmem kim...
-Eveeet, sonunda biri bana döndü...
-Çok üzgünüz malesef ama kullandığınız ürün satılmadığından kaldırdık.
-Eee ben alıyorum ama... Yani benim gibi vardır 3-5 tane.
-Vardır ama yetmiyor ürünü yurtdışından getirmemize...
-Ama bakın siz beni zor durumda bırakıyorsunuz, bir ürünü beğeniyorum, alıyorum, kullanıyorum, alışıyorum sonra hooop piyasadan kaldırıyorsunuz...
-Çok üzgünüz...
-Ben daha fazla... tahmin edemezsiniz... Ben şimdi ne kullanıcam? Benim ciddi bir deodorant problemim var !!!
-Şey, kem küm. Biz sizin kullandığınız ürüne yakın ürünler getirelim...
-Getirin sonra buda satılmıyo diyin bırakın beni ortada...
-Yok şey, gak, guk... Ben sizin adresiniz alayım size tüm ürünlerimizin deneme boyundan gönderelim...
-Gönderin anasını satim, gönderindeeee, benim canım kokum gitmiş, gönderseniz nolcak?
-Biz size çok teşekkür etmek istiyoruz. Biz tüketicimizle iletişim halinde olmaktan... bla blaaa blaaa...
-Bende size teşekkür ederim yeniden sil baştan ürün aramaya çıkarttığınız için !
Ya şu tazecik, kısacık hayatıma 3 markanın 5 farklı ürününü sığdırdım ben...
Elimi atıyorum aradan 1 sene geçmiyor hoop piyasadan kalkıyor...
Bu nasıl iştir anlamıyorum. Seneelrdir bu markaları getiriyorsunuz. Türk kadınının neyi alıp almicağını az çok bile siz bilmezseniz kim bilebilir?
Getirt, alıştır sonra satılmıyo de !!!
Aaaaa... yeter be Fa, Rexona, Nivea beni deli ettiler !
Amerikada olsak açacağım hepsine bi tazminat davası... sadece fabrikalrı bana üretim yapacak sonra !!!
Bahtsız bedevi koltuk altlarım benim... Canlarım ben yine soft, varla yok arsı miiis sabun sabun bi deodorant bulcam inşallah size...
Ama bidaha elime attığım değişirse, piyasadan kaldırılırsaaaa, alırım elime çakmağı sıkarım tüpleri yakarım valla ithal edenleri....
Yetti beee !!!
Kahrımdan yazı yazdım yaaaa...
6 Ağustos 2007 Pazartesi
Köprü altından memleket manzaraları
Cuma akşamı...
Haftasonu gelmiş...
Hava nefis...
Gün batmak üzereyken köprü altına varıyoruz...
Topkapı sarayı gözlerimde, önümde didiklenmiş tabağım, yanımda sevdiklerim...
Oh mis gibi hava...
Hafifçe üşütsede rüzgar keyif veriyor...
Gelen geçen gemilere, yavaş yavaş ışıldamaya başlayan İstanbul'a bakıp, giden gemilerin ardından kadehimi kaldırıp gönlümün kaldığı egeye selam gönderiyorum.
Selam olsun sana ege. Selam. Uzun zaman sonra yaptığım en keyifli, en dingin, en huzurlu, en mavi ve tutku tatilimin geçtiği egeye...
Selaaaam...
Eğlenmek için oturduk masaya...
Ama şişede durduğu gibi durmuyor namuzsuz...
Şişeden çok kabahat Nazımın ya neyse...
Gecenin karanlığında, ışıldayan marmaraya bakarken Nazım okunur mu?
Okunursa gözler dolar...
Kimse birbirine bakamıyor... Usul usul gözyaşları inerken yüzlerde çaktırmamak adına hüzünlü gülümsemeler...
Herzaman ki oluyor ve kalkıyorum masadan... Kendimi dışarıya atıyorum...
Rüzgar sadece saçlarımı değil içimdeki hüzünüde savuruyor...
Üşüyorum ama ne üstüme birşey almak istiyorum ne içeriye girmek...
Topkapının altında dalgalanıyor bayrak...
Ey güzel yurdum... ah be yurdum... Şu güzelliklerde adam gibi yaşayamıyoruz be...
Cigarada tam zamanında bitti derken, geliyor yanıma...
Yakıyoruz birlikte...
Umutluydum diyorum. Bu seçimlerde umutluydum...
Ben değildim diyor.
Anlamıyorum diyorum.
Anlamıyorum diyor.
Köprü altı güzel, elimizde biralarımız, üstümüzde uçuşan elbiseler...
Memleketi konuşuyoruz...
Kurtarılmış bölgedeyiz diyor.
Öyle diyorum. Doğduğum toprakalarda büyürken giydiğim mini eteği giyinemiyorum diyorum. Benim büyüdüğüm memleket, aydındır denen memleket yobaz memleket artık diyorum.
Onca yürüyüş, bayrak altında toplanmaca yetmedi, yalanmış diyoruz...
Ulan şu güzelim memlekette neden bir olup yaşayamıyoruz...
Bayrağa bakıp kadeh kaldırıyoruz...
İnsanın milliyetçi olası geliyor dimi diyor...
He valla diyorum. Sağımız solumuz değişti. Yüzyıllardır milliyetçi partidir denilen parti için Türkiye'nin solu oldu denilmeye başlandığına göre, bizde neden milliyetçi olmayalım diyorum.
Gülüyor, içeriye giriyor.
Başımı çevirip yazıyı görüyorum 'Gençler !Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizsiniz...'
Karmakarışık duygularla gülümsüyorum.
Umutsuzum...
Aklımda geçen haftasonu gittiğim Çanakkaleden manzaralar.
Ben Makedonum. Ama Türkiyeliyim. Rum asıllı lazlarımla, can cana diyerek kadeh kaldıran alevilerimle, Mardinli Süryanilerimle...
Hepsinin rengi, mozaiki benim mozaikim. Etnik zenginliğimiz benim zenginliğim. Benim kültürüm...
Ben Türkiyeliyim derken hepsi benim.
Karışığım çok karışık...
Üzgünüm...
Daha farklı bir gelecek, şimdi istiyorum ama...
Geri ve yerinde sayanız...
Bir cuma akşamı, geçen gemilerin ardından egeye selam söylerken, memleketten gitmeli mi kalıp ne yapmalı diyorum.
İçerdekiler gitmeli diyor...
Kaçmak mı?
E bee Nazım... Nur içinde yatasında, sabah 2'de memleket kurtarılamıyor...
Bardaktaki son yudumu alıp, evet gitmeli diyorum...
Tez zamanda yeniden bir geminin pruvasından maviliğe bakarak, gönlümün kaldığı egeye gitmeli.
Memleket daha burada... Ama bu gönül durmaz... Kıpır kıpır...
Haftasonu gelmiş...
Hava nefis...
Gün batmak üzereyken köprü altına varıyoruz...
Topkapı sarayı gözlerimde, önümde didiklenmiş tabağım, yanımda sevdiklerim...
Oh mis gibi hava...
Hafifçe üşütsede rüzgar keyif veriyor...
Gelen geçen gemilere, yavaş yavaş ışıldamaya başlayan İstanbul'a bakıp, giden gemilerin ardından kadehimi kaldırıp gönlümün kaldığı egeye selam gönderiyorum.
Selam olsun sana ege. Selam. Uzun zaman sonra yaptığım en keyifli, en dingin, en huzurlu, en mavi ve tutku tatilimin geçtiği egeye...
Selaaaam...
Eğlenmek için oturduk masaya...
Ama şişede durduğu gibi durmuyor namuzsuz...
Şişeden çok kabahat Nazımın ya neyse...
Gecenin karanlığında, ışıldayan marmaraya bakarken Nazım okunur mu?
Okunursa gözler dolar...
Kimse birbirine bakamıyor... Usul usul gözyaşları inerken yüzlerde çaktırmamak adına hüzünlü gülümsemeler...
Herzaman ki oluyor ve kalkıyorum masadan... Kendimi dışarıya atıyorum...
Rüzgar sadece saçlarımı değil içimdeki hüzünüde savuruyor...
Üşüyorum ama ne üstüme birşey almak istiyorum ne içeriye girmek...
Topkapının altında dalgalanıyor bayrak...
Ey güzel yurdum... ah be yurdum... Şu güzelliklerde adam gibi yaşayamıyoruz be...
Cigarada tam zamanında bitti derken, geliyor yanıma...
Yakıyoruz birlikte...
Umutluydum diyorum. Bu seçimlerde umutluydum...
Ben değildim diyor.
Anlamıyorum diyorum.
Anlamıyorum diyor.
Köprü altı güzel, elimizde biralarımız, üstümüzde uçuşan elbiseler...
Memleketi konuşuyoruz...
Kurtarılmış bölgedeyiz diyor.
Öyle diyorum. Doğduğum toprakalarda büyürken giydiğim mini eteği giyinemiyorum diyorum. Benim büyüdüğüm memleket, aydındır denen memleket yobaz memleket artık diyorum.
Onca yürüyüş, bayrak altında toplanmaca yetmedi, yalanmış diyoruz...
Ulan şu güzelim memlekette neden bir olup yaşayamıyoruz...
Bayrağa bakıp kadeh kaldırıyoruz...
İnsanın milliyetçi olası geliyor dimi diyor...
He valla diyorum. Sağımız solumuz değişti. Yüzyıllardır milliyetçi partidir denilen parti için Türkiye'nin solu oldu denilmeye başlandığına göre, bizde neden milliyetçi olmayalım diyorum.
Gülüyor, içeriye giriyor.
Başımı çevirip yazıyı görüyorum 'Gençler !Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizsiniz...'
Karmakarışık duygularla gülümsüyorum.
Umutsuzum...
Aklımda geçen haftasonu gittiğim Çanakkaleden manzaralar.
Ben Makedonum. Ama Türkiyeliyim. Rum asıllı lazlarımla, can cana diyerek kadeh kaldıran alevilerimle, Mardinli Süryanilerimle...
Hepsinin rengi, mozaiki benim mozaikim. Etnik zenginliğimiz benim zenginliğim. Benim kültürüm...
Ben Türkiyeliyim derken hepsi benim.
Karışığım çok karışık...
Üzgünüm...
Daha farklı bir gelecek, şimdi istiyorum ama...
Geri ve yerinde sayanız...
Bir cuma akşamı, geçen gemilerin ardından egeye selam söylerken, memleketten gitmeli mi kalıp ne yapmalı diyorum.
İçerdekiler gitmeli diyor...
Kaçmak mı?
E bee Nazım... Nur içinde yatasında, sabah 2'de memleket kurtarılamıyor...
Bardaktaki son yudumu alıp, evet gitmeli diyorum...
Tez zamanda yeniden bir geminin pruvasından maviliğe bakarak, gönlümün kaldığı egeye gitmeli.
Memleket daha burada... Ama bu gönül durmaz... Kıpır kıpır...
18 Temmuz 2007 Çarşamba
Kaldır poponu küçük hanııııııım...
15 gündür uyanır uyanmaz hazır kahvaltıya iniyorum...
Ohh mis gibi...
Ne yesem ne yesem derdi yok...
Omletler, puaçalar, çeşit çeşit reçeller ve sosis...
Izgara sosis hıııım...
Gerisi fasa fiso...
Açık büfeden seç otur yerine, birisi gelsin çayını kahveni doldurdusun...
Sen yaslan arkana keyfine bak...
Bu sabah sosis diye gözlerimi açtım...
Hıııım... ne güzeldi diye düşündüm...
Yatakta kaplan-aslan yavrularına 5 basar gerilmelerimi yaparken usuma üşüştü eski anılar...
Öyle devamlı ablalı-teyzeli, hizmetçili bir evde büyümedim.
Evin tek çocuğu olduğumdan tüm ailem ben arzu etmediğim halde hizmetimdeydi...
Ekmeğim küçük parçlara ayrılır, elimi bile sürmeme izin verilmez hoop ağzıma atılırdı...
Elmalarım doğranır (soyulmaz, kabuklu severim) ve bir avuç fındığım yanında yemem için hazır edilirdi.
Babanem şeftalilerin tatını yeterince tatlı bulmaz şekerle tatlandırırdı onları...
Babam yapmayın derdi; şımartacaksınız...
Yooo şımarmadım sadece;
Üniversiye gidene kadar mutfağa hiç girmedim...
Herşey önüme hazır ve dilimlenmiş geldi...
Bir kaç sene evvel çiftlik evindeki çalışanlar için küçük hanımdım.
Gece bilmem kaçta yatan ve sabah kaçta kalkacağı belli olmayan evin küçük hanımı için kahvaltı sofrası toplanmaz, küçük hanım uyanana kadar hazır bekletilirdi...
Babanemin emri vardı, bayat çay içirmeyin yeniden demleyin...
Ah hertürlü sıkıntıyı yaşamış, tutumlu, savaş kadını babanem için tutumluluğu bir kenara bırakıp yeniden sadece bir bardak içilecek bir çay demletme emri öyle büyük bir şeydi ki...
Öğlen yemeğine yarım saat kala uyanan ben için, önce afyonum patlasın diye elime kahvemi tutuştururlardı...
Küçük hanım kahveniz... Babaneniz sigaranızıda yolladı ama çok içmesin diyor...
Emine abla kaç yaşındayım ne küçük hanımı yaaaa?
Küçük hanım demeyin !
Peki demeyiz küçük hanım.
9'dan sonra uyandırın beni.
Olmaz küçük hanım, büyük hanım uyandırmaz sizi, kahvaltı edecekmisiniz...
Hala küçük hanım...
Böyle sürer giderdi...
28-29 yaşlarında ki küçük hanım, erken kalkıp yardımcı olması gerekirken, küçük hanıma çiftliğe ve ev işlerine yardımcı olsun diye eve alınan ablalar hizmet ediyordu...
Hııııım... ne güzeldi 15 gün... Yemek derdi yoktu... Gak demeden su guk demeden...
Kalktım, nefis Midiili keçi peynirleri, Rodos zeytini, İstanbul domatesi ve maydanozu ve uno ekmeğiyle bir kahvaltı ziyafetine...
Çayım bitti...
Doldururlar dedim...
...
Doldururlar mı?
Kaldır poponu küçük hanım evdeyiz, evdeeee... 15 günlük sefa bitti...
Evet babanem arada kızdığında söylediğin gibi, ben pek bi sefa pe... oldum.
Nur içinde yat emi ;)
2-6,9-15.07.2007 anısına
Ohh mis gibi...
Ne yesem ne yesem derdi yok...
Omletler, puaçalar, çeşit çeşit reçeller ve sosis...
Izgara sosis hıııım...
Gerisi fasa fiso...
Açık büfeden seç otur yerine, birisi gelsin çayını kahveni doldurdusun...
Sen yaslan arkana keyfine bak...
Bu sabah sosis diye gözlerimi açtım...
Hıııım... ne güzeldi diye düşündüm...
Yatakta kaplan-aslan yavrularına 5 basar gerilmelerimi yaparken usuma üşüştü eski anılar...
Öyle devamlı ablalı-teyzeli, hizmetçili bir evde büyümedim.
Evin tek çocuğu olduğumdan tüm ailem ben arzu etmediğim halde hizmetimdeydi...
Ekmeğim küçük parçlara ayrılır, elimi bile sürmeme izin verilmez hoop ağzıma atılırdı...
Elmalarım doğranır (soyulmaz, kabuklu severim) ve bir avuç fındığım yanında yemem için hazır edilirdi.
Babanem şeftalilerin tatını yeterince tatlı bulmaz şekerle tatlandırırdı onları...
Babam yapmayın derdi; şımartacaksınız...
Yooo şımarmadım sadece;
Üniversiye gidene kadar mutfağa hiç girmedim...
Herşey önüme hazır ve dilimlenmiş geldi...
Bir kaç sene evvel çiftlik evindeki çalışanlar için küçük hanımdım.
Gece bilmem kaçta yatan ve sabah kaçta kalkacağı belli olmayan evin küçük hanımı için kahvaltı sofrası toplanmaz, küçük hanım uyanana kadar hazır bekletilirdi...
Babanemin emri vardı, bayat çay içirmeyin yeniden demleyin...
Ah hertürlü sıkıntıyı yaşamış, tutumlu, savaş kadını babanem için tutumluluğu bir kenara bırakıp yeniden sadece bir bardak içilecek bir çay demletme emri öyle büyük bir şeydi ki...
Öğlen yemeğine yarım saat kala uyanan ben için, önce afyonum patlasın diye elime kahvemi tutuştururlardı...
Küçük hanım kahveniz... Babaneniz sigaranızıda yolladı ama çok içmesin diyor...
Emine abla kaç yaşındayım ne küçük hanımı yaaaa?
Küçük hanım demeyin !
Peki demeyiz küçük hanım.
9'dan sonra uyandırın beni.
Olmaz küçük hanım, büyük hanım uyandırmaz sizi, kahvaltı edecekmisiniz...
Hala küçük hanım...
Böyle sürer giderdi...
28-29 yaşlarında ki küçük hanım, erken kalkıp yardımcı olması gerekirken, küçük hanıma çiftliğe ve ev işlerine yardımcı olsun diye eve alınan ablalar hizmet ediyordu...
Hııııım... ne güzeldi 15 gün... Yemek derdi yoktu... Gak demeden su guk demeden...
Kalktım, nefis Midiili keçi peynirleri, Rodos zeytini, İstanbul domatesi ve maydanozu ve uno ekmeğiyle bir kahvaltı ziyafetine...
Çayım bitti...
Doldururlar dedim...
...
Doldururlar mı?
Kaldır poponu küçük hanım evdeyiz, evdeeee... 15 günlük sefa bitti...
Evet babanem arada kızdığında söylediğin gibi, ben pek bi sefa pe... oldum.
Nur içinde yat emi ;)
2-6,9-15.07.2007 anısına
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)