Ozborn'dan Merhaba...

Ortaya karışık, akla, yüreğe ne düşerse buraçta...

Etiketler

20 Şubat 2012 Pazartesi

Tudorlar ve ben ;)

Bir Tudor hayranı olarak bunca zamandır neden Hampton Court Palace'a gitmedim bilmiyorum... Genellikle Londra'ya gitmeden önce http://www.visitlondon.com/ sitesine girerim... Gittiğim tarihlerde konser-sergi-etkinlik olarak nerde ne var öğrenmek için... Gidiş tarihim sevgililer gününe denk geldiğinden sayfanın öneriler bölümünde Hampton Court Palace'ı görünce hemen internet sayfasına girip incelemelerimi yaptım... http://www.hrp.org.uk/ sitesi Historic Royal Palaces'lar hakkında bilgiye ulaşabileceğiniz bir site... Trenle-otobüsle-arabayla hatta yürüyerek bile nasıl gideceğinizi ayrıntılarıyla gösteren ulaşım bilgileri sayfasından South west trains'lerle gidebileceğimi öğrenince çok sevindim... 

South West Trains'ler Waterloo istasyonundan kalkıyor...  En sevdiğim istasyonlardan biridir... Adını ünlü Waterloo savaşından alıyor... Bu savaşın kahramanlarından Wellington Dükünün askerleri için yaptığı plastik çizmeler günümüzde çoook moda olan yağmur çizmeleri... Bu çizmelerin orijinal adı: Wellington boots... ;) 

Gitmeden önce Hampton Court'a tren saatlerini internet sayfasından öğrenip programımı yaptım... http://www.southwesttrains.co.uk/ Çok sık aralıklarla tren var ancak Hampton Court baya büyük bir saray... Binalar kadar bahçesi de görülmeye değer olduğundan ve kışın 10-4.30'a kadar açık olunca tren saatlerini önceden bilip yola koyulmanın doğru olacağını düşündüm... ;) Kimse bana plansız programsız diyemeeeez ! :pppp Tabi biz memlekette böyle devasa istasyonlara alışık olmadığımızdan ilk başta ürkütücü olabiliyor... Ekranları takip edip, trenin hangi perondan kalkacağını öğreniyorsunuz... Ve bir uyarı, trenlerde First Class vagonlar oluyor... Aman binmeden önce dikkat edin... Yanlış binerseniz ceza ödersiniz! ;))

Her trenin önünde bilgilendirme panosu var. Salondaki büyük ekranlardan peronu öğrenip haldur huldur koşturup trene binmeden önce bakın derim ;)


İşte trenim... ;) İngiltereyi trenleri için çok seviyorum... Kısa veya uzun size seyahat etme keyfi yaşatan bir ülke... Kendi ülkemde yaşayamadığım bir keyif... Kafan mı bozuk atla bi trene git-dön... Düşün, etrafa bak... Seyahat etme-kaçma keyfini yaşayıp dön... Bi yay burcu için seyahat etme önemlidir... İngiltere'de yaşadığınız şehrin etrafındaki banliyölere bile gidip gelmek seyahat etme duygunuzu tatmin ediyor... Tıngır mıngır sallanarak mis gibi bi keyif...

Oyster card'ım aslında geçerliymiş... Ben geçmiyor sanıyordum o yüzden gidiş dönüş bilet aldım... 09.06 trenine yetişmeyi planlıyordum ancak pazartesi sabahının yoğun insan trafiğini hesaba katmadığımdan biraz rötarlı ulaştım waterloo'ya... Tam 5 tane metro full olduğu için önümden geçti gitti... Sonra ben Türküm, ortalara ilerleyelim aplalar-abiler kültüründen geliyorum, fortçulukta bizim coğrafyanın güzelliğidir diyip, binilebilir boşlukta metro beklememeye karar verip daldım bitanesine :))) Keşke fotoğraflasaydım öyle böyle kalabalık değildi... İstasyona geldiğimde bizi istasyonun içine direk çıkan merdivenlere yöneltmediler, dışardan istasyona soktular... Hiç o kadar erken metro deneyimi yaşamadığımdan işe gitmeye çalışan Londralıların mahşer kalabalığı hayrete düşürdü beni... :)

Neyse efem yarım saatcik süren zevkli tren yolculuğumun keyfini çıkardım bende... Tenis diyince akla gelen yer... Hep istasyonundan geçtim... Bi kere gitmek kısmet olmadı... Bi gidişimde gidip gezicem... ;)

Veeee kralların kralı 8. Henry'le olan randevu yerime geldim ;) Tanrım çoook heyecanlıyım... Senelerdir, oku-izle anca ziyaret etmeyi akıl et !!! Walla arada bu ilginç zekalılığımı bende anlayamıyorum !!!

Efenim bu saray aslında ünlü cardinal Wolsey'in yazlık eviymiş... Henryciğe vermiş... Thames kıyısında bulunan saraya benim gibi Şubat'ta gelmek pek akıllıca değil...  Hani b*kum dondu diye bi tabir vardır ya, o tabir dilmiş... Gerçekmiş... Erzurum'da kedilerin damdan dama atlarken donmasının efsane olduğuna inanmamaktayım artık ! :ppppp

İngilizlerin yeşile-saraylara verdiği değere bayılıyorum... İlla saray'ın her yerini gezmeniz gerekmiyor... Bahçe için, balık tutmak için, saray için isterseniz ayrı bilet alabiliyorsunuz... Ben ilk defa geldiğimden topunuda gezicem olduğumdan 14.50 sterlinklik herşeyi kapsayan bilet aldım... Getti paralar getti... :ppppp

Ay bi heyecan bi heyecan... Sanki Henry ile tanışıcam... Kat kat kazağın, atkının, mantonun üstünden çaktırmadan memelerime, sonrada saçlarıma çeki düzen veriyorum... Belkim hayaletiyle karşılaşırım, belkim bana aşık olur... Olma mıııı? :ppppppppp Bu da yeni huy çıktı... Düzeltsemde yamuk koyuyor fotoları... Aaaaaaa... Neyse kafanızı çevirip bakınız efem... Yoksam bilgisayarı tutup fırlatıcam bolger'ın inadı yüzünden !!!

Avludayım sonunda... Henry'nin dönemindeyim... Atlı arabamla avluya giriş yaptım... Henry bilmediğim bir pencereden beni izliyor... ;)


Avluda ahşap heykelcikler var... 





Sarayın muhakkak görmeniz gereken top 10'da  Henry'nin Kitchens'ı yer alıyor... Gezmeye mutfaktan başlıyorum... Mutfak denemeyecek kadar büyük mutfak... Topkapı Sarayının mutfağı mutfakçık kaldı gözümde... ;))









 Göstermek için mutfaklardan birindeki ocağı yakıyorlardı...






Henry'cim birazcık et manyaymış... Tam aradığım adam... Ama gel gör yüzyılfarkı... :ppp



Tavus kuşunuzu nasıl alırdınız? Ben orta pişmiş, tüysüz alim pleaseeeee... ;)






Mutfaklardan biri cafeye dönüştürülmüş... Privy kitchen cafe kahvenizi içerken Henry'nin çağını hissetmenize yardımcı oluyor... ;)





Chapel Court Garden... Tudor güllerinden örnekler bu bahçede de... Şubatta gidince bişi göremiyosunuz !!! Hııır! 



Saray sadece Henry tarafından kullanılmamış... 1689-1702 yıllarında 3. William döneminde yapılmış olan ekte yer alan Fountain Court.




Henry'nin apartmanına giderken arada başka yerlere sapıp William 3, Mary 2 ve Georgian Private Apartmentslarda aradan çıktı :))))))




Duvar dekorasyonu silahlarla yapılmış !

 The Privy Garden






Sonunda yeniden Henry Apartmanındayım... Tanrım birazdan huzuruna çıkacağım... Kalbim heyecandan... :pppp





 İşte ünlü salon...






 Arada küçük gösteriler yapıyolardı...
Flaşlı çekime izin verilmediğinden anca bu kadar kalitede fotoğraf !!! Ortaçağ saraylarında ışı neyin olmadığından !!! 

Ve hikayenin sonu... :(














Sarayın bahçesini de muhakkak görmeniz gerekiyor... Hava ne kadar soğuk olsa da, yağmur atış tırsa da görmeniz lazım...






Bahçeye bahçe demem ağaçlar böyle olmadıkça...

Bizde de birileri restorasyon yapıyo amma tanıyor ve biliyormuyuz onları????? 








Efenim, Maze'i görmeden dönenleri dövüyolar... :pppp Borumu 14 küsür sterlin vermişim beaaa donsam da görücem !!!
 Haydi bismillah girdik...
Hangi yönden gidiceeeeem??? İçerde bi sürü kişi var ama neden göremiyorum onları... Çıkışı bulamazsam panik atak geçirme ihtimalim ne acep? :ppppppp 
Maze'in kalbini görmeden görmüş sayılmıyosunuz... Çıkış nerde acep derdinden önce ortası nerde derdim vardı buldum !!!
 Noldu? Bulduk... Ne hedeye var ne bi kutlama !!! :pppp
Bahar geliyo yuppideeee, karnım acıktı yuw... Nerde şu Tiltyard Cafe? ;))))








Sonunda buldum cafeyi... Henry'nin birası varmış! Henry zamanında içilen ale'yi yapmışlar! Ale manya ben denemeden dururmuyum ayooool ! ;)
Ev yapımı sosis ve ale ile Henry'nin dönemine gidiyorum...
Hııııım ne nefis bira ne nefis sarma et... Ah Henry aaah ben bu ale için, bu etler için sana 5 değil 10 tane erkek evlat doğururdum walla... Ah aaaah neden neden aşkım yüz yıllar sonra doğdum ben aaah aaah Henry... Hıııım hıııııııım... Deli Henry sana deli oluyoooom, walla, yeminlen...Yoksam alenemi deli oluyorum bilemedim şimdi... amaaan şerefine... :pppppppp 


Nasıl nefis bi zaiyafetti anlatamam. Adam ağzının tadını biliyomuş walla! Çiçeklerle süslü bahçe kapısından sarayı terk ettim efem... Bi daha baharda ya da yazın gelme arzusuyla... Tudor güllerini, birbirinden nefis çiçek bahçelerini açmış halde görmek için Kralıma da, sarayıma da, aleme de veda ettim... 


Ve Londra Waterloo Station. İşte benim için İngiltere demek bu fotoğraf karesi... Sanayi devrimini gerçekten yaşamış, gelişmiş, çağdaş bir ülke... Çelik, sanat, teknoloji... 
Çıkarken kartınızı okutup baaay yaptığınız son nokta...
İstasyonun karşısında yer alan IMAX. Gerçek bir 3 boyutlu film tecrübesi için adres burası... 








Covent Garden'a uğramadan dönmem olmazdı... Dışardaki cafelerde oturur keyifle bi gave içip 2 tüttürürdüm diyodum ama havanın azizliğine uğradım...
Eski market alanı her daim eğlencelidir... Nefis bir konser keyfi çektim kendime...

Bııırrrr... 
Hava güzel olsa Covent Garden soskak sanatçılarına ev sahipliği yapardı... Şansınıza manav kızlar çıktı...

17 Şubat 2012 Cuma

Londra'da Pazar

Pazarları İngiltere'de tek bir şey yapmaktan zevk alırım saat 12'de Pub'a gidip öğlen maması yemekten !!!

Sunday Roast Carvery yemeden Pub deneyimi yaşadım diyemezsiniz... 

 
Saat farkı sebebiyetiyle öğlen olmasını beklerken otelime çok yakın olan Hyde Park'da bi sabah yürüyüşüne çıkayım dedim... Kensington Gardens kapısı bana daha yakın olduğundan parka ordan giriş yaptım... Parkta henüz kar kalkmamış olduğundan hayatımın en dondurucu yürüyüşünü yaptım !!! Ben donarken millet cıbıldacık bacaklarıyla koşuyordu !!! 

Şehrin içinde kocaman parkların olması harika birşey... Baharda ve yazın Londra'Nın içindeki parklarda keyif yapmak çok güzeldir... Yarı beyaz halinide deneyimlemek güzeldi de, benim için fazlasıyla soğuktu ama... 
Sadece sabah sporu yapanlar halk değildi... Askerlerde tam teçhizat koşturuyolardı... Acep onca kalın şeye rağmen üşüyen ben bende mi koştursaydım? :pppp
Yaylalar yaylalar... :ppppp
Tamam çok romantik çok hoş ama 39 senelik  popom donduuuu !!! Göleti bulmalıyım bir an önce ve kanarındaki cafeye girip ısınmalıyııım!!!
İngiltere'nin olmazsa olmazları... Atlı polisler! 
Bu arada parkın içindeki belirli alanlarda atınızla  dolanabiliyosunuz...
Sonunda gölet: The Serpentine. Bu cafede  oturup keyif yapmanızı tavsiye ederim... Baharda veya yazın dışarda oturup parkı 
izlemek nefis keyiflidir... 
Hyde Park'ın en keyifli taraflarından biri...
Nereye gidersem gideyim mimarım ben ! 60'lı yılların çevre düzenlemesi ayrı bir zarifliktedir... Çok akıllıca çözülmüş çit ve
oturma alanı...
Hyde Park dince herkesin aklına Speakers  Corner gelir... Sabahın o saatinde boştu... Kendi kendime şöyle bi dolanıp rahat rahat 
diyemediklerimi hepimiz adına dedim ! ;))
Koşun koşuuuun... Kesildiğinde vücudumun  etrafını 10 tur dönebilecek yağ kapasitemle ben donarkene hem üşümeyen hem de popoları koşmaktan taaaş olmuş İngiliz karılarına gıccık oldum!!! ;)))
Ünlü Marble Arch efem... Yavaş yavaş 12'ye gelirken parktan çıkıp Pub'ıma yürüyüşe geçtiğimde sizler için çektim... Biraz ilersi
ünlü Oxford Street...
Bayswater yolu üzerinde, otelime çok yakın olan bu pub sevdiğim bir pubdır. Dışarda geniş oturma alanı nefis Alelerle sigara içme
keyfi sunar size... Sigara tiryakisi olduğumdan nerde rahat sigara ve bira keyfi yapabilirim diye araştırarak mekanlar seçiyorum kendime... :)))
İşte benim pazar keyfiiiiiiiiim !!! London  Pride sevdiğim ale'dir... Hatun kısmısına sert veya acı gelebilir... Ama Ale dediğin biraz 
keskin olmalıdır... Hatunlara veya tadını sevmeyen erkeklere Stella öneririm de... Light Ale gibi bişi beaa o da !!!

Sunday Roast Carvery'ye gelinceeeee... Fotoğrafta gördüğünüz nefis domuzcuk... Tavuk ve dana alternatifinde var... Haşlanmış sebze ki klasik İngiliz mamasıdır, patates kızartması, soslu et veeee Yorkshire pudingten oluşur... Burdaki Yorkshire benim sevdiğim türden değildi... Ben daha pufidik ve içi dolu olanını seviyorum... Bu Pub'ın tarzı böyle... 


Rahmetli Alex'cik sayesinde Londra çevresinde yer alan çoook çoook eski ve özel publarda daha nefis pazar mamaları yemişliğim var geçmişte... Oralara gitmek için araba şart... Öyle bir imkanım olmadığından bu kadarcığı özlemimi giderdi... ;)))

Hıım hıııım eve gidip getirdiğim London Pride'dan bi içesim geldi ki... Oy oooy... ;))))

4 günlük Londra

Özlemiştim... Çoook...
Yepiz yeni son model bi I phone parasını bayılarak aldığım10 senelik vizemi kullanmam gerekiyodu...
Havalar ısınsın mısınsın bekleyemedim...
Tate'de bi de Picasso'nun sergisini açılacağını da öğrenince...
Aldım biletimi, ayarladım otelimi ve uçtum Londra'ma...

4 sene önce Bayswater bölgesinde Leinster Gardens sokakta yer alan Holiday Villa Otelinde kalmıştım... 3 yıldızlı temiz bi oteldi... Ve Paddington İstasyonuna da çok yakın olduğundan Havalimanından ulaşımı zahmetsizdi... Yeniden o oteli tercih ettim... Daha ucuz daha iyi bir otelde bulabilirdim belki ama yolunu-huyunu-suyunu bildiğimden yeni bir macera yaşamayayım dedim...

Otel Malezya kökenli... Malezyalı müşteriler ve çalışanlar ilginç bir deneyim yaşamanızı sağlıyor... Bu oteli tek kişilik yatakları nedeniyle çok seviyorum... Çoğu otelde iki kişilik yatak veya iki yataklı odalarda kalırsınız... Burda tek kişiyseniz size tek kişilik yataklı oda veriyorlar... :)) Bütün 3 yıldızlar böylemi bilmiyorum... Annem ve amcamla gittiğimde 4 yıldızda kalıyoruz... Ben tek başıma gittiğimde bitli maymun olmakta mahsur görmüyorum :pppppp

Gelişmiş bir ülkeye gitmek harika ötesi bir keyif... Ulaşımınızdan yemenize içmenize kadar hiç bir şeyi dert etmenize gerek kalmıyor... 

Gitmeden önce her şeyinizi planlayabiliyorsunuz... İlla gittiğiniz ülkenin dilini ya da İngilizcede bilmenize gerek kalmıyor bazen...

İngiltere'ye illa turla gitmenize gerek yok... Girin London Transport sayfasına ve havalimanından otelinize ordan gezmek görmek istediğiniz yerlere kadar nereye nasıl gidebileceğinizi planlayın! Türkçe imkanı da var artık... Bir kaç sene öncesine kadar bu ne biçim türkçe demiştim... Ama geliştirmişler... Çinceden Türkçeye kadar dil seçeneğiyle bilmediğiniz bir ülke bilinebilir oluyor... :)

Ben metro manyağıyım... Havalimanından kalacağım yere otobüsle gitmeyi sevmiyorum... Metronun ve trenlerin tadını çıkarmayı seviyorum... Ülkemde metro yok, metrocuk var çünküüüüüü !!! :))))

Londra'nın çevresinde 4 tane havalimanı var... Benim tercihim her zaman için Heathrow. Diğer havalimanlarına daha uygun bilet fiyatlarıyla uçma imkanınız var... O havalimanlarından da metro veya trenle şehre gelme... Ama ben yenilenen binaları ve az çok gide gele öğrendiğim için bildiğim bir havalimanına inmeyi tercih ediyorum... İlk defa gittiğiniz bir yerde ne nerede bilmediğinizden panik yaşayabiliyorsunuz... Az çok bildiğiniz bi yerde daha güvenli hissediyorsunuz... Yani bide Nişantaş hatunu olaraktaaan bana Heathrow yakışır canıııııım... :pppppppppppppp

Ulaşım için kart kullanıyorsunuz... Günlük veya haftalık seyahat kartları mevcut... O kartlardan zone 1ve2'de geçenlerden alırsanız Londra içinde rahatça dolanabilirsiniz ancak Heathrow 6 zone'da yer aldığından havalimanından şehre inmek için ilk seferde haşırt para ödeyeceksiniz... 

Ben bu sefer, dönüş günümde Tate'te Picasso sergisine gideceğim için sergiyi rahat rahat gezmek ve sonrasında havalimanına yetişmek için stres yaşamamak için Heathrow Express treninden bilet aldım... 15 dakikada havalimanına varıyorsunuz... Metro ile bindiğiniz durağa göre 1 saat hatta daha fazla sürebiliyor...          Gidiş dönüş alınca indirimli oldu da toplamda ödediğim 34 sterlin indirimlide olsa gluuup diye oturdu içime... :) Uçaktan indim bismillah ilk büyük harcamamı yaptım! ;)) Picasso için deydi walla... Bu arada HE. treninin Londra içindeki istasyonu Paddington. Metro ile Circle(sarı), District(yeşil), Bakerloo(kahve) ve Hammersmith&City (pembe) hatlarından ulaşabiliyorsunuz...

Londra içinde ulaşım için bu sefer Oyster Card aldım... 3 sterlin depozito ödeyip istediğiniz miktarda dolduruyorsunuz  kartı... Eskiden 3 günlük travel cardlar vardı... Artık yok... Ya günlük alacaksınız ya da  haftalık... 4 günlüğüne giden birisi için 1 haftalık kart pahallı... Günlük karta da her gün 10 küsür sterlin ödeyip alacaksınız... Zırt-pırt gittiğimden oyster card almayı uygun gördüm... İçinde para kalsa da sorun değil kullanım tarihi yok çünkü... 2 sene sonrada kullanabilirim... Ama day ve travel cardın tarihi bitti mi... Bu arada peak ve off peak diye bir uygulamaları var... Turist olarak gittiğinizde sabah 0930'dan önce gezmeye çıkmam ben derseniz daha ucuza seyahat ediyorsunuz ama peak tercih ederseniz en pahallı bilet saatlerini tercih ettiğinizden aldığınız kart pahallı oluyor... Gitmeden önce Transport for London'ın sayfasına girip inceleyin: http://www.tfl.gov.uk/home.aspx

Londra'ya adım atar atmaz ilk yaptığım şey Tesco'ya uğrayıp somonlu sandwiç ve californiya şarabı alırım... Ozy'nin olmazsa olmazıdır... M&S food'un da somonlu sandwici fana değil ancak itinayla size Tesco'nunkini tavsiye ederim... Bu arada 3 şişe tayni şarap 5 sterlin... Senelerdir hep aynı fiyat... 

Ve bizim memlekette marketlerde-manavlarda satılmayan meyve keyfi... 
Berries yemek için ecnebi bi ülkeye mi gitmemiz gerekiyo yuuuw anlamıyom walla !


Odaya valizi atıp, somonlu, rozeli ve meyveli keyfimi yaptıktan sonra kendimi sokaklara atıyorum... Planlı-plansız... İlk gün ayaklarım ve ruhum beni nereye sürüklerse... Ve genellikle ilk günün akşamı yorgunluktan sürüne sürüne otele geliyorum... Dünyanın başka hiç bir yerinde Londra'da yürüdüğüm ya da dolandığım gibi dolanmıyorum... Bu şehir bana bi gezme gücü-kuvveti veriyor ki gören popomdan doping yedim sanır !!! ;)) Bir tek Londra'ya giderken ayak kremi götürürüm... Çünkü ayaklarım su toplar-yara olur... Kilometrelerce yürürüm çünkü... :))))

İşte metro dediğin bu olmalı... Central Line'da yer alan Lancaster Gate istasyonu asansörle inilen istasyonlardandır... Asansörde  problem olduğunda döner merdivenlerle aşağıya inmek farklı bir eğlencedir... İnmesi zevkli ama çıkması... :)
Eski istasyonlar dar olduğu için Londra metrosunda kullanılan trenler istasyona göre farklılık gösterir... Bu küçük trenlerden biri...



Jubilee line çağdaş tasarımıyla mühendislik harikasıdır... Amcamı bir mühendis olarak keyif alacağını bildiğimden bu line'da gezintiye çıkarmıştım... Bürüt betonun zarafetine ve mühendisliğe hayran olduğunuz bir hattır... Adını Kraliçenin Jubilee yılı kutlamalarından almıştır. İstanbul metrosu yapılırken inşa ediliyordu bu hatta... Bi Londra'da kullanılan teknolojiye  bi de bizimkine bakınca insan saçını başını yolmak istiyor... !!!

İnsana verilen değer, aman bişey olmasın korkusu !!! Bu çalışmanın fotoğrafını çekerken etrafımdan geçenler şaşkın şaşkın bana baktılar niye çekiyorum acep diye... 


Maymun şeyini görmüş şey zannetmiş bir kaldırım taşı için gösterilen hassasiyet   21.yy'da hala kuyulara-kazı alanlarına düşüp canından olan bir toplumun evladı benim için elbet fotoğrafı çekilesi... Belediye var belediye var demek istiyorum... Batı dünyasının insanlarının hayatları zor diyenin alnını karışlamak istiyorum... alnını...

Bu da başka bi komedi ve göz yaşartıcı durum... Bu tayni su birikintisi buzlanmış bi ara... Millet görmez de düşer diye işaret koymuşlar !!! Ağlamak istiyoruuuuuum... Walla... 

4 güne neler neler sığdırdım... Bir Tudor manyağı olarak bu sevgililer gününde Henry'nin sarayına gidip kralla aşk yaşadım, sevdiğim publarda içtim-yedim, London Philharmonic Orchestra'nın sevgililer gününe özel Rachmaninoff konserine gittim ve Picasso'nun sergisiyle gezimi sonlandırdım... Hepsi fotolarıyla yazılıp çizilecek... 4 güne sığmayan sığdırabildiğim kadarıyla Londra aşkım yeni yazı dizim olacak ;)

10 Şubat 2012 Cuma

Happy Valentine ;)


Alooo görüyon muuu?

Telefon numaranızı alim biz size döneriz...
Numaram ekranda çıkmadı mı?
Hangi ekran da?
Telefonuuuun...
Beyefendi aradığınız yer iş yeri... Santral kullanıyoruz biz... Yok öyle numara görme...
Aaaaa...
Numaranızı verecekmisiniz?

Bu da yeni çıktı !!!
Cep telefonundan kalma bi alışkanlık değil bu... Şimdi numara gösteren ev-ofis telefonu alma modası var !!!

Evde annem için var... Ama kullanmayıp eski emektara dönmeye karar verdi...
Geçen gün annemin bir arkadaşı arayıp aynı şeyi yaptı;
Aaaa numaram gözükmüyo mu???

Yok gözüküyo da biz öyle gıcıklığına soruyos-istiyos... :pppppp

Biraz evvelde ofiste aynı şey başıma gelince böyle bir salgın olduğuna kanaat getirdim ben! 

Yeni ofis santrallerinde telefon bağlanan kişi numarayı görebiliyor mu bilmiyorum...

Merkez telefonda belki evet... Ama  bağlanan kişinin telefonunda da bu özellik... Bilemiyorum...

Hem böyle bi yenilik olsa da holdingmiyiz leeeyn biz !!!
Yetiyo klasik santral! 

Belediye de çalışırken de, ay siz bağlayabiliyomusunuz soruları deli ederdi beni...

Kentsel tasarım ofisiyiz diye yanlışlıkla  kentsel dönüşümü aramak isteyenler bize bağlanırdı... Santraldekinin salaklığından !

Yanlış nömara dediğimizde aaay peki siz bağlayamıyomusunuz demiyolarmıydıııııı onlara santral siztemimizi anlatan uzuuuuun bi birifing vermemek için kendimi zor tutuyodum walla !!!

Belediye gibi kurumsal yerleri aradığınızda telefonunuz yanlış yere bağlandıysa ultrasonik bi alt yapıları yoksa sizi yeniden santrale veya aradığınız kişiye bağlayamazlar!!! 

Bi zahmet yeniden çevirmeniz gerekir...
Turizm firmalarında veya özel büyük şirketlerde böyle hizmet vardır... Ama devletimde yoktur!!!

Herkes nömara gözüken telefon da kullanmak zorunda da değildir...
Lütfeeen, siz teknolocik oldunuz diye herkes olacak değil !!!

Birisi sizden nömaranızı istiyosa bilin ki ekranda mekranda gözükmüyo...

Türk milletinin teknoloji görgüsüzlüğü koparıyo beni abi !!!
İlla son model cep telefonu kullanmanız gerekir...
Yoksam sizi küçümserler... Ayyy niye yok...
Niye olsun ki işimi görüyooo? Güler Sabancımıyım leeeyn ben? 
2 fan fini fon mail geliyo diye maillerime bakacağım telefon mu gerek?
Büyük bir şantiyem olur, haldır-huldur iş yapılıyo olur anca o zaman alırım...
Twitte facede 2 fanfini fonlaşmak için cıks! 
Ya da millete hava atmak için değil...
Baaak benim neyim vaaaar... :ppp

Gözümüz yok efem... Allah artırsın da bi de şöyle abidik ükelalıklar yapmazsanız çok sevinicem...

Eskiden sesim geliyooo mu denirdi, şimdi nömaram görünüyo mu...
Töbe töbeee...
Ekran mekran yok bacım-abim...
Numaranı sordum mu söyleyivericen !!!

Höööst... brüüüüst! 
:p

8 Şubat 2012 Çarşamba

Bahçıvancı geldiiii...

Bütün yaz bahçevancılık yap bi tane yazı koyma...
Cık cıık...
Bu yaz ekmeyi planladığım tohumların kargosu gelince el atmadığım başlığımın altına yazı konduruvereyim dedim... ;)

Çeşme'deki fidancılar yerine internetten bulduğum bir fidancıdan tohumları aldım geçen sene...

Bu senede aynı firmadan... Zengarden'dan... Memnunum, tohumları güzel... Güzelce paketleyip yolluyorlar... Ve ilk defa tohum ekiciliği yapıyorsanız tohumlarla birlikte gönderdikleri üretim kılavuzu baya faydalı...

Ben çocukluğumdan beri bahçe ile uğraşmayı severim... 2 hektarlık bi yazlıkta büyünce çiçekten-fasülyeye kadar her şeyi ekerek, biçerek, dalından kopararak büyüdüm... 

Bahçe gördüm mü el atmadan duramam... Ayrık otu, budanması gereken güller bi şekilde batar bana... 

Bir kaç sene evvel bir arkadaşımın ailesinin yazlığına gitmiştik ve ben rahat duramayıp bahçeye dalmıştım... Hatta bu çimleri yanlış suluyosunuz diyerek hortumu elime alıp... :)))))))

Bahçeyle uğraşmak için alet edevat önemlidir... Büyük bir çapanızın olması gerekir... Ben geçen sene saksı çalışmalarımda kullanmak için özel kürek-çapa takımı aldım... Markasını hatırlamıyorum şimdi ama hobi bahçeciliği ürünlerinde baba olan bi firmaydı... 

Normalde tohumlar ilk önce üretim saksısında yetiştirilir... Belli bir boya gelince bahçeye veya saksıya alınır... Bendeniz Temmuz başı Çeşme'ye gittiğimden kolaya kaçıp üretim ve asıl saksıyı bir arada hallettim... Hatta 1 saksıya 3 farklı cins ekerek olayı daha heyecanlı hale getirdim :)))

Amcam ipek çiçeklerini çok sever... Yazlık yerde de terasa nazik bir güzellik katıyorlar... Dondurulmuş gıda plastiklerinden üretim saksım efem... Profesyonelce yapmak isterseniz Viyol'de kullanabilirsiniz... Viyoller bana çok uğraştırıcı geliyo o yüzden plastik kapları kullanıyorum... Üretim kaplarınızın altını delmeyi sakın unutmayın diye de hatırlatma yapayım... Aslında tohumlar ekildikten sonra bir sera ortamı yaratmak gerekiyor da ben Çeşme'nin güneşine güvenerek serayla-merayla uğraşmadım :)))

Çimlenme başlangıcı yupppiii !!! Fesleğen maalesef benim üretimim değil...






İpek çiçekleri biraz daha büyüdükten sonra terastaki saksılarına tarafımca alındılar... Bir coştular bir coştular ki sormayın... :)



Terasın son halinin fotoğrafı maalesef ofis bilgisayarında yok... O yüzden koyamıyorum...

Bu sene aslanağzı ekeceğim... Bir sürü çeşidi var aslanağızlarının... Bodur, uzun... Onları saksıya değil direk bahçeye ekeceğim... 

Çok yılışık olan, kendi kendine tohumlarını etrafa atan akşam sefaları ise Eylül'de gelmeden bahçeye tarafımdan serpildi... Bu sene  geçen seneye göre daha yağışlı geçtiğinden tohumlar bize hazır bir bahçe sağlayacak... ;)

Tohumdan bitki yetiştirme zahmetli ve sabırlı bir iş...
Zengarden gibi bir firmadan tohum sipariş ederseniz size gelen kitapçığa baktığınızda pes edebilirsiniz...

Kimi tohumları buzdolabına koyun, kimini sıcak suda bekletin vs. yazıyor...

Ben aslanlar gibi toprağımı alıp gerekli karışımları hazırlayıp gözüm kapalı ekiyorum... Her gün güneşe-rüzgara göre yerlerini değiştirip yetişmelerini bekliyorum...

Ekilen tüm tohumlar çıkmıyor bazen... Çıkanlarda yazlık yer için yeterli oluyor... :)

Bu sene yer örtücü tohumlarına ağırlık verdim... Düzenli bakım kışın yapılamadığından çimlerimiz diğer evlerimizin bahçelerine göre son derece bakımsız oluyor... Bu bakımsızlığı örtmek için yer örtücüler ideal... ;)

Geçmişimizde şahane bahçelere sahip olduğumuzdan Çeşme'de ki ev bence bizim için ayıp ama napalım kiralık evde bu kadar oluyor... :)

Sarı Ballica, Alyssum, Dorotheanthus benim tercih ettiğim örtücüler...

Aslında bu ay üretim saksılarında onları kuluçkaya yatırmam gereken bir ay... 

Üretim saksısında çimlendirip sonra yolculuğa çıkarken kullanmak için daha büyük bir saksıya onları almalıyım... İstanbul'dan Çeşme'ye saksı taşımak pek kolay iş değil... ;)  Yaseminim ölür diye Çeşme'den koca yasemini İstanbul'a taşımış biri olarak konuşuyorum ;)

Kendi ellerinizle ekip, sabırla büyümelerini bekleyip sonrasında bir birinden güzel renkleri ve kokularıyla size yaşam enerjisi veren çiçeklerle uğraşmanızı tavsiye ederim... 

İlla bahçenizin olması gerekmiyor, balkonunuzda da bu güzelliklere sahip olabilirsiniz...

Eldiven, küçük bahçe araç-gereçleri ve iyi bir toprak... Ve tohumlar... Benim tohumcunun adresi de aşağıda... Üretim toprağımı da onlardan sipariş etmiştim geçen sene... Tüm toprak ve tohum ihtiyacınızı onlardan karşılayabilirsiniz... Alet ve edevata gelince ya koçtaş'tan ya da internetten... ;)


6 Şubat 2012 Pazartesi

Özenme...

Gelişmiş ülkelere canım kurban...
Uçaktan indiğiniz andan itibaren her şeyi ama her şeyi planlamanıza imkan veren alt yapıları yok mu !!!

Otobüsle mi-trenle mi-metroyla mı neyle yapacaksanız seyahatinizi size planlama olanağı veren sistemleri yok mu...

Hangi bileti almanız gerek, hangi araç nereye gidiyor...
40 senedir orada yaşıyormuşsunuz gibi sizi bilgili yapan bilgilendirmeleri harika ötesi harika!!!

Aynı zamanda etkinlikler içinde geçerli bu!

İnterneti verimli kullanma neymiş onlar sayesinde görüyorsunuz...

1 senelik etkinlik takvimi önünüze geliyor...
Ne varmış ne yokmuş, ay ne yapsak derdiniz kalmıyor...
İlgi alanınıza göre gittiğiniz tarihlerde ne var ne yok görüp program yapabiliyorsunuz...

İstanbul'da İETT'nin sayfasına girdiğimde bi bok bulamıyorum!
Taksimden evime hangi numaralı otobüs geçiyoru, şoförlere sorarak öğreniyorum!

Ecenebi adam memlekete gelmeden akbil sistemimizi öğrenemiyor...
Ecnebiyi bırak, Hakkari'den gelen adam gelmeden önce ne nasılmış araştıramıyor bile !!!

Millet olarak maalesef teknolojinin faydalarını verimli olarak kullanamıyoruz...

Ahanda konser biletim elimde, ahanda kullanıcağım ulaşım kartı elimde, ahanda sergi biletim elimde...

Ahanda tüm destinasyonlarım planlı programlı çıktısı verilmiş elimde!

Millet olarak boştan yere 21.yyda ızdırap çekiyoruz...

Ne dim...

Mukadderaaat !!!

3 Şubat 2012 Cuma

Kapıcı-bacacı !

Ben bizim kapıcıya dalmak istiyorum...
Hatta ciddi ciddi adam filan tutup dövdürmek!!!

Ulan ne sosyetik apartmanda yaşıyoruz beaa !!!
Çoğu komşu doğrudürst yaşamıyor apartmanda... Bi sürü evleri var... Biri Amerika'da, öteki adada... Bi tanesini bi türlü çözemedim bi sürü evi var ama arada gidip Darülaceze'nin ultra sonik lüküs ötesi yaşlı bakım evinde de kalıyooo...

Bi gariban bizim sanırsam... :pppp

Kapıcımız uykuyu çok seviyo... Normalde servisi 8.30'da başlıyomuş... Bu güne kadar hiç o saatte kapıya gelmedi... 9.30-10 arası gazete servisi yapınca annem sinir oluyo...

Eee yani 10 gazete okunur mu? Haftasonu eyvallahta iş günü?
Belediye çalışırken hiç sabah gazeteye göz atarak gidemedim bu kapıcı yüzünden...

Ofise bi giderdim, yan oda komşularım olan AB merkezimiz sabah sabah bana bi sürü ülke ve dünya şeysi sayarlardı bende ehiii durun ben bi internetten gazetelere bakim sonra sizinle entel dantel muhabbete dalarım diyodum...

Adam öyle nazlı niyazlı ki...
Kesinlikle eşya taşımıyor...
Eve taşınırken ucundan bile yardım etmedi...
Hadi taşınmalarda ben hamal dilim diyerekten yardım etmiyo olabilirde, ulan alışverişten geldiğimizde bari elimizdeki torbaları al!

Bizim apartman girişine 5 basamaklı bir merdivenle ulaşıyorsunuz...
El doluyken o 5 basamağı çıkmak ve kapıyı açmak eziyet!!!

Kapı önündeyse apartmanın kapısını açıp bekliyo İ nokta nokta!!!
Aaaaaaa ama yani hak etti artık!!!

Bu yaz, Çeşme dönüşü cebinden arayıp onu, Fatihle ben eşyaları apartmana sokarken arabaya göz-kulak olsun diye yardım etmesi için aramış ve ceb numarasının değiştiğini öğrenmiştim... Niye numaranı vermedin dediğim dede kapı kapı dolaşıp numaramı mı vericem diye cevap almıştım...

Bi kaç hafta önce yapılan apartman toplantısında bu terbiyesizliği dile getirdiğimde çok bilmiş komşular 'ama cep telefonu özeldir niye versin ki' dediler... Yerden bitme astrolog ODTÜ'lü yönetici ben bile 6 ay sonra öğrendim yeni numarasını diyince hay sıçiiim size dedim içimden !!! 

Yaw adama hamallık yaptırmak için ya da gece gündüz manyak manyak istekler için adamı aramicam... Dünyanın binbir türlü hali var... Haber vermem gerekebilir, yardım istemem gerekebilir... 

Neymiş cep telefonu özelmiş!
Ulan herif ev telefonunu açmıyo kiiiiiiii !!! Evde durduğu yok çünkü!!!!

Karısı ayrı bi alem... Saçlarının sarısı gözleri bozan cinsten!!! Walla bi gün alıp ben kuaföre götürücem ve sevabına adam gibi bi sarıya boyattırıcam o saçları !!!! 

Kar kıyamette mermer kaplı giriş merdivenlerimizi 1 kere süpürdü!
Kaldırıma el bile sürmedi !!!

Bu gün yan apartmanın kapıcısını arkadaki ptoparkta günlerdir kar kaplı halde yatan arabaları temizlerken görünce aşşa inip bizimkini doğramak istedim !!!

İstedim ama apartmanda herkes yaymış çayıra mevlam kayıra modunda olduğundan manyak kat sakini olucamdan yapamadım !!!

Yan apartmanın kapıcısı çok çoook çalışkan...
Yazık 2 çocukları var. Oğlan özürlü. Küçük kızları abisinin durumu yüzünden konuşamıyo. Kızla ilgilenecek bir psikolog bulamadım... Kız abisinin durumu yüzünden kendisini dış dünyaya kitlemiş durumda. Annem 2 sene önce kızı alıp 23 nisan konserine götürdü. O gün bu gündür karı-koca annemle bana pervane... Elimizde valiz mi var, paket mi var bizi nerde görürlerse görsünler elimize yapışıyolar...

Bizimkine verdiğimiz harçlıklara rağmen bön bön bakıyooo... Yandaki kızını konsere götürdük diye el pençe divan...

Apartman sakinlerimizde manyak... Manyak olmasa ben bu kapıcıyı adam edicem ama...

Akşam üstü bir ihtiyacınız varmı diye uğruyo... Bizim kapıcıyı sağa-sola gönderme alışkanlığımız yoktur... Hiç bir evimizin kapıcısına öyle iş buyurmadık... Buyurmayızda...

Sadece kapıcıdan beklediğimiz erken gazete getirmesi, bi de elimizde ağır bişey varsa ucundan tutup yardım etmesi... 

Bakkalın çırağı durmadan yardımıma koşuyo...
Komşular beni halterci filan sanıyolardır eminim...
Her türlü ağırlık itinayla kaldırılır efem!

Mağazadan taksiye koydular, taksici kapının önünde indirdi, ondan sonrasında kapıcımı çağırırım yardıma asansöre kadar bana yardım eder diyemiyorum...

Kontratı olsa alıp okicam...
Çalışma maddeleri-koşulları neymiş diye...

Uykucu, paket-valiz taşımaz-ukeeelaaa-kar temizlemez-çok çöp olduğunda söylenir !!!

Bizim bölgenin tüm kapıcıları bi alemdir ancak bizimkisi...
Kraliyet ailesine yollicam onu...

Yöneticiye karları temizlemedi desem, o da ayrı bi manyak... Kadın küçük sesle konuşamıyo... Kendini sesin yükselmiş bir den bire tartışma ortamında buluveriyosun !!! Ben sadece konuşmak istemiştim leeeyn bu duruma nasıl düştük oluyosun !!!

Yönetici olayım diyorum ama yazlarım amcanın yanında geçiyo artık... O yüzden zor...

Görmezden gelim diyorum ama gördürtüyor allah işte !!!

Kat sakinleride bi manyak... yarabbim... 
Yoksam biz miyiz manyak?

Sanki hepimiz gidici o kalıcı, biz değil o bizim patronumuz kapıcımızla yaşamak...

Diğer kapıcılarımızdan böyle şey görmedik... Görmeyince de tuhaf geliyo... Geliyo da diğer kat sakinleride alışmış bu haline adamın...

Erkeksiziz diye mi yapıyo bu terbiyesizlikleri dicem ama apartmanda  ki kadınların çoğu erkeksiz!!! Koca apartmanda  4 tane koca var!!! Onlarda var mı yok mu belli değil! 

Derdi erkekse tutucam bi adam ahanda bu kocam diye servis saatlerinde kapının önüne çıkarıcam adamı sonra zevkle izlicem...

Bahşiş verirsen işini yapıyo...
Ne bahşişi beaa !!!
Eski odacıma ve kapıcıma dünyaları vermem gerekiyordu o zaman benim !!!

Karşı komşumuz yaşlı kalp hastası bir bey...
Bazen evden çıktığımda onu ağır alışveriş poşetleriyle görüyorum ve saygımdan yolumdan dönüp paketlerini alıp apartmana götürüyorum...

Kapıcımdan beklediğim bu!
Saygı, hürmet!

Koskoca mimar hatun komşumun paketlerini taşırken incilerim dökülmüyo da onunkiler mi dökülüyo acep?

Yüreğime nefret tohumları ekmek istemiyorum ancak bu kar olayı bir oldu... Bu sene yapacağı ve yapmadığı her şeyi not alıcam... 

Bi türlü yıldızımızın barışmadığı yöneticinin kafasına merkürden aldığım güçle çakacam o notları sonra !!!

Gölgelerin ve gezegenimin gücü adınaaaaaa... :pppppppppp

1 Şubat 2012 Çarşamba

Arman'ın sekssiz geçen günleri...

Ayşe Arman'ın bu günkü yazısı kopardı beni...
Ailecek 9 günlüğüne Miami'ye gitmişler... Ev kiralamışlar... Kızları Alya 9 gün boyunca dayısının oğlunu kıskandığından onların arasında yatmış...
Ve 9 gün boyunca seks yapamamışlar !!!
Hayattayım diyor Arman, ama belli ki içine oturmuş...
Git Miami'lere kadar, özel ev tut ve kocanla şey yapamama!!!

Yuh dedim bu gün!
Tamam Arman'da bi yay burcu...
Bende yayım...
Biz deliyizdir, doluyuzdur... azcık manyağızdır, çılgınızdır da bu biraz fazla kaçtı...

Senelerdir aşkını-meşkini okuyoruz...
Hamileyken kocasının doğum günü için gül yapraklarıyla döşettiği otel banyosundaki fentezilerini okuduk üfledik...
Hatun nedir ne değildir bilmekteyizde...

Olan var olmayan var...
Bu kadarı bilmiyorum bi yay olarak bana bile fazla geldi...
Biz özel hayatını paylaştığı kankileri değiliz kiiii !!!

Her şeyini paylaştığı, rahat rahat anlattığı okuyucuları olarak seks yaşamının detaylarını sormakta hakkımızmış gibime geliyor artık!

En çok hangi pozisyonda şapıyorlar...
Seks oyuncakları, dildo-mildo kullanıyorlar mı?
Bi günde kaç defa yapıyorlar...
Yaptıkları seks kaç gün veya saat idare ediyooo...
9 gündür yapmayıp ölmedim hayattayım diyen bi hatunun yapmama uzunluğu kısadır herhal... Merak etmek hakkım yanni... :pppp
Evde en çok nerde yapmayı seviyolar...
Üste olan kim?...

Yani bence bu soruları hak etti...
Onca şeyi rahat rahat paylaşınca okuyucusu olarak bunları merak etmek ve sormamızda normaleeee...

23 yaşındaki üvey kızının annesi yazıları okuyunca ne hissediyor acaba bunları düşünüyor mu?
Belki o kadında böyle seks severdi, kocasına tapardı ve belki adam onunla bilmem ne yapmıyodu ama Arman'la oooooo ooo yapıyooo...

Hadi ex eşi geçtim...
Kocaman kızın arkadaşları dün gece üvey annenle baban Ottomanda şey etmişler haaa dediklerinde kız napıyo acep?

Tamam millete göre yaşamıyo harika da... 
Biraz fazla özel detay yazıp çiziyooo...

Wallah billah 9 gün boyunca teee Miami'lere gidip şey edememelerine öyle böyle değil çok ama çooook fena üzüldüm !!!

Ulan yapan var, yapamayan var... Orgazm olan var olamayan var...
Harika partneri olan var olamayan var...
Böyle ballandıra ballandıra...

Seks yazmaya karşı değilim... Ama sırf seks yazan bir yazarsan eyvallah...

Bence o kocaman köşe çok boşa harcanıyor...
2'ye bölüp başka kalemlere de verilmeli...

9 gün seks yapmadık diyebilmek bir yay burcu için geyiktir, eğlencedir, açık yürekliliktir, art niyetsizce eğlencesine dışa vurumdur... Arkadaş ortamında eyvallah ama kocaman bir gazetenin koca köşesinin yazarından...

Çok üzüldüm, karalar bağladım uuuuyyyy uuuy... Amerikalarda, amerikan yataklarında yapamadan gel !!!

İzninizle orta parmamı kaldırıyorum...