28 Ağustos 2007 Salı
Terkedildim, terkedildim...
Yüreğim daraldı...
Ben bu duyguyu biliyorum sanki bir yerden oldum...
Evet... Biliyorum... Terkedildim ben...
Ühüüüüüü...
İnsanın 4.5 senesini geçirdiği arkadaşından ayrılması kolay olmuyor...
3 haftadır zaten izindeydi... yokluğuna alışmıştım ama hani dönecek biliyordum... Ama dönmüyor... Dönmeyip gittiği için mutluyum aslında...
Mutluyum ama bir yandanda terk edilmiş psikolojisindeyim...
Sabah Pelit'te kahvaltı ederken garsanumuz geldi 'arkadaşınız yokmu' demez mi?
Tanrım !!!
Deniz ve mehtap sordular seni, diyemedim terkedip gittiiiii... durumlarındayım...
Ühüüüüüüü...
Ofise geliyorum... Masan boş...
Odada tekim, bir tuhaf oluyorum...
Dün yazmayı unuttuğum bisürü şey geceden beri aklımda...
Hep derdin beni ne zaman yazacaksın diye...
Bak yazıyorum işte...
Odam bir tuhaf geliyor bana...
Masamın başına çöker çökmez bütün gecedir tuttuğum göz yaşlarım akmaya başlıyor...
Hıçkırıklarımı yan komşularımız duyup geliyorlar...
Yine aynı şeyi yapıyorum bir yandan kahkaha atıyorum diğer yandan salya sümük ağlıyorum...
Bozcaadadan getirdiğin şarap duruyor... dün eve götürmeyi unutmuşum... şarap bana bakıyor ben şaraba...
Falçatayla açıp içme planımı gerçek kılmak için uğraşıyorum...
Seni tanıyan herkes üzgün...
Gelip beni teselli etmek için uğraşıyorlar...
Biliyorum sadece iş arkadaşlığımız bitti, dostluğumuz baki ama, burda senziz olmak...
Yarın uçuyorum... Pazartesi boşaltılmış masanla haftaya merhaba diyeceğim...
Şerefine beyaz zenci...
Ben, yan komşularımız ve fuar dostlarımız gidişinin şerefine oh beee kurtulduk diye içiyoruz !!!
Ersan Tanju Okan dinletiyor bana... Gördüğün gibi gerçekten sıkı teselli dostları...
Ühüüüüü...
:pppp
;)))))
Silgini kap gel, önümüzdeki hafta parti yapıcaz sana... ;)
27 Ağustos 2007 Pazartesi
Beyaz Cenci'ye
Bir birimize gülümsedik ve o görüşmesine girdi...
Odadan çıktığında allak bullaktı... işe alınmışmıydı dayak mı yemişti...
15 gün boyunca benim çalışma arkadaşım olmayacak mı tek başıma mı çalışacağım ben derken gelmişti...
Ofis dışında çalışmam gerektiğinden onunla ilk başlarda samimi olamadık...
O çekingen ben çekingen...
Sonra zaman geçti ben yeniden ofiste çalışmaya başladım ve birbirimize ısınmaya başladık...
İkimizde mimardık... Benim çocukluğum onun üniversiteye kadar olan hayatı Ankara'da geçmişti...
Mimarlık eğitimimizde yaşananlar okullar farklı olsada aynıydı. Takık hocalar, günlerce sabahlama sonucu gireilen jürilerde yaşanan kabuslar, aşklar, acılar, aile sorunları... Tam olmasada bir şekilde kesişiyorduk...
Hepsinden önemlisi ikimizinde o sıralar bu işe ihtiyacı vardı. Onun maddi benim manevi anlamda...
Günler günleri kovaladı biz can yoldaşı olmaya başladık...
İşimizin stresi, keyfi, telaşı, yeri geldiğinde yersiz ve zamansız yediğimiz patron fırçaları bizi daha da yakınlaştırdı...
Derdimiz dert, paramız paramız oldu...
Sevincimiz sevincimiz
Hüznümüz hüznümüz oldu...
İş saatleri dışında onun Anadolu'da benim Avrupa'da yaşamamdan dolayı çok sık birlikte olamasakta bildik ama ilk alo da yanımızda olacağımızı...
Ying ve yangtık biz...
Ben delifişek o sakin...
İncir çekirdeğini doldurmayan öfke krizlerimde beni sakinleştiren, benim sabırsızlığıma karşın onun sabrı, sabahları kahvemi içmeden afyonumu herkese saldırarak patlatmalarımı sakince karşılayan, mimiklerimden beni anlayan, yüzüm düştüğü anda dünyanın çevremdeki her insana zindan olacağını bilen...
Güzel bir ekiptik... O iyi polis, ben kötü polistim...
Kibarca uyarıları yapan o tehditleri savuran bendim...
4.5 senede ne anılarımız oldu...
Ne kadar güldük, ağladık, dertleştik, işten bunalıp beyoğlunda içtik...
Odamızın dört duvarı sırdaşımız oldu...
Nelere sustuk, yuttuk...
Nelere hayret edip ohaaa dedik !
Varlıktaki ne yokluklara tahammül ettik... Toplama eşyalardan oluşma odamızın yenilenmesini hayal edip durduk, bilgisayarsız elle ne işler yaptık... Odamızı kendi ellerimizle tasarladık. Boyadık, sildik, taşıdık... Sabreden dervişler muradına ererlermiş olduk... Ne casuslar gidip geldi bize vurulup gitti... ( Jetgile selam)
Birbirimizi idare ettik, uyuduk, işi astık, iş gereği pinokyo olduk...
Saçları kestirdik ben kırmızı kafa o mavi kafa oldu...
Sigarayı azaltma kararı aldık, o hatta bıraktı ama karşısında keyifle tüttürmeme yenik düştü...
Olmadık işleri eğitimini almışlara taş çıkarır şekilde yaptık...
Birlikte heykel yaptık...
Senfoni orkestrası konserleri düzenledik...
En son bizden mimar değil düğün dernek her türlü organizsasyoncu olur diyerek sünnetçiden bozma ütücü açacakken...
Sabahları iki uykucu olarak erken gelmeyi başarabilmişsek Pelitte onun kare benim yuvarlak pizzalı kahvaltılarımızı,
Öğlenleri birbirimizin gözüne bakıp Combooo diye bağırıp kocaman iki dilim pizza yananında bol ketçaplı patetes yiyip, diyet ve normal kolalarımızı hüpletip göbeğimizi kaşıya kaşıya yesek yesek ne yesek Pelit'i arayıp koca ekler sipariş versek mi yapmalarımızı, yada Duranı arayıp onun hellim menü benim hellim tortila siparişlerimizi, patronumuzun odaya gelip yenirmi böyle şeyler kilo alacaksınız diyip patateslerimizden yürütmesini...
Öğleden sonra muhakkak şekerlemeye dalmasını, kocaman kocaman ingilizce FRP kitaplarını, çay tiryakiliğini, sakinliğini, imla bilgisini, her hafta başı başka bir ilgi alanıyla gelip ona heyecanla bahsederken geçici bir heves olduğunu bilsede beni ilgiyle dinlemesini, migreni için bulduğum alternatif tıpları takmayıp aloo ben atak yedim hastanedeyim yapmasını, en çokta sabahları ben uyalananamadım demesini... Uyanamadımı hiç doğru yazamadı ! 4.5 senede bir sürü defa sevgiliisnden ayrılıp barışacaklarını her defasında bildiğimden takmamamı, sıkıldıkça ona absürt gelinlikler tasarlamamı, Bilgisayarsız günlerimizde amirel battı oynamamızı, koşullarımı sağlayın diye ona şakadan saldırmamı...
Bir çok şeyi özleyeceğim...
Onun adına çok mutluyum...
4.5 senede Bakırköy veya Lape'deki doktorların incelemekten keyif alacağı çok hasar aldık...
Emeğimizin karşılığını nakit olarak almadık sadece... ben egzama oldum o migeren...
Çok sevdik işimizi, çok inanarak yaptık...
Amatör ruhumuzu kaybetmemeye çok çalıştık... Yıldırılmak istendik ama yılmadık. Birbirimizi hançerlemedik...
Çok iyi bir ekip olduk...
Herşeyin üstesinden geldik...
Geriye baktığımızda vicdanımız sızlamayacak...
Mavi saçlı beyaz cenci gidiyor...
Beni bu küçük ama tek kişi için büyük odada yanlız bırakıyor...
Onun için daha iyi olacak biliyorum...
Mesleğine kavuşacak, migreni geldiği gibi gidecek, özgür olacak...
Ama hiç biryerde benimle olduğu kadar eğlenip mutlu olamayacak !!!
Ona kim muzurluklar yapacak, kim koşullarım sağlanmıyor diye olay çıkartıp sakinliğini bozdurtacak, kim öğleden sonra şekerleme yapmasına izin verecek ve kim onun patateslerine sarkacak... Asıl kim kaşarlı mantarını yemem diyip yiyecek?
Ve hepsinden önemlisi artık kıro ve köylü mimar kim diyecek? : ))))))) Kime ruh hastasıyım hatta pisi pisi pisikopatım ben hocaaaa diye mesaj atacak !
En çokta hoca camide diyemeden gidiyorsun ya...
Ulan arabanın arkasında dolandırıp durduğun mangalınla bi mangal keyfi bile yaşayamadık daha !!!
Tam daha karpuz keseceydik nereye demek geliyor içimden...
Sonunda halkayı kırdın, kırıyoruz...
Senin gidiş rüzgarın benide hareketlendirecek... Hep ilk ben gidicem gibi geliyordu...
Off ya ben öğleden sonraları sıkıldıkça kimle kavga edicem?
Kim düzeltecek benim imlalarımı?
Tatil izinlerimi kim alacak ve beni son dakikada havalimanına uğurlayacak?
Ben kime anlatacağım aşklarımı?
Sabahları kim çekecek benim aframı taframı nazı mı?
Güzel gözlü, güzel gerdanlı maviden yeşile dönmüş saçlı, ekler ve diyet cola manyağı, uykucu, tembel hayvan sever, sakin, gözlemci kadın...
Herşey gönlünce olsun...
4.5 senedir hayatımdaki tüm iniş çıkışlarımda yanımda olduğun için herşeyde desteğim olduğun için, sana sırtımı dayama rahatlığını, güvenini verdiğin için, kimseyi arayamasam onu ararım beni kurtarır diyebildiğim için, yediğimiz içtiğimiz, penceresi açılmaz kışın soğuk yazın hamam odamızı soluduğumuz için teşekkür ederim sana...
Yolun açık olsun...
Seni özleyeceğim... Gitmene birlikte daha çok vakit geçirebileceğimiz içinde seviniyorum...
Artık birlikte çadır tatili yapabiliriz... Yuppiiii...
Bence Pazartesi bunu ıslatmalıyız... Köprü altında... Topkapıya bakarak... sen rakını ben biramı hüpleterek... diyorum ama şu an gözlerim dolu... Ulan tam menstürasyon dönemi öncesi ayrılınır mı işten !!! Herşeye hassas kırılgan, ağlak olduğum dönemde !!!
Özlicem seni...
Aha ağlıyorum işte...
Şu an Ersin burada olup çizgi filim karakterleri gibi ağlıyosun ağlama demeliydi...
Evet aynı anda gülüp ağlayabilen şahsiyetten sana bye, yolun açık olsun yazısı...
Bari bende erken erken çıkim, psikolojim bozuk diye mesaj atarak :)))
:(
25 Ağustos 2007 Cumartesi
25.09.2007 İstanbul Park Sıralama Turları Sonrası Hissiyat
Saatsiz...
Annemin hadi uyan, hadi kaalk Ozy demesine gerek kalmadan...
Saat 10'da buluşacağız ama ben sabırsızım...
Aylar sonra ilk dafa kapının önüne park ettiğim arabam 1 aydır yatıyor... Grilikten siyahlığa dönmüş... Yıkatmak gerek, balatalar kabak, lastikler geçiniz...
Direksiyonun başına geçiyorum, çalıştırıyorum ses harika ama çekiyor namussuz... Olsun o çeker ben çekerim...
Aylardır köprüden karşıya geçmiyorum...
Boğaz nasıl güzel...
Yanımdakine dönüp dilek tut diyorum...
Ben avazım çıktığı kadar Padock diye bağırıyorum... :)
Az gidip uz gidiyor ve İstanbul Parka varıyoruz... En son Nisan'da buradaydım...
Özlemişim...
Evet gerçekten özlemişim...
Arabayı park edip grand stand'a doğru yürürken yerimden duramıyorum...
Yerimiz tam Ferrari'nin garajlarının önünde...
Massa ve Kimi...
Massa sıralamda 1.liği yaklayacak biliyorum...
Ona ben değdim... ben şans getirdim ona !!!
11'de antremanlar başlıyor ve o güzelim ses...
Nasıl nasıl özlemişim...
Abidin mutluluğun sesi bu !
Arkadaşım durmadan fotoğrafımı çekiyor: Mutluluğun fotoğrafı diyor.
Evet tahmin ötesi mutluyum...
Tuttuğum ve sıkıca bağlı olduğum bir takım var olsada hepsini zilemek isityorum, hepsini merakla takip ediyorum...
F1 farklı bir dünya...
Bu sene diğer takımda yarışan harika oğlan seneye size şampiyonluk getirebilir...
Hiç bir holiganlık yok...
Herkes tuttuğu takımın renklerinde, bayrakları elinde yan yana, omuz omuza...
Antreman turları bitiyor...
Coca cola standında latin şarkıcılarla coşuyoruz...
Dansçılar sahne alıyor...
Her yerde kadınlar...
Heey durun Formula sadece erkekelrin tekelinde bir motor sporu değil !!! Feriştahın fentezilerini süsleyen F1 adamları istiyoruz ortalıkta endam eden, dans eden !!!
Hosteslerin, dansçıların fotoğrafları çekiliyor...
Arada benimkide...
Evet fıstık bi evsahibiyim dimi... bencede... :)))
Ve sıralama turları başlıyor...
Ah o ses...
Kulağımın pasını silen, kulağımı gıdıklayan, yerimden fırlayıp, elimi yunruk yapıp havaya sallayıp yehaaaaaaaaaaa diye bağırtan... içimi bir hoş eden, milyonları dökseniz bu derece mutlu edemeyeceğiniz ama beni herşeye rağmen mutlu eden ses !!!
Yaşadığımı hissettiren, dünyayı unutturan, etrafı umursamadan tezahurat yaptıran...
Bu güne kadar izlediğim en güzel en heyecanlı, en yüreği hoplatan canlı sıralama turuydu...
Massam 6.lıktan 4.lüğe ordan 1.liğe yükseldi... Arada Alanso alıp devretti 1.liği... tam son saniyelerde Hamilton alsada 1.liği Massam aldı geriye...
Evet önce ben sonra şehrim ona uğurlu geldik...
O kadar eğlendim, o kadar mutlu oldum ki...
Yarına biletimin olmamsına gerçekten üzülüyorum. Çünkü bu gün birşeyi çok iyi anladım F1 benim parçam... F1 benim meditasyonum, rahatlamam, mutluluğum...
O güzelim rabaların sesini canlı olarak senede bir defada olsada duymalıyım...
Şu an yarın gidemeyeceğim için o kadar üzgünüm ki...
Hani dokunsalar ağlarım derlerya...
Ben dokumalarını beklemeden de ağlayacağım galiba...
Telefonuma kaydettiğim Massam'ın ve diğerlerinin sesini dinliyorum ara ara...
Biiiiiiiiiiiiiiuuuuuuuuuuuuuuuuuuw.... biiiiiiiiiiiiiuwwwwwwwwww...
Abidin, mutluluğun sesi...
24 Ağustos 2007 Cuma
Ferraricinin azmi Ferrariyi yendi ! ;)
Reasüransta'ki mekanımda keyifli bir öğlen geçirip dersime doğru yol aldığım sırada F1 araçlarının sesiyle çalan telefonum çalmaya başladı:
Biiiuuuuuww, Biiiiuuuuuuuwwwww...
Efendim
Napıyorsun?
Boya badana dersime gidiyorum...
Akşam ne yapıyorsun?
Hiiç...
O zaman benimle Ferrari'nin partisine geliyorsun.
Neee? ciddimisin Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa !!!
Teşvikiye Caddesindeki Mudo'nun önünde çığlığı basıyorum. Yanımdan geçenler bana bakıyor ve ben havaya zıplamamak için zor tutuyorum kendimi...
Koşar adımlarla dersime gidiyorum ve hocama bu akşam Kimi ve Massa ile randevum var, lütfen bu gün makyajımı sen yap diyorum.
Türkiye'in en iyi makyözü olan Eti Motola bana öyle bir el değdiriyor ki, saat 5'te yanından ayrıldığımda ben bile kendimi tanıyamıyorum...
Eve giderken yol boyunca tanrım ne giyeceğim ben derdi yaşıyorum...
Elbise? ı-ıh. Jean üstüne hafif dekolte bişey, ı-ıh... Neeee? Tanrım giyecek birşeyim yok !!!
Aaaa ne giyeceğim ben derken, hem cici hem serseri olabileceğim beyaz pantolon üstüne siyah bir kolsuz bluz giyorum... Peki hiç taramadığım ve sabahtan beri tepemde duran balerin topuzu saçlarım nolacak? Hiç birşey topuzu açmamla lepiska lepiska belime iniyorlar...
Evet harika bir F1 aşk kadınıyımda... aylardır giymediğim topuklu ayakkabılarım neredeeee??? ve hangisi giyilecek...
Aaaa tanrım bidaha dünyaya erkek olarak gelmek istiyorum... Bir yere giderken ne giyeceğim dertleri bizim gibi yok ve her yerde ayakta çiş yapabilme yetileri var !!!
Saat 6.30'da kapımdan alınıyor ve Ferrarilerin deri döşemelerini yapan, dünyanın en rahat ve en pahallı koltuklarına sahip Poltrona Frau'ya doğru yola çıkıyorz.
Bahçe içindeki dublex bina Formula'nın coşkusunu pek sahip olmasada, bahçesi parti havasında...
Kapıdan isimlerimiz alınıyor, kimse davetiyemize bakmıyor... Etraf mimar ve iç mimar kaynıyor. Mimarlar odası sanki çok şık bir parti yapıyormuş gibi ortam...
Bahçe kapısını görebileceğimiz bir masaya konuçlanıyor ve saat 9'da geleceklerini öğrendiğimiz pilotları beklerken leziz yemeklerin ve şarapların tadını çıkarıyoruz...
Ben tabiki rahat durmuyorum, Ferrari'nin bana vermiş olduğu cevaba çok kızgın olduğumdan bir üst düzeyle tanışıp padooooock istemek arzusundayım. Da çekingenliğim devrede olduğundan bu işi arkadaşıma devrediyorum.
Garibim bütün gece siz bilmem kim beymisiniz diye dolanarak partideki bütün istisnasız mimar çıkan beylerle tanıştı !!! : ))))
Saat 9' agelirken önce Kimi geldi... Direkt olarak binaya girdi ve Ferrari'nin ön göğüsü önünde poz verdi, sonra bahçeye çıkıp soruları yanıtladı ve toplam 10 dk. kalıp gitti. Sevimli küçük sarışın adamın gözleri gerçekten çok güzel. Bu kadar canlı bir mavi kolay kolay görülemez. Deniz gibi gözleri var... Gözlerine bakarak kendinizi bir gemi seyahati yapıyormuş gibi hissedip medite olabilirsiniz...
Kimi'den sonra dışarı çıkmayıp Poltrona'nın rahat deri koltuklarından birine oturup Massa'yı beklemeye başladım... Ve gelir gelmez direk karşısına geçip gözlerinin içine bakarak bana poz vermesi için Massa, Massa diye adını sayıkladım ve oda o güzelim açık olmayan kahverengi gözlerini benden mahrum etmedi...
Küçücük bir adam. Boncuk boncuk parlayan gözleriyle öyle sevimli ki... Sevimli ama çekici...
Küçük çekici adamdan imza alıp dışarıya arkadaşlarımın yanına gittiğimde küçük ve seksi adama çoktan aşık olmuştum...
Massa yanımdan geçerek sahneye gitti soruları yanıtladı ve tam giderken kolundan çektim ve bir fotoğraf istediğimi söyledim...
Ve işte o an... ben ben olmaktan çıktım.
Bana sol omzumdan sarılarak sağ tarafıma geçti, başını başıma dayadı ve ben omzumdan inen elini öyle bir tutup okşamaya başladım ki !!!
Kadife gibi bir teni var ve hııııııım nefis kokuyordu...
Sonrası yok ! Var ama bende yok !!!
Partide sarıldığı tek kadın bendim.
Ona dokunan ve kokusunu duyan tek kadın !
Pilotlar gittikten sonra parti coştu, herkes dans etmeye başladı ama ben yüzümde kocaman bir gülümsemeyle bulutların üzerinde dolanıyordum...
Hala dolanıyorum aslında...
Çok istediğim arzu ettiğim şey gerçek oldu...
Evet Ferrariciler, sizden pilotlarımı göremek için padock istemiştim, siz her ne kadar bu arzumu gerçek kılmasanızda ben kılmayı başardım !
Massa şu dakikalarda dün gece sarıldığım kumral güzeli kız kimdi, onu bulun bana yoksa yarışmam diye kapris yapıyor !
Aaaa niye olmaz mı canım... Onun kadar benimde süper çekiciliğim var ! :pppp
Bu arada dün gece pilotlareın işlerinin çok zor olduğunu fark ettim. Modunuz ne olursa olsun, sponsorları mutlu etmek için etkinliklere katılıp gülümsemek, konuşmak ve benim gibi hatunların tacizine uğrayıp, kameralara poz vermek zorundasınız...
Eeee her şeyin bir bedeli var dimi...
Ben biraz aşığım...
Ve çok mutluyum...
Ve eminim Ferrarim İstanbul Park'ta arzuladığımız baaşrıyı sağlayacak !
Damalı bayrak ilk Massa için sallanacak !!!
Biiiiiiiiuuuw... Biiiiiuuuw...
;)
23 Ağustos 2007 Perşembe
Dolmabahçe'den bildiriyorum
Hangi takım?
Ferrari !
Peki sizin için Formula ne demek?
Aşk ve tuyku diyorum.
Mikrofonu tutan ellini ağzımın içinden çekerken suratında büyük bir şaşkınlık ifadesiyle soruyor:
Gerçekten mi?
Evet diyorum... Manyaklık derecesinde F1 hastasıyım ben ! ve kocaman gülümsüyorum.
Şaşkın bir şekilde kameranı çekiştirerek yanımdan ayrılıyor...
Kahkahayı basıyorum...
Benden keyiflisi yok bu gün... Ah birde önümüzde dikilen kameramanlar olmasa... Ah ah bide Güler Sabancı'nın yerinde ben olsam !!!
Bu sabah dün akşam ki azgın teke sendromlu hatunlar partisi yüzünden enkaz halinde uyanmış olsamda, kafamda senfoni orkestrasının sadece davulcuları çalıyo olsada kendimi Dolmabahçeye attım.
Nasıl atmam ! Burunlarının dibinden olmasada sevdiğim pilotları yakından görebilmek, seslerini duyabilmekte benim gibi bir manyağa yetmesede yeter... En azından bi süre ağzım kulaklarımda dolanır ve çevreye mutluluk yayarım...
Evet, BMW, Ferrari, Honda, Reno ve Toyota'ın pilotlarının katıldığı Bridgestone'un basın toplantısında, Güler Sabancı bütün pilotlara kocaman nazar boncuk taktı...
Massam ve Baricellomun çok net olmasada fotoğraflarının makinemde olması harika bir duygu.
Güler hanım her zaman gıpta ile takip ettiğim bir kadındı. Şimdi gıpta + kıskançlık duygularıyla kendisini takip edicem.
Evet Dolmabahçede sabah sabah 15'lik kızların rockerlara yaptıpı tezaruhatın aynısını ben pilotlara yaptım...
Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa !!!
:)))
Kadın geyikleri o noooooooooo !!!
Bu akşam erkek muhabbetini yıkan bi muhabbet yaptık...
Hoş hala daha yapıyoruz... ben alkolik laptopun başına geçtim ama beni dava ederiz seni diye tehdit ediyorlar...
Avukatım oraçta sıkıyosa edin diyorum !
Avukatım dediğim adamda robert mezunu hukuk eğitimi almış, şizofren kadınları şeytan gören uzak durduğumuz abi... benim avukatım olduğundan haberi yok ama etkili oluyor vesselam...
Abi kadınlar erkeklerden beter !!!
Bir seks muhabbeti yapıyorlar ki...
Anam anam...
Karşımda oturan kadın aman diyor bamya kadar fiti fitiyi çıkarıyor...
Ha????
Bamya severdim ben leeen !!!
Bamba cins cinstir nasıl yani... ben çocukken bahçemizde yetişen bamyalar vardı işaret parmağım kadar, o zaman hormonda yoktu !!!
???
Serçe parmağını gösteriyor...
O nooooooooooo !!!
Erkeklerimiz elden gidiyor yani... serçe parmağı benden küçük hatunun...
Masada pembiş membiş lafları uçuyor...
Kimi diyor ben sevmem gerçek olmayanı kimi diyor seks yapmayınca uzun süre paslanmamak için şart !!!
Tanrım...
O sırada ünlü bir markanın sahibi mekan giriyor...
Adam 50lerindeymiş... sonradan öğreniyoruz... ama nasıl taş... poposu bon joviye taş çıkarır... saçlara ak düşmüş... burun hokka... adını hatırlyamadığım bi holiwud yıldızının turkish versiyonu... biizm masa ve arka masadaki hatunlar erkeklere parmak ısırtır muhabbetteler...
Adama tecavüz ediliyor adamın haberi yok !!!
Masadaki bi hatun aman diyor evliyse nolcak boşarız...
Boşarız anasını satim... nolcek... de... bizim masada 4 hatun arka masada 5 hatun kim paylşacak adamı... yazık 50'de kara toprağı boylayacak ama adam bi içim su... viagra şartsa eğer ki bence dildir ama şartsaa herkez olsun o benim olsunda nolursa olsun derdinde...
Oh adam 50'de rocker ilgisine sahip !!!
Adam gidiyor ağıtlara devam...
Ben dinliyorum...
Kadınlar diyorum cinyıs... erkeklerden beter ötesi... hem bu cins doğmak gurur verici hem ürkütücü...
Birisi Neeeeeeeeeeeeext diye bağırıyor...
Oldu gözlerim doldu bi gecede 2 ilah ve bi tabesi bekar ve yaşımıza uygun olsa !!!
Ahhhh !!!
Kadınlar ve arzuları...
Kadınlar ve geyikleri...
Kadınlar ve beklentileri...
Korkun abi kadınlardan... erkek muhabbetinin en ucu en dibe vuranı en bi en ayıpı onlarda...
Bu gece kim dedi acaba, oyuncu ve erkeği istediği gibi yöneten kadınlar lafını... işte o doğru ve işte onlar gerçek ötesi zuzaylı kadınlar...
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Mitler, tanrılar ben ve isteklerim...
İlk önce toprak ana ve gökyüzü oluştu... Kimi yerde toprak ana gökyüzünü doğurdu sonra evlendiler der... Ensest ötesi bi durum yani...
Toprak ana ve Gökyüzünün 3 türden 18 çocuğu oldu... Maşallah doğum kontrol nedir bilmiyorlarmış !
Akraba evliliği sonucu olduğunu düşündüğüm ilk tür olan Kykloplar'ın alınlarının ortasında gözler vardı.
İkinci türde yine akraba evliliği etkileri gözlenmekteydi; Hekatonkheirler ise elli başlı yüz kolluydular...
Wah wah... işte akraba evliliği çok kötü bişey! Tanrılarda bile sorunlu çocuklar çıkabilirken biz ölümlüler nasıl bekleriz normal çocuk !
Toprak ana ve Gökyüzünün 3. denemesinde Titanlar ve Tinanidesler oldu... Bu grup bildiğimiz tanrıların soyu oldu...
Buraya kadar anlaşılır ve kolaydı değil mi?
Aha... şimdi başlıyoruz asıl; 6 erkek 6 kız kardeş yine keni aralarında evlenip bir sürü çocuk dünyaya getirdiler... Aile kavgaları çıktı, birileri zindanlara kapatıldı, birileri bilmem ne oldu taki, Zeus'un babası Kronos doğana dek...
Kronos doğup, büyüyüp aile içindeki düzeni sağlıyor ve kız kardeşi Rheiayla evlenip her antik şehre gittiğimizde gördüğümüz, rehberimizin bizim anlamamızı beklemeden hızla anlatıp gittiği, Homeros'un durmadan bahsetttiği, Antik Yunan ve Roma'nın olmazsa olmazı tanrıları doğuyor...
Krones ve Rheia'nın çocuklarından Poseidon deniz tanrısı, Hades yeraltı tanrısı ve Zeus'ta gökyüzü ve dünya tanrısı oluyorlar...
Yer gök paylaşılıyor böylece...
Zeus baş tanrı oluyor ve kızkardeşi aile ve evliliğin tanrısı Hera ile evlenip bir sürü nurtopu tanrıcık yapıyorlar. Ama gel gör Zeus tanrıda olsa bir erkek ve durmadan ölümlülerle, ölümsüzlerle Herayı aldatıp duruyor... Ve yine bir sürü gayri meşhur (beyaz zencinin babaannesine sevgiler buradan) tanrıcıklar oluyor...
İşte Zeus'un bu çapkınlıkları Antik Yunan'a ilgi duymaya başladıysanız sizi delirtiyor...
O kimin çocuğu ve ne tanrısıydı...
Bu bilmem kimden bilmem neydi...
Aaaaaa... olup senelerce ilgi duyduğunuz şeyden sizin mahrum kalmanıza neden oluyordu.
Bu yaz Yunan Adaları tatilim bu yaşıma kadar baskı altında tutmayı başardığım mitoloji merakımı öyle bir kamçıladı ki... Zaptedilemez bir hal aldı...
Önce Atina ardınlar adalar sonra bizim egedeki adalarımız ve Truva'ya yeniden gidişim ve yeniden Troy filmini seyredişimle bir sabah Aşil ve Hektor aşererek uyanınca, ben dedim bu işe bir el atmalıyım artık !!!
Kütüphane odasına zar zor yerlerdeki kitap ve dergi bloklarına basmadan girip bir zamanlar almış olduğum ve yarısında okumaktan bunalıp kütüphanemin rafları arasına gömdüğüm kitaplarımı aramaya başladım...
Ah tanrım ne kadar çok kitap var !!!
Ara ara ara...
Sanat tarihi kitaplarımın arkasında öylece dururken buldum onları...
Yunan Mitolojisi
Dünya Mitoloji Ansiklopedisi
Tüp bitti tüpü tak Tübitak'ın resimli Yunan ve Roma Mitolojisi...
Kocaman İlya'dayı okumaya üşendiğimden İlyada'nın tanrıların konuşmalarının çıkarılıp özetlendiği birde İlya'da özeti...
Nasıl yani? Hepsi bu akdar mı? Bu kadarmış...
Tabi bendeniz rahat durmayıp yeni bir sürü kitap aldım. Aaa Yunan Mitolojisi mastırı yapıyorum ya, doktoramıda vericem ya... o bakımdan...
İşte abi işte biz yaylar böyle anlamsızca detaycı meraklı ve öğrenme aşkı ile dolu olan ama sonrada uufff bu kadar yeter, benim işimi görür diyip sıkılan burcumuzun kurbanı insanlarız...
Gerçek İlyada ve Odysseus şu aralar baş ucu kitaplarım. Arada Homeros ruhuma işlediğinden tuhaf bir şekilde konuşuyor ve yazıyorum... Ama ben bu tuhaflıktan memnunum. Ama çevremdekiler pek memnun değil...
Allah cümlemiizn sonunu hayır etsin durumlarındayız...
Artık Zeus tanrım oldu benim. Şehrin göbeğinde bir tapınak bulmam mümkün olmadığından dana ve keçi adayıp yağlarını yakamıyorum ama arada şarap içen arkadaşlarımın kadehini alıp çaktırmadan yere döküp tanrılara adak yapıyorum... : )))
Gençliğin ve güzelliğin sembolü Hebe, Güzel sanatlar ve ışığın tanrısı Apollon ve günümüzde sevgili bulmaya yardımcı olarak yorumladığım av tanrıçası Artemis ve zeka tanrıçası Athena benim tanrılarım...
Evet tanrılarıma henüz onların arzu ettikleri şekilde ibadet edemedim ama mukadderat diip bi gün inşallah bi çayır çimen yerde keser yakarım diyorum adaklarımı...
Bu iş zevkli... Başlangıçta biraz kafayı yiyorsunuz ama daha sonra azminiz ve bir kağıda çıkardığınız soy ağacı sayesinde 40 yıllık uzman gibi birşey oluyorsunuz... Şimdi acaba diyorum mimarlık eğitimi almayıp keşke Arkeoloji eğitimi mi almış olsaydım... Ya da bu yaştan sonra gaza gelip sınava girsem ve Arkeologmu olsam? Yada Yunan dönemi kalıntıları üzerine çalışma yapan bir ekip araştırıp bulsamda abiii ne iş olsa yaaprım diyip biraz şu maceracı öğrenme arzum dinene kadar o tozun toprağın içinde sürünsem mi?
Bilemiyorum...
Ama bildiğim bişey varsa, Aşil ve Hektor karışımı yakışıklı, güçlü kuvvetli bir Yunanlı armatör sevgili istediğim ve onunla senenin belirli zamanlarında Santorini'de keçi besleyerek yaşamak istediğimdir !
Diğer zamanlar mı?
Eee adam armatör bi Manhatın bi Londra bi bilmem ne yaşarız artık...
:pppp
Kronosoğlu Zeus duy sesi mi !
Ya ver bunları bana ya da bana daha normale ilgi alaka alanları yolla...
:)
Aaaaa 30 yaş sendromum geri geldi !!!
Bunları veriyorum bir bak.
Ha?
Vermeden önce bir bak diyorum...
Sabah sabah ne ya bu? Kahvemi içmedim daha... Afyonum afyondan yola çıkmadı bileee...
Torbaya elimi daldırıyorum ve tek tek geçmişim dışarıya çıkıyor...
Tanrım sabah sabah, bu gündüz kabusu !!!
Üniversite yıllarında alınma lacivert mini Benetton şortum ! Canım ben seni ne çok severdim... Unutmuşum seni...
Aaaa Mudo bermudam ! Hep göbekli bir hatun olmama rağmen 38 bedenin bile bol gelip daraltılıp 36.5 beden yapıldığı şortum...
Seni alırken waw zayıfım ben ha dediğimde satıcı hatunun yooo bizim kalıplar geniş diyip beni gıcık etmesini hala hatırlarım...
Seninle biz iş görüşmelerine gidip gelmiştik. Way seneler önce bu sene moda olan bermuda olayını ben yapmışım zaten... ileriyi gören bi hatunum desene...
Başka başka ne var torbada...
Torbayı baş aşağı ediyorum ve;
Kesilmiş jean şortlar, dockers kargolar çıkıyor...
Yaaa ben bunların hiç birine giremiyorum artık !
Hoş nasıl girmemi bekliyorum; jeanler 27 beden ! şortlar 38'den daraltılmış... içlerindeki en büyük beden ( 28) dockers kargom popomdan geçmiyor !!!
Aaaa tanrım !!!
Sabah sabah bir kaç sene önce 31'den 32'ye geçişimde yaşadığım 30 yaş krizi yoo bunalımı geliyor aklıma !!!
Annemin dolap temizleme eylemi sonucu yeniden 30 yaş bunalımına girmiş durumdayım !!!
Ne deen neden aynı kiloda kalsanızda vücudunuzun bazı bölümleri genişler?
Tabi ilk başta kilo aynıydı sadece genişleme derdi vardı...
Şimdi?
Kiloda aynı değil !!!
Ühüüüüü hüüüüüü...
Sabah sabah bunalımlıyım ben diyip meyhaneye çökmelik hale geliyorum...
30 yaş sendromunu 28 bedenden 29'a çıkmayı kabullenme çalışmlarıyla atlattık...
Canım vücut bu, her yaşın vücudu farklı oluyor... Bak anneme, bak teyzeme...
Ama onlar benden de inceeeeeeee !!!
Kesinlikle anasına bak kızını al durumu değiliz !!! söylemleriyle 6 ay kadar dolandıktan sonra ne güzel mutlu böcük olgunluk başlangıcı hatunluğumla yaşarken bu sabah yeniden eski bunalım düşünceleri üşüştü aklıma ve sonuç:
40 yaş bunalımını hafif hatta hiç bişey olmadan atlatmanın hem benim hemde çevremdekilerin ruh sağlığı açısından daha hayırlı olacağına karar verdim.
Bu günden tezi yok kırışıklık önleyici kremler alınacak !
Her ay yaptıralan cilt bakımına yüz sıkılaştırma masajıda eklenecek !!!
Güneşte daha az durulacak !
Sigara bırakılacak !!!
Yok bu imkansız...
Azaltılacak !!! evet bu mümkün...
Ve bizahmet popo yerinden kaldırılıp spora başlanılacak... ve şu an bu yazıyı yerken götürdüğüm Duran mix special ve cola'dan ciddi olarak uzak durulacak !!!
Kapişi?
Aloooo sana diyorum...
Dur leziz sandwich üzeri sigara yakıyorum, yakim cevap vericem sana...
Sen bi 40'da yaş bunalımına gir bak noluyo... 2 dk. olmadı kararları alalı...
Aaaaaa... iç ses dış ses her ne sessen kes sesini... hayat güzeeeeeeel... yaş bunalımınada girerim, denizede...
!!!
No comentim :)
21 Ağustos 2007 Salı
Orataya karışık...
Prensesleri ve holuvudçuları giydiriyormuş neden efem first ladymizi giydiremesinmiş...
Giydirsin tabi bişey demiyoruz da bu gün gazetelerdeki sayfa sayfa modernize örneklerse çözümü...
No comment !!!
Bu aralar eşiniz veya sevgilinizin tekstil işi varsa, eğitimini alsanızda almasanızda moda tasarımcısı olmak pek bi in !
Ay şekerim eğitime ne gerek var, kocamın koskocaman firması var... Bende az çok giyinmekten anlıyorum bende daha iyi tasarımcı mı bulacaklar diyip hoop kuruluyorsunuz şirketin kontenjanından...
Bu habfendileri bi kere kendilerinin tasarımcısı eşlerinin de sahip olduğu firmanın ürünleriyle bi kere görsem...
I-ıh ! Tüm dergilerde ecnebi markaların kıyafetleri ve aksesuarlarıyla endam eylemekteler...
Belki giyolardır canım, evde yemek yaparken maniküre filan giderken hım? Olamas mı?
İstanbul'un muhtelif yerlerine serpiştirilmiş ineklere saldırmakta in bu aralar...
Saldırmadan duramayan arada illa içimize ayıcık kaçıracak bi milletiz...
Anaaa inee bah !
Üstüde incik boncuk dolu aneeey, elleyek mi? Sökülüyosa sökek mi?
Bundan bir kaç sene önce Nişantaşında yapılmış olan yaya sergilerinde penguen ailesinin bir kaç üyesini söküp eve götürenlerden sonra neden ineklerin süsü püsüde alınmasın?
Yani aslında inekler alınmak istenmekte ama büyükler... Şöyle kolay taşınabilecek boyutta yapsalardı demi? Evimizin bi köşesine biblo misali koysaydık...
Aslında bu inek sanatını, Hindistan'a ihraç etmek lazım... İnek kutsal ya onlarda... Öyle başı boş dolanıp tahrip etsede aman kutsal hayvan ses etmeyelim diceklerine bi tane inecik koyacaklar olay bitecek, zarar ziyan azalacak !!!
Way way way... bu gün pek bi cinyıs fikirli bişiiim ben !!! Kendi ülkemin sorunlarını hallettim Hinduları kutsal ineklerinin tahribatından korumak için çalışmaya başladım !!!
Bide buaralar tüm gazetelerin sahibi olan beyfendinin gazetelerini almayalım kampanyası başlatalım geyiği var !!!
Ben hastayım abi milletimizin bu duyarlılığına...
Adamlar konsolosluğu ve bankayı bombaladı gıgımız çıkmadı, aynı olay İspanya'da oldu tüm memleket sokaklara döküldü...
Bizden eylemci, protestocu olmaaaaaz !
İstanbul'un her alışveriş merkezinde Formula 1 çılgınlığı yaşanmakta...
Binip, elleyemediğiniz F1 araçlarıyla dolu heryer...
Tren misali bakıyosunuz onlara...
Cemiyet hayatımızın en önemli olayıda 'şöförlerin' katılacağı muhtemel olarak reinada yapılacak partide muhakkak yeralmak !
Hava sıcak, nem fazla, su sıkıntısı, trafik amaaan işte hayat bildiğiniz gibi akıp gitmekte...
Daha nolsun de mi?
İnek isteyen var mı?
17 Ağustos 2007 Cuma
Kadınlar F1'i neden sever?
Kadınlar F1’i neden severler?
Neden?
Bilmem ! Severler işte…
Her konuda olduğu gibi motor sporları konusunda da kadın-erkek ayrımı yapılmasına karşıyım… Sadece bir işi yapmaya üşendiğimde ayrım yapıp ‘Bu iş erkek işidir’ derim. O yüzden kadınlar neden F1 severi nasıl açıklayacağım bilmiyorum.
Arabalar sırf erkekler kullansın – sevsin diye yapılmamışlardır ki. Var olan ulaşım-nakliye ihtiyacını karşılamak için icat edilmişlerdir…
İlkokul düzeyinde okuması yazması olan, kullanmasını engelleyecek bir uzuv problemi olmayan her cins kullanabilir ve sevebilir… Ve bu sevgisi, ilgisi birazcık fazla olanlar da motor sporlarına ilgi duyarlar…
Her erkek futbol sever diye bir kanun olmadığı gibi her erkekte motor sporlarını sevmez ve her kadında sevebilir…
Sever işte !
Hım tahmin ettiğimden daha kısa bir yazı oldu. Yazık o kadar da sayfa ayırmışlardı bana…
Gerçekten neden? Hım soruyu değiştirelim, bakalım cevabı verebilecek miyim o zaman…
Peki ben neden ve niçin seviyorum?
Öyle müthiş, özel, etkileyici bir cevabım yok… sadece arabaları, hızı, gücü, zafer duygusunu, lastik kokusunu, yüksek süratte devirli arabaların motorundan çıkan o güzelim sesi seviyorum işte…
Kendimi bildim bileli motor sporlarına tutkunum…Bu tutkum nereden geliyor?
Araba tutkum ailemin arabalarıyla oynayarak, bide bana durmadan yurtdışından bebeklerden daha fazla taşıdıkları oyuncak arabalarımla başladı… Yaşıtım bir oğlan çocuğundan daha fazla arabam vardı !
Zaman geçti, büyüdüm artık garajdaki arabaları ‘kullanıyormuşum’ oyunu oynama yaşından çıktım… Ve bir gün araba meraklısı biri olarak kaçınılmaz olan oldu ve hayatıma F1 girdi… sevdim F1’i…
Hayatıma nasıl girdi?, nasıl keşfettim… hatırlamıyorum…
Formula 1 sevme nedenlerimi biliyorum;
Formula 1’i diğer motor sporlarından ayıran bir çok özelliği vardır… Bir kere motor sporları dünyasının en büyük organizasyonu. 18 ülkede 11 takım ve 15 pilot tarafından yarışılan Formula 1 ‘en fazla izleyici’ toplayan motor sporları etkinlikleri arasında tartışmasız ilk sırada yer alıyor ve Formula 1 yarışları dünyanın en süratli motor sporları etkinliği olma özelliğine sahip. Yarışlarda ki ortalama sürat 180-190 km/st. Elverişli düzlüklerde bu sürat 300km/st üzerine rahatlıkla çıkabilmekte…
Heey düşünün sürati… araçlar 0-100 km/st sürat akselerasyonunu 1.2 saniyede gerçekleştiriyorlar ! Standart ve süratli Porche, Maserati ve Ferrari gibi yol otomobilleri bu süreye 4, diğer sıradan otomobiller ise 10-15 saniyecikte ulaşabiliyorlar… Ayağınızı gaz pedalına değdirdiğiniz anda teknoloji, güven, ustalık, ekip ruhu, işçilik, emek, mühendislik…vs. gibi bir çok bileşenin bir araya gelmesinden oluşan gerçek bir mucizeyi yaşıyorsunuz… Tabi bizler yaşayamıyoruz sadece tanık oluyoruz…
Formula 1 sadece insanların hız, yarış, zafer duygularını tatmin etmeye yaramıyor. En süratli motor sporu etkinliği olmasından dolayı araba üreticileri yüksek süratte, güvenlik, sağlamlık, güçlü motor, aerodinamik, yol tutuşu, iyi lastik, en iyi performans yakıt ve yağ gibi bir arabanın olmazsa olmazları üzerinde kapalı kapılar ardında sır gibi saklanan araştırmalar ve üretimler yapıyorlar… F1’den alınan deneyimlerle bizim sıradan binek otomobillerimiz her geçen zamanda daha iyi oluyor… Mesela Ferrari’nin son modeli geçtiğimiz yıllardan F1’de Ferrari’nin elde etmiş olduğu tecrübeler doğrultusunda tasarlanıp, üretilmiş standart bir sürat otomobilidir.
Mühendislik, zeka ve bilginin ötesinde Formula 1 büyük paraların konuşulduğu ve harcandığı bir spor. Yatırımcılar, sponsorlar, üreticiler, yayıncılar… Orta sıralarda ki bir takımın iddiasız yarışabilmesinin maliyeti en az 1.5 milyon dolardan başlıyor. İddia arttıkça maliyet artıyor. Pilotlar ve takımlar şampiyonasını kovalayan ekiplerin bütçeleri rahatlıkla 15 milyon doları aşıyor…
Formula 1’i dünyada bu kadar tutulmasına ve sevilmesine neden olan başka şey de global bir spor olmasıdır… Fransız markalı bir takımın İspanyol pilotu olabiliyor mesela…
Peki örnek size; Renault takımı, Fransız’dır. Ama onun adına yarışan pilotları GIANCARLO FISICHELLA İtalyan, FERNANDO ALONSO ise İspanyol…
Formula 1 holiganlığın ve ırkçılığın yaşanmadığı nadir bir spordur… Farklı takımları tutan farklı ülkelerden gelen taraftarlar yan yana oturarak takımlarının bayraklarını, flamalarını sallayarak çok güzel bir renk armonisi oluşturarak yarışı izlerler… Bilirler F1 mekanik bir şeydir. Nerde ne zaman ne olacağı, kimin kimi nerde geçeceği, başarılı ve başarısız olacağı, kaza yapacağı bilinemez…
Bilirler sadece pilotların değil, motorların, lastiklerin, pitstop taktiklerinin, teknisyenlerin ve mühendislerin de yarıştıklarını…
Buraya kadar teknik nedeniydi… Gelelim çekici kısmına…
F1 dünyasında yarışan pilotlar, görev alan mühendisler ve patronlar Allah için hepsi son derece yakışıklı, yetenekli, zeki ve işlerinde ki en başarılı erkeklerdir… Ha tabi cepleri de güzel bir şişkinliktedir…
Formula 1 pilotları, genç, yakışıklı ve sportmendirler… Yarış sırasında maruz kaldıkları G force yüzünden her gün antrenman yapmak zorunda olduklarından ne kadar sıkı ve çekici bedenleri olduklarını bir düşünün ! Bu çekiciliğe sahip oldukları imkanlarda eklenince…
F1 pilotlarının yüzyılımızın beyaz atlı prensi oldukları söylenebilir. Mesela Red Bull Racing için yarışan İskoç pilot David Coulthard geçmiş senelerde McLaren/Mercedes’de yarışırken, özel jetiyle hoşlandığı hatuna, bayağı büyük bir elmas yüzük göndererek kalbini kazandığında biz F1 hayranı kadınlarıda ‘aaah ah… nerde böyle beyaz bir F1’li prens’ diye iç geçirmiştik…
Monaco’da saray yavruları, son model arabalar, yatlar, katlar…
Eğlence ve şaşayıda unutmamak gerek…
Çok zengin ve pahallı bir show olduğundan dünyanın her türlü lüks tutkunları Formula1’e çok meraklıdır. Aklınıza gelebilecek her türlü ‘şaşa’ya ve lükse şahit olabilirsiniz Formula 1’de.
Şaşa’nın sınırı yoktur… mesela; bizim güzelim parmaklarımız, gerdanımız dururken, McLaren-Mercedes takımının sponsorlarından kuyumcu Steinmetz bu yıl sponsor olduğu pilotların direksiyonlarını pırlantayla donatmış…
Sadece dünyanın en hızlı arabalarının ve onları kullanan pilotların gösterisi yoktur Formula 1’de. Dünyanın en zenginleri, Prensler, en ünlü mankenler… Formula 1 seyircilerindendir. Padok alanının etrafında yer alan helikopter pisti dünyanın dört bir yanından gelen ünlü-önemli ve zengin misafirleri taşıyan helikopterlere ev sahipliği yapar… Birbirinden çekici adamlar ve güzel kadınlar son derece şık bir partiye gelmişler gibi ellerinde şampanya kadehleriyle salınırlar padok’ta. Padok alanına girmek ve oradan yarışı izlemek kolay değildir. Ya üst düzey tanıdıklarınız alacak ve davet edileceksiniz ya da şişkin cüzdanınızdan iyi bir miktar çıkacak !
Ünlü pilotlarla yemek yemek istediğinizde bununda fiyatı seçtiğiniz masaya göre 4 bin ile 7 bin Euro arasında değişiyor… Öyle bir bedel ödedikten sonra tatlı olarak yemek yemeği seçtiğim pilotu yemek isterim ben !
Formula 1’i sevmeniz için bir çok neden var gördüğünüz gibi… İster arabaları, süratin sevin ister iki hafta da bir dünyanın çeşitli Ülkerlerinde ki yarışlardaki şaşayı…
Ha bu arada bilim adamları Formula 1 araçlarından çıkan titreşimlerin kadınları tahrik ettiğini söylemişler…
Gördüğünüz gibi F1 dünyadaki en güzel, zevkli, tatmin edici motor sorudur !
Ah birde günün birinde bir kadın pilotta görebilsek pistlerde…
Biiiiiuuuuuuuwww…
Aslında kadınlar her türlü gücü severler... Formula dünyasında da maddi-manevi ve duygusal olaraktan bi sürü güç vardır... Ve buda kadınların motor sporlarını sevmeselerde Formulayı sevmesine yeterdir !Kontrolsüz güç güç değildir ama...
;)