Ozborn'dan Merhaba...

Ortaya karışık, akla, yüreğe ne düşerse buraçta...

Etiketler

30 Eylül 2007 Pazar

pazar sevişgeni...

Neydi?
İki satırlık adamları hayatımıza müptela ettik oyüzdendir bu dibe vurmamız mı?

Hatırlamıyorum şarkının sözlerini... Oysa dün gece kaç defa dinlenmedi mi bu şarkı?
Dinlendi dinlenmesine hatta detone ötesi sesimle çığrıldı da amma velakin hatırlanmamakta...

Çoğu arkadaşımın yaptığını yapıp neredeyse bende gazete okumaktan vaz geçmeyi düşünüyorum bu pazar...

Nişantaşı çocuğu olup sanki yeni muhitindekilerin umrundaymış gibi eski mahallemde olmaktan keyif alıyorum diye laf geçirdiğini sanan abi,

Osmanlı'dan örneklerle ramazanda dükkan kapatmanın bizi şeriyarçı yapmayacağını söyleyen, kadın ruhundan çook iyi anlayan abi,

Malezya'da ki şeriat polisliğinin dinin polisle kontrolünün kuranlı dinle alakası olmadığını söyleyen prof...

Ve ve... kadınların 28 gününü anlatan kitap !

Pazar sevişgeni olmak istiyoruuuuum !!!

Malezya olmayıp, iç çatışmalarla Afganistana parmak ısırtacak hale gelmektense, sevgilisi için ilk başta tek gecelikti sonra aşık oldum diye röpörtaj veren starın af amaçlı sevgilisini amsterdama götürmesini hııı? diye okumaktansa... Bayramda sahne alacakların bunca sene dirsek çürütüp okuyup adam olmama rağmen benden çok para alacaklarını bilmektense...

Pazar sevişgeni olmak istiyoruuuuum !!!

Bir zamanlar işadamı olan amcama gelip sorarlardı; Abi memleketin durumunu nasıl görüyosun diye...

Memleketin durumunu değerlendirmek için süper bilgi ve tecrübeye gerek yok...
Memleket süpeeer !!!

Malezya olmamız güç... sokaklara sakız atamayıp haaah tüüüh diye tüküremeyen bir millet olmamız güç olduğundan, din uğruna Malezya olamayız... Afganistan için ise yeşil gözlü kızımız yok !
Cumhurbaşkanımız bıyıksız olsa metroseksüelliğiyle tam süper olacak... Saksafoncu başkanın eşi, seçildiğinde Amerika iftarın alasıyla tanışacakmış... Bu demektir ki Amerika ok verdikten sonra Avrupa ... yemek düşer AB girişi yakındır, piyasalar başbakan bi dönsün yenidünyadan süper olacak...
30'dan sonra kadınlığını keşfeden şarkıcı hepimizin içindeki kadının ortaya çıkması için geç olmadığı sinyalini verdiğinler 'kadın kadın' patlaması yaşanacak...
Hem Nişantaşında hem mutasıp semtlerde keyif almak mümkün mahalle baskısı denilen şey yook !!!
Süper lüks mağazalarımızda var... Yakında memleketin 4 bir yanında da açılırlar... açılmasalarda hava yollarımız 15 YTLden başlayan fiyatlarla milleti taşırlar buraya...

Daha ne olsun abi...
Memleket süpeeeeeeeeer !!!
Yalancıktan karıştırmayın ortalığı...

İki satırlık adamları hayatımıza müptela ettik bu yüzdendir dibe vurmamız abi !
Pazar sevişgeni olmak istiyorum...

Sperm savaşları adlı bir kitap gördüm...
Onca savaştan, çatışmadan, kargaşadan daha bi kanlıymış gibi geldi... Alıp onu okusam... Pazar sevişgeni olsam...

Yada gazete okumasam artık...
Yada bayramda ön inceleme mabında gidip görsem Malezyayı, Irak ve Afganistanı...

İki satırlık adamları...

28 Eylül 2007 Cuma

Affedilen ölüye...

Dün gece veda ettim sana...
Oysa çok önce vedalaşmamışmıydık...
İstemeye istemeye...
Kalbim söküle söküle, dünya başıma yıkıla yıkıla...

Ölümdün...
Mezarını bilmediğim, ölürken yanında olamadığım, öldü denilen ama ölüsünü göremediğimdin...
İnandım...
İnanmak zorundaydım...
Öldü dedim...
Öldü dediler...
Ağladım...
Mezarı olmayan bir ölüye ağlıyorsun dediler...
Ağladım...
Yıllarca ağladım...

Kırgınlıklarımın bedelini sormak için antlar içtim...
Ahlar ettim...
Sana bin defa veda ettim...
Kalbim, bedenim, ruhum başka aşklarla tanışsa da seni arayıp sordular...

Bin kere veda ettim...
Ama dün gece sana gerçekten veda ettim...
Siyah buklelerini öperek, geniş alınını okşayarak...
Seni koklayarak, göz çukuruna burnumu sokarak...
Hiç sarılmadığım kadar sıkı sarılarak...

Sana vede ettim... Gittin artık... Bitti...

Sende bende rahatladık farkındayım... Affetmenin huzuru ve hafifliği var ruhumda... Seninde bilmediğin bir yükten kurtulduğunu biliyorum...

İkimizde huzura erdik... Artık mezarın var... Başına gelmeyecek olsamda... mezarı olan bir ölüsün... Sen öldün, ben yaşıyorum... Sararmış anılarım arasında ruhuna fatiha okunacaklardansın...

Affettim seni... Rahat uyu...




27 Eylül 2007 Perşembe

Teşekkürler sayın ve sevgili okuyuculaaaaaaar !

Blogçu olmaya takıldığım mekanın sitesinde yazdıklarımı üstlerine alınan eş dost sayesinde karar verdim...
Okuyan okur... Okumayan okumaz...
Alınan, kırılan hiiiç olmaz diyerekten oldum blogçu...

Daha önceden böyle bir yazma merakım yoktu...
İlk okuldayken mektup yazmayı çok severdim... Aile büyükleri bayılırlardı yazdıklarıma...
Sonra, kompozisyon dersinin illettiği beni illet etti...
Üniversiteye kadar yazmadım bişey gerekmedikçe...
Ha arada sevgililerime hınzır munzır yazıyodum bişiler... eee koca yaz tatili boyunca adamların gözünden ırakken gönlünden de olmayım diye... ama genelde onlar benim gönlümden ırak olurlardı ve sonbahar başı karışık trafiği ayıklamak zorunda kalırdım...

Üniversitede, professional practice diye bir ders vardı. Hoca meslekte karşılaşacakalrımızı anlatır sonra o konu hakkında yazmamızı isterdi... Sınav filan yok... Konuyu araştırıyorsun, kendi fikirlerinide katıp harmanlıyorsun sayfa kısıtlamasıda yok... Oh kebap !

Ve ben yazmaya böyle başladım. Aramızda felsefeci bir mimar var diyerek A+ ları toplarken, neden mimarlık dergilerinede yazmıyorum oldum ve...

İlk başlarda sadece mesleki yazılar yazarken, bir gün mekanımın internet sayfasına üye olunca gördüm ki süper geyik yazılar yazabiliyorum... Hayatla, kendimle herşeyle dalga geçebiliyorum. Ne söyleyeceksem güldürerek söylemeyi seviyorum...

Sitede benden önce yazan, yazıları beğenilen erkek hegemonyasınına bir anda sızdım... Hayran kitlem oluştu...
Bazen güldürdüm, bazen anlattım...
Bazen en yazılmaması gereken şeyleri benden çıksınlar, ruhum ve kafam huzura ersin diyerek yazdım...
Samimi bulundum...
Hiç olmayacak derece doğal ve dürüst bulundum...

Aynı şekilde bloğumdada devam ediyorum...
her yazdığım benim fikrim değil... Hepsi gerçekte değil... Okuduklarımdan, dinlediklerimden, gezdiklerimden kısaca hemen hemen herşeyden ilham alıyor hafifçe öyküleştirip yazıyorum...
Yazmak iyi mi geliyor bilmiyorum...
Arada hayatımı kendi elelrimle röntletiyormuşum gibi geliyor ama burdaki birçok yazının hepsi ben değilim...

Edebi bir kaygımda yok. İmla sıfır ! Konuşulduğu gibi birde o anda ne hissediyorsam olduğu gibi yazıyorum...
Benim bir tazımın olduğu söyleniyor...
Bilmem vardır belki...
Tek bildiğim yazma arzum geldiğinde olduğu gibi klavyeden ekrana döküldüğü...

Bloğumun yavaş yavaş oluşan takipçileri var.
Kimi sabah okuyup neşesini buluyor, kimi bize tercüman oldun diyor, kimi yazmaya devam kitap yapacaksın günün birinde diyor...

Walla yazmayı seviyorum... Bu işten para kazanmayı isterim... Amma velakin kıstlandığımda, o öyle bu böyle olsun denildiğinde ben ben olmaktan çıkıyorum... Rahat bir ortam olursa olur abi bu iş !!!

Son zamanlarda, yorumcularım var... İyi kötü yazıyorlar fikirlerini...
Bu güzel birşey, bir şekilde okunuyorum demek bu !
Zamanla blogum dilden dile yayılıp süper takip edilen bir yer oluyor...

Bir şekilde zaman ayırıp, beni okuyan, takip eden, yorum yazan, tavsiye eden okuyucularıma teşekkür ederim...

Türk filmelerindeki artistlerin dediği gibi beni sizler var ettiniz, siz de çok varolun...
:p
:))

Birlikte yaşam takıntıları...

Saat sabahın 1.30’u… en sevdiğim dizilerden birinin tekrarı yayınlanıyor…
Yatağın içine gömülmüş, yakışıklımı yakışıklı çıtırımı izliyorum…
Sevgilisiyle aynı eve çıkmayı planlıyorlar…
Bu adamla aynı evi bırak, evlenilir ve her gün yemek yapılır, çamaşırı bulaşığı elde bile yıkanır…
Ahh… diye iç geçirirken;

İki erkek bir kadınla bir evi paylaşmanın nasıl bir şey olduğuna dair konuşmaya başlıyorlar:
Benimki; Sen üniversiteden sonra sevgilinle bir süre aynı evi paylaşmıştın söylermisin, parça bırakmak nasıl oluyor?
!!!
Tuvalet demek istiyorsun diyor çikolata renklisi… Çok basit giriyorsun diyor…
Nasıl yani diyor? Kız arkadaşın dışarıdayken sen tuvalete mi giriyorsun? Peki koku noluyor?
Oda spreyi, parfüm veya kibrit diyor… Sen onunla birlikteyken hiç tuvalete gitmedin mi diyor?
Tutuyorum ve o gittikten sonra giriyorum…
Dostum diyor, basur olursun !
!!!

Aaa tanrım ! Genellikle kadınların bu tarz takıntıları var sanırdım. Dizide olsa bir erkekten böyle korkular duymak süpeeer !

İkili ilişkilere başlandığında hepimizin tuhaf arızaları, takıntıları vardır.
O nasıl olur, bunu nasıl yaparım, derim, yerim vs…
Ama hiç birimiz arkadaşlarımız yanında hiç birşeyden çekinmeyiz... ama konu sevgilizseeee...

Genellikle hatun milletinin ‘çiş’ yapma derdi vardır.
Bir gün kocamaaan kadınlardan oluşan kızlar meclisimiz toplanmış, bir sevgili veya aday adayının evinde ve onun yanında yaşanan yapılan, yapılamayanlardan konuşuyoruz…

Herkesin yaptığı şey tuvalete girince musluğu açıp, çiş yapmakmış !
Ve herkesin mağdur olduğu durum, normalde sakin ve sessiz yapılan eylemin, aman sessiz olayım diye uğraştıkça niagara şelalesinden farksız hale gelmesi…
Hele en beter olanı, tuvaletin yatak odasının karşısında olması !!!
Yada tuvalette çöp bulunmaması !

Ah biz kadınlar ne kadar anlamsız işkenceler çekiyoruz… Hiçbir erkeğin yaklaşık 100 cm yükseklikten aşağı aynı eylemi gerçekleştirirken tüh ulan çok ses çıkardım, ahanda çevreye sıçrattım diye bir derdi olduğunu sanmıyorum !!!

Ama kadınlar, tanrııııım musluğun sesini bastıran ben, hakkında adam ne düşünecek diyerek kızarıp bozarmalar yaşıyoruz…

Herkescikler örneklerini anlatırken, bende bir anımı anlatıyorum…Ortalık yıkılıyor anımı duyduklarında…

Senelerdir hoşlandığım çocuğun evindeyiz arkadaşlarla…O buluşma sonrası aramızda bir şeyler başlayacak, tüm gün yedik, içtik eğlendik… Ama ben bir türlü tuvalete gidemiyorum… Tuvalet odasının tam karşısında, odasında kimse yok, millet salonda ama paronayaya bakarmısınız, banyonun küçük penceresi mutfak balkonuna açılıyor !!!
Şimdi ben tuvalete girdiğimde, adam odasına giderse… Yada mutfak balkonuna çıkarsa ve benim saatlerdir tuttuğum sıvıların bitmek bilmeyen şırıltısını duyarsa…
Ahhhh tutarım daha iyi !!! Böbreklerim patlamak üzere, öyle sıkışmışım ki yürüyemiyorum bile… Buna rağmen ı-ıh !

Sonuç; gecenin bir yarısı hep beraber Mağusa’dan Girne’ye doğru yola koyulduktan 5 dk sonra, arkadaşıma arabayı sola çekmesini söylemiştim… Çeek sola !
Karanlığın içinde kaybolup dakikalarca…
Tabi aday adayımdansa gecenin karanlığında, etrafta kim var kim yok bilmeden börtü böceğin sesimi duyması daha mantıklı !!!

Neden böyleyizdir?
Hiç birimiz birbirimizden farklı değiliz oysa ki…
Kimsenin kimseyi aaa çiş yaptı yaparken de çok şırladı diye tiye alacak hali yok ya !!!

Genç kızlığımın başlarında ilk ince külotlu çorabımı giymeye başladığım dönemlerde, o çorabı giymek bana estetik gelmezdi. İlerde kocamın yanında nasıl giyerim ben bu çirkin ama rahat şeyi diye düşünürdüm…
O zamanlardan belliymiş mimar olup, estetik kaygılar güdüp kentsel tasarımcı olacağım !!!
Çözümümü bulmuştum; jartiyer giyerim evlenince !!!
Nah giyerim !!! Adamın yanında külotlu çorap giymeye utanıyorum diye tüm gün jartiyeri çekiştiricem, kopçalarıyla uğraşıcam !!! Oldu gözlerim doldu… Adam napıcak buna rağmen? Kırmızı üzerine kardan adam figürlü boxerını çekiştire çekiştire, ayağında biri aşağıya düşmüş siyah çoraplarıyla dolanacak !!!

Evet abi ya… birlikte yaşam birçok açıdan kabus !!! Seni pijamalarınla görecek, hastayken sümüklerini silmeye üşenip yalamanı… Belki geceleri horluyosun, ağzın açık kalıp sıvılar akıtıyosun…

Yırtık pırtık giyinmek peki? Aradan 1 sene geçtikten sonra evet…

Yaş kaç olursa olsun, yeni bir şeye başlarken ergenden farksız olunuyor…
Eminim şuan bir ilişkim olsa, hadi leen diye gülüp geçtiğim şeyleri yaparım…

İşte benimde geçmişten gelen korkularım ve davranışlarım:
Bir defa kesin bıçakla et keserken tabağımdan fırlarlar sağa sola…
Ve oo yooo olurum adam ilk defa çatal bıçak kullandığımı sanacak !!!
Birlikte bir tatil veya onun gibi bişey yapılıyosa; kesin ishal olurum !!! Buna murphy kanunu diyoruz !
Ben bile hayatımda ilk defa duyduğum sesler çıkarırken bu ilişkinin burada bittiğine yemin ederim !!!
Vücudumu daha güzel göstermek adına abuk sabuk duruşlar yapar ve adamın bu kesin spastik demesine neden olurum !!!
Ve gözlerimi çıkardığımda bakar görmez hallerime neder derim !
Vee ve… ilk öpüşme bu yaşıma göre felaket olur ! Ana okuldaki aşkımın daha iyi öpüşürdü bu kız dediğini duyarım o sıra !!!

Kadın erkek fark etmiyor… her şeyin başlangıcı korkutuyor, heyecanlandırıyor ve normal şartlar altında yapmayacağınız şeyleri yapmanıza neden oluyor…

Ben biraz anormalim galiba…
7 senelik ilişkimin ilk senelerinde tuvalete gitmeme rekoru kırmıştım ! Hatta gecenin bir yarısı bir bahane uydurup arabama atlayıp az selamis bay’a gitmedim…

Dün gece yaptığım ve arkadaşlarımın da yapmış oldukları manyaklıkları hatırlayıp güldüm…
Tüm manyaklara itaf olunur bu yazı…

26 Eylül 2007 Çarşamba

Dostlara...

Gece yattığın gibi kalkamıyorsun bazı sabahlar...

Sabah uyanıyorum ve balkon kapısını açıyorum...
Bahçede yapraklar uçuşuyor, hava yağmurlu...
Hafif hafif ısırıyor...

Severim ben böyle havaları...
Ama... yüreğime birşey düşüyor...
Buruklaşıyorum...
Aklıma birden milyonlarca şey üşüşüyor...

Ve birden 2 ay sonraki 35'imin paniği içimde başlıyor...
Geldik mi yolun yarısına oluyorum...
Oysaki otuzlarımın başı öyle bir geçtiki... ben daha yeni başlamıştım 30'u yaşamaya...

Kendi kendimle alay etmeye başlıyorum... Sen değilmiydin birkaç gün önce 30 yaş bunalımına giren arkadaşını teselli eden?
Bendim nolcaaak?
Eee şimdi sabah sabah yaptığın ne?
İşte ! Bisürü şey geldi aklıma... yaptığım, yapmadığım... Yaşlanıyorum bak göz çevrene, bu kadar belirgin değillerdi? Ya selülitlerin, ya göbeğin... bi sevgilin bile yok bu gidişlede olmaz !!!
Oldu canım sabah sabah kahve içmeden meze sofrasını kuralım... Bir kedim bile yoktan başlayalım...

Canım işe gitmek istemesede üstüme kat kat cool'luk giyinip gidiyorum...
İçimde kopan fırtınaların çaresi yok !
Kime ne anlatabilirim ki !
Bu sabah 2 ay sonra 35 olacağımı mı fark ettim diyeceğim?
Yapmak isteyipte yapamadıklarımamı yandığımı...
Uzun zamandır yıllanmış ilşki yaşamadığıma mı? Hoş yıllanmış bir ilişkide istiyormuyum ondan da emin değilim ya... Ama şu an mız mız bir çocuk gibi istiyorum herşeyi...

35'ne girerken insan ne ister hayatında?
İyi bir iş, süper uçan kaçan bir araba, ev, varlıklı bir koca ve çocuklar? Taş gibi bir vücut?
Neeee?

Ben karışık ve belirsiz başlıyorum haftasonuma...
Ruhum havaya eş...
Cool kadın kalkanımdan dışarıya sızmıyor hiç birşey... Ama bilmeden arkadaşlarım, dostlarım bana öyle bir dokunuyor ve öyle bir iyi geliyorlar ki...

Cumadan pazara geceler dışarda sabaha dönüyor...

Güzel bir Hawaii kahvesiyle gün aydınlanıp eve dönerken ne kadar iyi insanlar çevremde diyorum...
Dinleyen, bilen ve beni anlayan... herşeyden önemlisi beni ben olduğum için seven, kabullenen ve hayatlarında isteyen...

Cumartesi pazara sahide dönüyor...
Geçen gemilere göz kırpan fenerin ışığında, geçmiş ve şimdiki aşklara şarkılar mırıldanarak...
Sonrasında yapılan İstanbul'un boş çevre yollarında ki süratli gezintide ise, yüzümde kacaman bir gülücük beliriyor...

İnsan 35'de ne ister, biliyorum...
Herşeyin iyisi, güzeli, sağlıklısı, yüklü bir banka hesabı, sana aşık ve tapan bir adamı geeeç...
Böylesine güzel, candan sevecen arkadaşlar dostlar ister...
Belki bir çok şeyi başaramadım, ama başardığım birşey varsa o da, bunca dost !

Günle evime girip vampir haftasonuma son verirken öyle mutluydum ki...
Ve hala da mutlu...

Sağolun yenileri ve eskileriyle dostlar...

25 Eylül 2007 Salı

Faceee...

Son günleri yeni modacı facebook !

Aaaa herkescikler oraçta...

Gazetelerde birer ikişer hakkında haberler çıkıyor... Yıkılıyor facebook !

Millet ay çok güzel bişey, ilk okul arkadaşımı buldum, bilmem kim Amerikalardan buldu beni diyip duruyor...

Nedir bu facebook diyorum? Dünyanın adres defteri diyor...
???
Eski usul adres defterlerinin nesi var kurban, modası mı geçti yani oluyorum...olmasına ve üye oluyorum, trendlerden eksik kalmamak adına...

Ben henüz ben kimseyi bulamadım. Zaten bulupta iletişimde olduklarımı mail listemden eklemiş durumdayım... Ha beni gelip bir beyaz atlı Yunanlı armatör prens bulursa bulur ve süper olur...

Neredeyse fii tarihinde Sandra Bullock'un bir filmi vardı, Netmiydi neydi... Hatun hayatını bilgisyarın başında geçiriyordu. Filmi izlerken bilgisayardan öylesine anlayan, süper kullanan bir kullanıcı olmayı değilde, kendine yemek sipariş ettiği sahnelerden etkilenip ben böyle bir hayat sürebilirim bunu diliyorum ben olmuştum.

Eee sonunda memlekette ki internet gelişimi sayesinde dileğim gerçek oluyor... Tüm gün internetteyim. Messenger her daim açık, müdavimi olduğum mekananların internet ve forum sayfalarında süper mesai yapıyorum, eMule bana yeni bir müzik arşivi oluşturmak için gece gündüz çalışıyor, mail boxum işti, geyikti, yemek siparişimin bilgisiydi dolup taşıyor... Hepsini takip et, cevaplandır oku... Ha bide millete kızıp kendime yaptığım blogumuda eklerseniz... anlayın günüm nasıl yoğun geçiyor... Kahve ve öğle molalarında çalışıyorum anlayacağınız...

Bunlar yetmezmiş gibi geçen kış itibariyle Myspace'ci olduk ! Walla ben olmadım. Olan arkadaşlarım benide ettiler... Benim derdim onlarla orda yazışmak takılmaktı... Amma velakin yurdun ve dünyanın çeşitli illerindeki adamlar ne kadar kendimi saklayan fotolarda koysam vahşi cazibemin etkisi altına girerek egomu göklere çıkaracaklarına deli ettiler beni ve sonuç olarak aylardır sayfaya girdiğim yok !

Sakin sakin takılırken, komşu iş arkadaşım sana bişey yollim, beğeneceksin dedi... Arkadaşlarınla takılıp eğlenmenin yeni yolu bu!

Hazır patronda tatildeyken neden olmasın dedim ve üye oldum Facebook'a...

Kendini tanıtmak, arkadaşlarına sevgini, hislerini daha doğrusu gakunu gukunu gösterip paylaşmak için bir sürü özelliği olan bu olayın kullanımı bana kolay gelmedi... Myspace daha kolay ve anlaşılabilir bir düzenlemeye sahip (!)

Amma velakin evet yıkılıyo ortalık...

Sabah sabah birbirine çay, kahve, alkol, kucaklama, çimdik artık aklına geldiyse yollamaya başlıyosun...
Bir sürü oyun, bir sürü bilmem ne...
Seni korsan veya vampir etmeye çalışanlar...
Alah alaaaah...

Duyduğuma göre en ciddi iş toplantılarında, masalar üzerinde açık duran laptoplarda exel tabloları yokmuş ! En ciddi görünümlü çalışkan workerlar çaktırmadan arkadaşlarına super poke yolluyorlarmış...

Durum vaziyet kötü anlayacağınız...

Kocaman şirketlerde yöneticiler bunu yapıyorsa devletlerin başındakileri düşünün?
Amerikan başkanı, Fransa Cumhurbaşkanını top friendi yapmadı diye olay çıktığını veya doğalgaz boru hattı işini birbirlerine poke ataraka veren devletleri... !!!

Bence internet aracılığıyla zuzaylılar dünyamızı ele geçiriyorlar... Bilgisayar dünyasında çalışanların içine giriryor ve bizi oyalayacak programlar yapmalarını sağlıyorlar ve biz al sana kahve al sana ahanda yastık savaşı diye oyalanırkeeeeeen...

Bir zamanalarda Tetris için böyle bir geyik vardı. Kominist Rusların çocuklarımızın beynini yıkamak için icaat ettikleri oyundan uzak tutun onları diye !

Walla Rus-mus kimsenin düşünemeyeceği bir şekilde beyinlerimiz yıkanıyor...
Durum wahimlik ötesine gidiyor...

Neyse, bi sürü poke'um, giftim filan var... azcık gidim milleti huglim...
:)

24 Eylül 2007 Pazartesi

Haftasonu işkencesi...

Ne güzel bombalanır diyorum !
Aklıma babaannem geliyor ; 'Evlatçım ortalık karışık, girme kalabalık yerlere...'
Babaannem şu an burayı görse nasıl paniklerdi...

Manyağımya, Psikopatımya, pazar pazar barımın barmeninin peşine takılmış gelmişim İKEA'ya !
Bizimkisi müdavimlik ötesi bir ilişki...
Mekan tadilattan çıktı eksik parçalar var, gidip alınması ve ruhunun ve bedeninin gezdirilip para çarçur edilmesiyle mutluluğa erecek müşterilerinin olması sebebiyetiyle İKEA'dayız...

Cehennemi bir yer !
Pazar pazar ne işimiz varsa !!!
Tutturdum sepet alıcam diye... Kodunu söyle alsınlar sana buraya gelip bu kargaşa çekilir mi?

Otoparkta başlıyor ilk işkence... Yer kalmamış yan tarafta ki alışveriş merkezinin otoparkına sızılmış...
Dön dolan... yer yok... Yolun kenarına iyice arabayı sıfırlayıp terk eyledik...
Bilinçli tüketiciyiz...
Alacaklarımızın yeri yurdu belli ama, kalabalıktan ilerlemek ne mümkün !
Alışveriş arabaları yetmiyormuş gibi çocuk arabalarında yeni doğmuşlar !!!
Bu kişilerin ellerinden çocukları alınmalı !!!
Tamam çocuk dediğin mikropla tanışıp bağışıklılık kazanmalı ama, alış veriş arabalarına zaten zor yer bulurken birde velet arabalarının endam eylemesi !!!
Bu kargaşada, bu sıcakta, bu havasız ortamda ne işi var veletlerin !!!
Yanından koşturup geçen, ailesini kaybettiği için ağlayan, arabada mışıl mışıl uyuyan !!!

Omzumda kocaman sarı torba, aldıklarım torbanın içine... Etrafta bi sürü enik !!! Torbanın içindeki kırılırları korumak elalemin çocuğuna dikkat eylemekten daha mühim benim için !
Ne?
Bana ne elalemin veletinin can sağlığından !!!
Anaları babaları düşünmeyip salmışlar ben mi düşünücem ayağımın altındakini, sert cisimlerle dolu poşetimin nereye savrulduğunu ?

Alışverişten çok, bu merkezleri panayır yerine koyup, gezmeye, havasız mekanlarda hava almaya gelen sülale boyu lüzumsuz kalabalıklara bir de veletlere çok sinir oluyorum !
Pazar pazar ne işim var gel hafta içi akşam üstü, tüm mağaza benim dolan...

Cık, millet olarak işkenceyi seviyoruz... Okumuşu da bir okumamışı da !
Çektim işgencemi, işkencemi çekerken, kaplumbağadan daha yavaş adımlar atmak zorunda olduğumdan, aldım bir sürü lüzumsuz şey !!!
4 tane rengarek kaktüs saksısı bana bakmakta...
Oysa ki kaktüsüm tayni tayni iki saksıya pay olabilkecek büyüklükte !!!

Hem bedenim hem cüzdanım işkencemizi yaşadık. Bir daha ki sefer ne zaman olur bilmem... Eve kırbaç alsamda, kendimi kırbaçlasam haftasonu alış veriş merkezlerinin verdiği işkence zevkinden daha bi süperini vermez mi bana?

Aldığım bi sürü mumu yakıp, kaktüsü nasıl saksılara pay edebilirim bi incelim bakim...
Kırbaççı adresi olan varsa bi zahmet...

21 Eylül 2007 Cuma

Bolşoy

Dün akşam Lütfi Kırdar'da dünya turnesinin ilk durağı olarak İstanbul'a gelen Bolşoy'u izlemeye gittim.
Bale severim...
Her küçük kız çocuğunun anaokulunda veya ilk okulda bir küçük eğitimi olmuştur... Benim olmadı... İstermiydim? Çocukken sabun paketlerini açıp iki tanesini ayağımın altına koyup halının üzerinde artistik buz pateni yapmak daha bir hoşuma giderdi... Tercihim buz pateniydi...
Evet Bale dünyası muhteşem bir yetenekten mahrum kaldı, benim erken yaşlarda buz patenine yönelmemden ötürü...

Peki buz pateni ilerleyen yaşlarda devam ettimi derseniz, ailemin kurbanı olup, Bulunduğu bölgeye göre gelişmiş, ama geldiğimiz yere göre taşra sayılacak bir memlekette gençliğim geçtiğinden malesef der iki damalda göz yaşı dökerim...

Nerden nereye geldim... nasıl bağlicam? Bağlayamayıp bodozlama dalıcam konuya...
(Ben en iyisi bilgi üniversitesinin yazarlık eğitiminde eğittireyim kendimi de böyle başı farklı sonu farklı yazılar çıkmasın :p )

Evet dün akşam, aslında gidipte yerinde görüp izlemek istediğim tam tarihinden emin değilim ama 1776'da kurulmuş olan Bolşoy'u izlemek için Lütfi Kırdar'a gittim. Orada bir şey izlemeyi hiç sevmem... Geniştir büyüktür, boşalım kolaydır amma velakin, müzik canlı olmaz orada...

Bolşoyda her halde öyle değildir derken, öyle olduğunu öğrendik...
Verdiğim paraya işte o zaman acıdım...

Bu yıl 232'nci sezonunu oynayacak olan Bolşoy Balesi yıldızları Alexander Volchkov, Anastasia Yatsenko, Yan Godovsky, Anastasia Goryacheva, Anastasia Stashkevich, Denis Medvedev, Joo Yun Bae, Andrey Bolotin, Anna Nikulina, Karim Abdullin dünyanın en önemli eserleri olan 'Spartakus', 'Kuğu Gölü', 'Tarantella', 'Don Kişot' ve 'Carmen'den en önemli sahnelerini sergilediler sergilemelerine de...

Biz Türk milleti olarak ne çok seviyoruz assolit gibi davranmayı... Gösteri 21'de başlayacak... 10 kala kapılar açıldı, 21'de kısa bir konuşma yapıldı 10 gece ışıklar söndü ve millet haldır huldur, dan dun geliyor... İllet oluyorum !!!

Başka bir illet olduğum konuyda, daha çok konserlerde yanımda tempo tutanlar ! Kaptırmışsın kendini müziğe, alemden aleme gidip keyiflenirken, yanında ki başlar eliyle tempo tutmaya yada mırıldanmaya...
Alooooo
Burası senin kendine özel konser salonun diiiiil alooooo !

Dün akşam, iki çiftin arsındaydım. Yanımda kadınları, adamlar güya kısık sesle konuşuyor ama ne kısık... höö höööö şeklindeler... İki beyde erkek dansçıların vücüduna hasta oldular ! Adamdaki vücuda bak diyip durdular !
???
Yanlarında ki hatunun keyifle iç geçirdiklerini mi sandılar yoksam, ilerlemiş yaşlarından mı komplekse girdiler anlayamadım... Durup durup vücuda bak dedi her ikiside...
Abiler sapıktı herhal...

Bolşoy, muhteşem demek... Evet muhteşem muhteşemi izlemek güzeldi ama, bir orkestra eşliğinde, dekorlu mekorlu olsaydı gösteri... Evet dansçılar görselsizde bize görselliği yaşattı ama, karşında ki Bolşoy, görmek istiyorsun sahne tasarımlarını, dekorlarını... Mesleki bir takıntıdır efem... Opera, bale ve tiyatro farketmez, bakar incelerim sahne tasarımlarını...

Çok büyük bir ukalalık sayılmazsa, Kuğu gölünü beğenmedim dün gece... Kuğu gibi gelmedi bana kuğu... dans ve kostüm tasarımını beğenmedim...
Çok mu bilgiliyim bu konuda? Kuğu gölü en sevdiğim baledir. Memlleketin balerinlerinden çok defa izlemişliğim bir defada Çeklerin yorumuyla izlemişliğim var... Etkilemedi... Dün gece salonun çoğuda aynı görüşteydi benimle... Don Kişot ve Carmen yıktı salonu...

İnşallah maşallah, yanımdaki çiftlerden birinin erkeğinin gidip görmüşlüğünü tüm salona duyurduğu üzre, gidip U biçimli sahnesi olan 6 katıda localı olan Bolşoy Tiyatrosunda izlemek nasip ve kısmet olur deeer, kurumumuzun yeni uygulaması olan parmak basma aletini parmaklamaya gidip varlığımı beyan etmeye giderim...

İyi seyirler ve dinletiler efendim... 2007- 2008 Kültür ve sanat sezonumuz hayırlı uğurlu olsun !

20 Eylül 2007 Perşembe

Var yemezlerin hep banacılarına...

Bazı insanlar vardır, başkalarının mutluluğunu, başarısını, iyiliğini istemeyen, hazmedemeyen... kendilerini herşeyi bilen, üstün ırktan gören sayan...
Mubarek sanki mavi kandan !!!

Evet insanın bilirim, ederim diyerek, kendine müthiş bir öz güvenle dolanması iyidir hoşturdaaa... Birde bunun abartılısını yapanları düşünün...

Ben tanrıyım...
Haşaa... Nasıl desem, güçcük dağları ben yarattım... Ben var ya ben...

Evet sen varya sen, dünyanın görüp görebileceği en kendini beğenmiş amma velakin aynı zamandada beş para etmezisin demek dilimin ucuna gelmekte ama...

Neden insanlar kendilerini övmek, karşısındaki her ne olursa olsun küçük görmek ihtiyacı duyarlar?
Alaycı laflar, küçümsemeler, yapamazsın, edemezsinler...
Böyle zamanlarda sen kimsin ki ulan demek gelir içimden...
Kim?

Ey kendini bulutların üzerinde, tanrıların tanrısı Zeus'un sarayına yakın mertebede gören insan, de hadi, de duysunlar, bilip öğrensinler bu zavallı, aciz, beceriksiz, başarısız, üstün ırk olmayan insancıklar... De de öğrensinler sen kimsin nesin? İnmisin cinmisin? yoksa bir kuyuya bile ucuna kova bağlanıp sallandırılamayacak bir ip misin?

Hıım nesin?

Sen ve sülalen ne ulu, ne kutsal ne özelsiniz öyle...
Yoktur dünya yüzeyinde sizin gibi eşsiz bir aile...
Hele sen... Hele sen...
Yoktur senin elini sürdüğün işi yapacak, düşünceni düşünecek insan evladı...
Vardır da geçmez bir elin parmaklarını di mi?

Neden insanlara haddinden daha fazla değer verip popolarını kaldırtırız?
Tamam kardeşim işini iyi yapan bir adamsın anladık...
Öven övmüş, övmeyen övmesin...
Bilen bilsin bilmeyen bilmesin...

Nedir bu ben varya benler... sen varya sen dünyada minicik, bir toplu iğne başı kadar bilem değilsin ahkamları...

Ne olursa ol... ama önce insan ol !
Güzel bir yürek ve o yüreğin yüzdeki yansıması bir tebessüm yoksa...
Ağzınla kuş tut, ayağının güccük parmağıyla balina avla... boooş boş...

Kültürümüzde cenazede saf tutmak vardır... Ne kadar çok gelen olur, ne kadar çok ağlayan olur, öyle ölçülüp biçilirsin fani alemde... Gelirse 3 kişi dostun diye, inanmam... Yada amma saf salaklarmış derim... anlamamışlar, görmemişler o nasır tutmuş yüreği...

Ketum, ruhsuz, duygusuz, güvenmeyen,hep bana hep bana, ben varya benlere selam olsun...
Sizleri hiç sevmiyorum...

Bence siz varya nesiniz... hadi o da bende kalsın... Günün geri kalanı güzel geçsin...

19 Eylül 2007 Çarşamba

Kınıyorum var mı diyeceğin ?

Millet gaza geldi, bu yazı küresel ısınma nidalarıyla geçirttiler bize...
Herkescikler kampanya başlattı...
Önce belediyeler... Tabi önce onların yapması doğal olanda, vergisini ödeyen vatandaşına cıss az suyla yıkan yıka derken acep kendi binalarında ki ziyankarlığın farkındalar mı? sorusunu sormak istemekteyim...

Evet ciddi bir dünya sorunu...
Her devlet millet kendi üstüne düşeni yapmalı etmeli de...
Bizim gibi ay trend buymuş, bunu tam olmasada doğru olmasada yapalım bir devletin, milletin yapması etmesi... komik ve ötesi hallere neden olmakta...

Aman ha çevreyi kirletmeyelim, küresel ısınmaya neden olacak üretimlerden uzak duralım diyerekten bir yerlerini yırta yırta kampanyalar düzenleyenlerin, petrol ürünlerinden yapılma sloganlı bardak altlıkları, mouse padleri vs.lerine ne demek gerekir bilemiyorum !!!

Ohaa filan olup, kal kalıyorum !!!

Amaç küresel ısınmaya dikkat çekmek... kampanya ürünleri geri dönüşümlüymüş değilmiş, amaaan canım, önemli olan duyarlıyız ahanda uyarımızı yapıp sosyal, kültürel, çevreci her ne halt sorumluluksa yerine getirdik bizi demekse amaç... başardınız...

Kafacıklarınıza tayni buz üzerinde mahsur kalmış kutup ayuusu düşşün inaşallah ve maşallah... Tü tüüüüü tüüüüüüü...

Tükürüklerimi elcanızla siliniz, kağıt silici kullanmayınız !

Marketlerden, bakkallardan küresel ısınma karşıtı ürünleri itinayla isteyiniiiiz... Kampanya yapmayan şirketlerin ürünlerini kesinlikle almayınız !!!
Halı dediğin yıkanmalıdır, yıkanmayan halı olmazdır mantığınızı toplu halı yıkayan yerlerde onaylatınız !

Gelecek gelecekte değil şimdidedir !
Ahanda benim kampanyamın sloganı budur !!!