Ozborn'dan Merhaba...

Ortaya karışık, akla, yüreğe ne düşerse buraçta...

Etiketler

17 Aralık 2007 Pazartesi

Geçmişi bırakamayanlar...

Takıntılardan, geçmişten kurtulamayan insanlardan nefret ediyorum...
Nefret belki de yanlış bir tanımlama oldu... Kaçasım geliyor o insanlardan...
Çığlık atmak istiyorum, o insanları terk eylemek istiyorum...
İstiyorum istemesine ama gel gör kolay değil...

Geçmişten cımbızla anıları seçip onları 'an'a' kurgulamayı çok seviyor...
Sabah sabah, tam işe gitmek üzere kapıdan çıkarken cımbızının ucundakini atıyor bana...
!!!
Böylesine bir hayal gücü ve bağlantı...
Süper dedim... Hatta pes dedim... pes...
Şu an bu kapıdan çıkıp evi ve seni terk etsem kimse beni suçlamaz- suçlayamaz...

25 sene öncesi vardı cımbızının ucunda...
Ömrünün son demlerini yaşayan bir koca ve taşınılan bir ev...
Adam ölüceğine mi yansın, acılarından mı kıvransın napsın bilmez bilinmez bir halde gözünü kapamadan tasarlayıp, inşa ettiği eve ailesini yerleştirme arzusunda... Ama bedeni bu çabasına boyun eğmiyor... Yatacaksın diyor...
Kocası yerine babasıyla evi taşımak zorunda kalıyor...

Sabah sabah, baban gibi taşınma aşamasında sende beni terk edeceksin diyor !
O an kapıda duruyorum...
Zaman zaman hiç bir yere, kimselere sığamadığım, tarif edemediğim o his tüm bedenimi kaplıyor...
Anlatsan anlatılmaz, anlanılmaz tuhaf tartışmalarımızdan/ sorunlarımızdan biri daha dalga dalga tusunami etkisi yaratmak üzere bana doğru geliyor...

O an yok olmak istiyorum...
Dünya üzerinde hiç tanınmadığım, tanımadığım bir yerde sıfırdan var olmak istiyorum...
Geçmişim, dostlarım, işim, merak edilirmişim edilmezmişim umrumda olmadan...
Hiç bir hayata teğet geçmediğim, dokunmadığım, dokunulmadığım...
Başına buyruk özgür...
Sorumluluksuz...

Dalga geliyor tüm bedenimi ıslatıyor...
Sarsılmıyorum...
Yutkunuyorum...
Elimdeki spor çantamla ve bankadaki 3 kuruşumla bir uçağa atlayıp basıp gitsem oluyorum...
Gitsem gitmesinede, uzun süre eşofmanla yaşanmaz ki...

Kızgınlık geçiyor bir süre sonra ama, kırgınlıklar geçmiyor...
Kırgınlıkları geçirecek insanlar olmayınca kırgınlıklar geçemiyor...
Son derece hassas olmamak gerek...
Takmamak gerek...
Yaşandı bitti demek ve yaşamak lazım demek varken hem kendi canımı hemde başkasının kini nasıl yakarım, acıtırım demek...

Sabah sabah ağır kalkanımı bedenime geçiriyorum...
O tarifi imkansız his içimde...
Göz yaşlarım ılık ılık içime akmakta...
Benim neden olmadığım bedellerin faturası öyle kabarık ki...
Öde öde bitmez...

Borç yiğidin kamçısıdır da...
Bu kamçı bu kalkana fazla...
Kalkanı yenilemek lazım...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Yaşam bazen ağır gelir minik ellerimize, onu taşımakda zorlanırız, geçmişimizde bıraktığımız ama bir türlü kopamadığımız yıkıntıların altında eziliriz hatırladıkça ki bu yüzdendir kızgınlığımız bize bunu hatırlatan insanlara; aslında tüm kızgınlığımız hayatın ta kendisinedir, kırılan umutlarımıza, çektiğimiz acılara ve yanımızda olmasını isteyipde bir daha göremiyeceğimizi bildiğimiz sevdiklerimiz için hayatın kendisinedir. İçimizdeki çocuğa ulaşmakda zorlanmaya başladığımız ilerleyen yaşımızadır, aynadaki 10-15 sene önceki yüzümüzü göremememizedir, unutmaya çalıştıklarımızı hatırlatanlaradır tüm sinirimiz. Ama devam ederiz herşeye rağmen yaşamaya çünkü hala umutlarımız ve dileklerimiz vardır ulaşmamız gereken. Yakındır ulaşmamız belki yarın belki yarındanda yakın...