15 Eylül 2010 Çarşamba
Relationships...
2 kız arkadaşım ilişkilerini bitirmek üzereler...
40'lı yaşlara yaklaşırken ilişki yaşamak pek kolay olmuyor...
Beklentiler, arzular, istekler,bulunanlar, bulunamayanlar...
Durum çok complicated oluyooo...
İkiside kendilerinden küçük adamcıklarla beraberler... Aradaki yaş farkı onları sübyancı sınıfına sokan türden değil. Hatta adamları yaşıtlarına göre hatta bize göre bile çok olgun dolgun tipler... Ancak ve ancak bu küçük ve olgun dolgun tipler arkadaşlarımın arzu ve beklentilerini artık karşılamaz olmuş durumdalar...
Her ikiside bu yaştan sonra obaaa eller havada kıvamında eğlence yaşında değiliz, yuva kurmak istiyoruz ona göre hayatımıza giriyosanız girin demelerine ve onlarda oooo yeees tabiii bizde aynı şeyi istiyoruz diyip hayatlarına girmelerine rağmen bi şeyler ters tebelek olmuş durumda...
Bir anda yuva kurmak mı o ne ki? moduna girmiş tiplere dönmüşler...
Ve benim kızlarda şut pozizyonunu alıp bekler haldeler...
Yaş ilerleyince insan ne istediğinden çok ne istemediğinden emin oluyor. Neye ihtiyacım var, neyi yapabilirim, yapamam biliyorsunuz...
Çıtır çerezlikteki o da olur bu da olur, olmazsa olmaz o olur durumları geride kalıyor...
İnsan kendisini tanıyor ve biliyor artık.
20-35 yaş arasındakiler de ise hala bi deneme yanılma, hala bi öğrenme hatta bazıları şaşırtıcı derece de bilmez, öğrenemez halde... :)
Yaş farkı önemlimidir değilmidir bilmem...
Büyük konuşmim ama ben çıtır birisini düşünemem... Bir ara benden 1 yaş küçük sevgilim vardı. Ben 72 kasım o 73 eylül doğumluydu... Bu bile bir ara beni sevgilim benden güccük aaaa çıtırcıyım sendromuna sokmuştu :)))) Tamam kabul ediyorum bazı konularda beklenmeyecek şekilde tutucu bi insanım ! :p
Amma velakin eşimin-dostumun seçimlerine laf etmem.
Annemle babamın arasında 13 yaş fark vardı.
Bir arkadaşım 15 yaş farkla evlendi...
Önemli olan kim kiminle mutlu oluyorsa, kime ne iyi geliyorsa onu yaşaması... Bizlere de aaaa, oooo demek yerine b.k yemek düşüyor bence...
Yaşıtımız adamlar ya kapılmış durumdalar ya da boşanmış... Boşananlar arızalı bir birliktelikten çıkmışsa uzun süre ya da bir daha evlenmeyi düşünmüyorlar... Amaçları suya sabuna dokunmayan ilişkiler yaşamak oluyor. Bazen çok komik durumlara düşüyorlar...
45'lerinde ki adamın yarı yaşında ki bir hatunla beraberliği hatunun olgunluk durumuna göre vezir yada rezil sınıfına sokuyor adamı...
İleri yaşlarda ki kadınlarda da durum öyle olmasa da yaşadığı ilişki sebebiyle hatun toplumca jigolocu sınıfına sokuluyor...
40'larının başında bir arkadaşım vardı. 22 yaşında bir hatunla beraberdi. Hatunun bir gün bir ödev sorunu oldu ve hatunu bana yolladı. Tanrım bir içim su, şahene, al karşına koy seyret, hatta lezzo olsam ayartıp kendime yar yapacağım bi yaratık. Amma velakin 2 kelimeyi bir araya getiremeyen, kültürün k'sine sahip olmayan, nasıl üniversite sınavını kazanmış diye şüpe ettiğiniz bişi... Arkadaşıma iş bittikten sonra bari yatakta iyimi diye sormaktan kendimi alamamıştım... :))))
Okan Bayülgen bir kaç sene önce neden çıtır hatunlarla beraber oluyorsunuz sorusuna, yaşım gereği zaten depresifim, mutsuzsum çıtır hatunlar her gün neşeyle uyanıyorlar, yatakta bi tane daha benden çekilmez falan filan demişti...
Ve o tarihlerde otuzlarımın başında olan ben ne diyo leeeyn bu demiştim... Ama şimdilerde görüyorum ki yaşam istemeden hepimize farkında olmadan bir ağırlık yüklüyor... Neşemiz gidiyor... Bizi neşelendiren, mutlu eden insanla olmayı önceleri farkında olmadan yaparken artık bilinçli yapıyoruz...
Çıtır adamlar bir süre sonra olgun kadının sorumluluklarını kaldıramaz oluyor... Hayat ona daha pembeyken öbürünün sağlık sigortası, faturalar, iş, gelecek yatırımı vs.si ne diyoo leeeyn bu demesine sebep oluyor...
Erkekler alınmasın ama yaş kaç olursa olsun heeeeç büyümeyen oğlan çocukları zaten yaşları güccükse daha çocuk oluyorlar ve kadın bundan çocuk yapsam 2 tane çocuğa bakmam gerekecek o noooooo moduna giriyor !!! :)
Kadınlar biraz daha olgunlar. Çocuk ruhlu olanları bile bir şekilde hep çocuk kalan erkekten daha olgun davranışlar sergileyebiliyorlar...
Malesef ilişkilere başlarken insanlar açık ve gerçekçi olmuyorlar...
Saklıyorlar, söylemiyorlar ya da değiştiririm sanıyorlar...
Erkekleri değiştiremezsiniz, sadece eğitebildiğiniz kadar eğitebilirsiniz !!!
Ne istemediğinizi bilip, açık olursanız doğru seçimler yaparsınız ama insanoğlu bazen bir köpek yavrusundan daha beter sevgiye-ilgiye hasret oluyor ve bazen kanedi açlığı bazen toplum baskısı ya da başka sebeplerden dolayı yanlış tercihlerle yanlış ilişkiler yaşıyor...
Çok ilişkim olmadı. İlişki uzmanı da değilim. Ancak gözlemlediğim ve deneyimlediğim kadarıyla iyi bir ilişki dostluktan geçiyor.
Önce dost sonra sevgili olmayı başarınca saçma sapan ilişki sorunlarıda ortadan kalkıyor...
Ya gidin en iyi dostunuzla sevgili olun, olamıyorsanız önce dost olup sonra sevgili olabileceğiniz birisini bulun !
Oooo uzun iş, uzun yatırım demeyin. Kendinize yatırım yapacaksınız. Saçma sapan şeyler deneyimleyip ilerde psikiyatristlere para harcayacağınıza baştan sabırla inşa etmek daha mantıklı değil mi?
Kızları dinlerken, ilişki yaşamanın çooook zor zanaaat olduğunu bir kere daha hissettim...
Eski bekar hallerimizi düşündüm.
Bir kaç sene evvel aynı masada oturup aşka, ilişkiye kadeh kaldıran bizler şimdi ne konuşuyorduk.
Bekarlık sultanlıkmış deme noktasına gelmiş bu iki hatun beni fuckbody fikrine götürdü...
İlişki sorumluluğu olmadan o günkü ihtiyacına göre takılacağın ilişkiler...
Gece kaşık pozizyonunda sarılıp sana uyuyacak body...
Seni nazlayacak body...
Seninle eğlenecek body...
Seni şaaapacak body...
Elbette böyle bişey imkansız... Belki biz toprak olduktan sonra ilişkiler bu boyuta geçecek... Mukadderaaaat ! :)))
Her aradığını bir kişide bulmak zor. Ortak paydalara hee demekte istemeyince eee o zaman?
Hangi filmdi adam kendini copyliyodu... Orcinali arzu ettiğini yaparken copyleri karısıyla ya yemek pişiriyor, ya çocuğa bakıyordu... :)))) Gerçek olsa güzel olurdu ama malsef fenteziiii... :)
Going the distance filminde adam ve kız sağlıklı bir ilişki için dostluk diyorlar...
Çok doğru...
Dostlarımız bizi bazen bizden iyi tanırlar...
Yalan yoktur... Çekinmeden tüm tepkilerimizi, hırçınlıklarımızı, şımarıklıklarımızı yaparız onların yanında. Biz gerçekten bizizdir orda... Ama onların yanından ayrılınca duvarımızı örer, ihii ihiii sahte davranışlar sergileriz. İnsanlar bizi beğensin, sevsin, aralarına kabul etsinler diye... Bazen bilerek bazen bilmeyerek...
Karşınızdakine tam ve bütün kendinizi göstermek işin çözümü...
Dostumla beraberim...
Ve hiç ummadığım mükemmellikte müthiş bir uyum ve güzelliğe sahip bir ilişki yaşıyorum.
Yalan yok, riya yok, kandırmaca yok, rol yok...
Birbirimizi kabullendirmek, sevdirmek için sahte hiç birşey yok...
Sanıldığının aksine largeee bi durumda olmuyor... Labualeşme filan hayır... Saygı aynen devam ediyor...
Her iki taraf neyin ne olduğunu biliyor...
Beklentiler, arzular, kim neyi ne için yapar, ne kadar yapar, neden yapar...
Hoş bugüne kadar hiç bir adam için olmadığım bişey olmaya çalışmadım. Adamları bırak kimse için benliğimden vaz geçmedim. Ben buyum abi ya seversin ya sevmezsin... İster sevgilim ister arkadaşım ol fark etmez riyam yoktur...
Ne istemediğimi bilen şanslı azınlıktanım. Ne toplum ne de ailem için bana ters düşen birşeyi yapmam... Hele bu yaşa gelmiş evlenememiş diyecekler diye hayatta yaptıramazsınız ! Ben toplum için değil kendim için yaşarım... Sizin kafanıza, hatta kafanızda ki örümcek ağlarına pek uymadığımdan laga luga edersiniz ama yapamadığınızı yapabilme cesareti ve gücüne sahip olduğum içindir bu...
Bridget Jones'un ölünce köpekler tarafından yenicem o nooosuna sahip değilim. Belki yenicem belki yenmicem mukadderaaaaat ! Ama emin olduğum bişey varsa yanlızlık korkusuyla ve toplum için bişey yapmayacağımdır ! :)
Kimsenin kimsenin hayatını mahvetmeye hakkı yok. Kız güzel diye adam yakışıklı diye, yola getiririm, ikna ederim diye birşeylere başlamayın...
Açık ve net olun.
Şu an arzu ettiğin yuva fikrine hazır değilim zaman ver, o zaman bittiğinde bişeyler değişmediyse eyvallah derizi diyin.
Kaybetmekten korkmayın...
Evet sevdiğinizi kaybetmek çok acıdır ama her gün ölmektense bir gün ölmek daha iyidir.
Kartlar açık olmalı...
Ve insanlar konuşa konuşa anlaşır...Konuşun, biriktirmeyin, kurmayın...
Ve %100 gerçekçi olun !
Gerçekler acıtır ama yalan daha çok acıtır ve iyileşmesi güç bir yaraya neden olur.
Way beaaa ne bilge kadınım :pppppp
14 Eylül 2010 Salı
Gift thing...
Yan masamda oturan 2 hatun bu konuyu düşünmeme sebep oluyorlar...
Ayyy ne alcaz?
Altın alsak?
Cık pahallı...
Eeee ne alcaz peki...
Hediye mediye...
....
Yolda uzak...
100 liralık benzin yeter mi acaba?
Naptın ya...
Gitmesi, gelmesi...
Yok o kadar tutmaz...
Dolmuşla gidelim...
Hıım... Arabayla Sarıyer'e gidelim, sonra vapurla...
Sarıyer'den vapurla gidilen bir yer acep neresesi ola ki? Bence gitmeyin...
Ben hem düşünüp hem mamamla haşır neşir olurken konu başka bi hediye olayına gidiyo...
Pastadan yemedik o akşam...
Yaa... sen almıştın dimi?
Garson kesti götürdü, bi daha da gelmedi...
Yiyemedik ya...
O haaaa !!!
Anladığım kadarıyla pek bişey alıp vermeyi sevmiyorlar...
Ucuza getirmek yok yok bedavaya getirme niyetinde bu hatunlar herşeyi...
Memleketimizde ki en büyük eş-dost sorunlarından biri hediye alıp vermektir...
Ay bana bunu almış ben ona bunu almalıyım...
Ay o bana naaaptı ki ben ona yapayım !
O kadar altın taktım hepsine ama kim naptı bana?
Hep bi haset, hep bi içten pazarlık, hep bi ince düşünce...
Yapmaaaa dicem ama malesef gelenek görenekte var...
Evlilik hedeyesi, eve taşınma hedeyesi, pipi kesildi hedeyesi, son günlerde moda olan ilk regl partisi hedeyesi, doğum hedeyesi...Gelin hedeyesi, damat hedeyesi... Aaaa ki aaaa...
Bunlar yetmiyomuş gibi doğum günü, ay günü, uzay günü, kuş günü, aşk günü...
Tüm bunları yaparken statü çok önemli...
Ay ne derleeeeer...
Ne derlerse derler...
Param bu kadardı, gönlümden kopan buydu, bana mı sordun da ay sonunda evlendin, bana ne leeeyn olunun pipisi kesildiyse diyemediğimiz bi sürü bi durum...
Altın takmadan olmaz bir gelenek. Tüm Ortadoğu coğrafyasının abuk habiti...
Tamam zamanında güzelmiş, altın bolken... Karşındakine onun değerini altın olarak biçmek hoş, zarif ama gel gör şimdilerde yan masamın muhabbeti durumunda olaylar...
O bana tam takmıştı ben de tam takmalıyım...
Ay çeyrek olmaaaz ayıp!
Bir arkadaşım evlenirken, annemin tüm arkadaşları bana çeyrek takacaklar demişti... Niyeki oldum. Annesi ve arkadaşlarının öyle anlaşması varmış. Herkes birbirine çeyrek takıyomuş... Bütçe sarsmadan mutlu olmak-etmek zihniyet... Süper bi fikirde ben millete diyemem mesela...
Herkes birbirine çeyrek taksın, bana Tiffany & Co takın ! Benden bu çıkar ! :)))
Başka biriside, 2. evliliklerde çeyrek takılır demişti...
Hödööö?
1. evlilikte tam.
2.'de yarım...
3.'de çeyrek...
4 ve 5'te mukadderaaaat... Çorba üzerine serpiştirilen altıncık kağıtlarından... :pppp
Bu görgünün bu habitin elbet vardır bi kuralı nizamı...
Osmanlı zamanında olsak, Osmanlı kadını dökerdi bize kime ne gideri...
Günümüzde ortaya karışık... Mukadderaaat durumları...
Ecnebilerde ki evlilik hediyesi listesi süper bişeydir bence...
Bence evlilik, doğum günü vs. her zaman için uygulanmalı ama bizim toplumda nasıl desem çook snooooob olursun!
Ne lan, kullanmayacağım şeylerle niye evimi-dolaplarımı doldurim? Değişim kartları konulsada git alınan yere değiştir oooo ne zahmet ! :ppp
Yan masada ki hatunlar gibin heeç çirkef olmadım...
Olmak mı lazım acep dediğim durumlar olsada, kıçıma kaçsada yaptım yapılması gerekeni... Öyle gördüm...
Ancak memlekette ki ben onu yaptım o bunu yapmalı zihniyetine sahip olamadığımdan irite anlarım çoook oldu.
Komşu hatunları dinlerken, ulan anacığımın millet evlendiğinnde taktığı altınları toplamak için evlensem mi oldum.
Evlenim evlenmesine, düğüne-derneğe karşı olsamda sırf geri dönüşüm için ona da katlanim dicem ama oooo onca eş-dost dağıldı... Ölen öldü, kalan kaldı... Onları bul, çağır... geri dönüşüm altınları yol parasına gidecek, tamlar yarım, yarımlar çeyrek, çeyrekler hava-civa olacak !!! :ppp
Aldığın pasta yenmiş-yenmemiş...
Almışsın sana almamış...
Aldığın ve verdiğin an senden çıkar... Bitti gitti...
Anlayış, hassaiyet karşındakine kalmış... Belki parası yok, belki hödük, belki bilmem ne...
Laf edeceksen yapma!!!
Unutma herşey insanoğlu için. Birgün senin başına gelmez diye birşey yok !!!
Hadin hayırlı hedeye seçmeleeeeer demeden önce, itinayla orcinal Tiffany&Co derim başka bişi demem... Aaa size almadım diye bana almamazlık etme terbiyesizliğinde bulunmayınız lütfeeeeen !!! :ppp
Eheee, alınan giysiler giyilmediğinde laf eden bizler acep altınlar içinde laf etsek nolur?
Boynuna takacan dolanacan çeyreklerle...
Bak Mahmureee teyzem bu senin aldığın ortada, Melahat teyzenin ki burda, sen daha değerlisin şişşş... Nesrinin ki kıç...da...Layıkında...
:pppppppppp
Bu arada bir arkadaşım evlenirken altın şeklindeki çikolatalardan takmıştım... Çok eğlenceliydi... Millet wooow oldu... Kaç tane takıyo hatun diye... Eheee öhööö para bol eheeem nolcek 10-15 altından havaları civalarındayım... Gelinle ben kopmamak için zor tutuyoruz kendimizi...Damat durumu bilmiyo gözleri yuvasından çıkmış bi halde bakıyo... Neyse tüm olay bitti yanlarına gittim planlanan şekilde altınları tek tek çıkarıp üzerinden damada ikram ettim... Şaşkın şaşkın bakarken damat gelinle biz afiyetle... :)))))
Muzuuur kadınım ayooool daha öğrenemediyseniz ben napiiiiim ! ;)
13 Eylül 2010 Pazartesi
Bandıra bandıra baza...
Hiç bişieyi...
Ölçüsü mölçüsü, ihtiyacınız neyse belirler ve gider alırsınız dimiiiiiiii?
Ama malesef bizde bu iş böyle değildir.
Alınacak şey annem içinse ooooooo ki oooooo...
Araştırmaktan profesör olursunuz !!!
Tek kişilik sandıklı bir baza alınması gerekmekte... Onun üzerinede tek kişilik yatak.
Anacığımın sevgili markası İdaş'tır.
Sanırsam annemin jenarasyonunun biricik markası İdaş!
Eee eskiden ondan başka marka yoktu tabi normaledeee artık çeşit çeşit, kalite kalite marka ve ürün var... Amma velakin ı-ıh İdaş !
Yetkililerden marka sahiplenmeciliği ödülü istiyorum efeeeeeem ! :p
Herneyse, önce internetten araştırma yaptım ve malesef İdaş'ın güzel sandıklı bazaları olmadığını gördüm. Yataş'ın tasarımları mimar bendenizin beğenisine daha yakın olduğundan annemide alıp gittiiiiiim...
Annem dünyada ki en kötü mimar müşterisi örneği olduğundan her zaman ki klasik tavrını yaptı ve ben bilmem, sen mimarsın sen bak sen karar ver dedi !!!
Hayatta yemem bi daha bu tutumunuuuuu ! Tasarım ve yaptırım aşamasında evdeki dolapları kendisine kaç defa göstermiş olduğum halde, herşey bitip eve geldikten sonra ben böyle istemiyodum ki demişliğinden ötürüüüüüü artık evle ilgili hiç bir karara karışmıyorum. Annem müşterim olsa buyrun paranız hadi baaaaaaay derim ama malsef onu yapamadığımdan annemin yanında mimar kimliğimi bırakıyorum... Ben bıraktıkça o zorla giydirmeye çalışıyo...
Harbiye Yataş'ta ben bilmem sen bilirsin... Yooo ben bilmem asıl sen bilirsin şeklinde süper stand-up gösterisi yaptık...
Anacığım illa İdaş'ını görmek istediğinden Harbiye'den Şişli'ye doğru yürümeye başladık... teeee Kalp Vakfı'nın oralarda arkalarda, yokuşta başka bi yer yokmuş gibi orda tükkan açmış İdaş'a gittik. Gittiğimizde nefes nefeseydik ve adamlar sigaradan dolayı yokuş çıkarken alı al moru mor olmuş bendenizin yatakların üstüne kendimi atmama ses etmediler !!!
Sevgili anacığım piyasada olmayanı istiyodu. Kumaş seçeneklerini beğenmiyordu, derileride... Hele artık sadece ve sadece kumaş ve deri kaplama başlığı ise hiiiiiç !!! Malesef artık hiç bir yer ferforje veya pirinç başlık yapmıyormuş... Ve İdaş seçme sorunumuzu daha da çeşitlendiren; sadece yandan açılan sandıklı baza çalışıyormuş !!!
O noooooo !!!
Ben daha hem yokuş hem kararsızlık yorgunluğunu atamadan annem Abide-i Hürriyet'te ki başka bir yere gitmek istedi !!!
Yürü allah yürüüüüü !!!
Gittik!
Burda daha bi sorunsal olduk !!!
İdaş latalı sistem çalışıyordu. Yataş suntalı. Yeni gittiğimiz yer ise sadece prestij'in bazalarını satıyordu. Prestij alt tarafı içine eşya konulup üstüne yatak konulacak olayı utrasonik atom mühendisliği ve endüstri tararımı karışımıyla üretmiş !!!
...çtık dedim !!!
Seç seçe biliyosan !!!
Adam bu güne kadar gördüğüm en uzman yatak satacısıydı...
Lata'lı yatağa pek sıcak bakmayan bendeniz Prestijin İdaş'tan daha fazla lata sayısı olduğunu görüp ne iş oldum...
Efenim, günümüzde biliyosunuz neredeyse binbir çeşit yaylı yatak var. Hepsinin üretim şekli farklı. Annemin istediği İdaş'ın miracoil yatağı tek seferde üretilen kesintisiz yaylı sistem olduğundan suntalı sistem uygunmuş. Parçalı yay sistemliler için latalı. Ama bu latalar ne kadar sık olursa o kadar sağlam olurmuş hemide yatağınız deforme olmazmış. Annemin seçtiği yatağa latalı sistem alınırsa zamanla latalar arasında ki açıklıklar yatağın deforme olmasına neden olurmuş... Seçtiğiniz yatağın hava alıp almaması da latalı mı suntalı mı olayaını etkiliyormuş. Hava alması gerekiyorsa latalı alacakmışsınız !!!
Ulan alttarafı yatak alınacak demeyin... Deneyimlerimden deneyimlenin. Yayına göre, hava alıp almamasına göre, ortopedikliğine göre kafa patlatmanız gerekiyor malsef !
Prestij isteğe özel, istenilen şekilde baza üretmekteymiş...
Önden değil de yandan açılan baza bel sağlığı açısından daha iyiymiş mış mıç...
Dırınınııııııııııııııııııım !
Bir anda ne kadar lüzumsuz baza kültürüne sahip oldum gördünüz mü?
Ve sizde eksik kalmayın istedim !!!
Ben tercihimi prestijden yana kullandım. Hem suntalı hem yandan açılan hemde kaplamayı katalogtan seçme şansı var diye... Amma velakin annemin aklına altı başka üstü başka marka yatmadı...
Çeyizinden kalma, artık kullanılmayan ve annem bu diyardan göçtüğünde benim tarafımdan camdan atılacak (şimdiden kaldırımdan geçenler için özürüm) yün yorganları yine ortada kaldı !!!
Tanrıııııııııııım eskileri atamadığımız satamadığımız için kentsel tasarımcı uzmanlığımı bi kenara bırakıp eskileri usturuplu bi şekilde tıkıştırma-yerleştirme tasarımı uzmanı olucaaaam !!!
Karar hala verilemedi !
Bu gidişle verilemicek... Çizip Burhan ustama verim dicem ama benim marangoz aştı kendisini... Sabancı'ların ve Başbakan'ın marangozu oldu... Artık sıkar ona bişey yaptırtmak!!!
Leeeyn neden neden bütün marangozlarım eninde sonunda sosyetik oluyoooo?
En iyilerini seçiyorum ondan dicem de benim ne günahım var beaaa !!!
Neyse mukadderaaaaaaat !
:) :pp
6 Eylül 2010 Pazartesi
Gizli kokarcalar !
Gak eğitimi-guk eğitimi durmadan eğitilmekte ve beni eğlendirmekteler...
Geçen gün şirketin top yöneticilerinden birinin söylediği bir şey üzerine bir araştırma başlatmışlar. Bana bahsedince süper geyik bi informatioooon bu diyip yazma kararı aldım...
Efenim bilimsel olarak doğruluğu nedir bilmiyorum ama arkadaşımın top yönetcisi iş işte eş eşte bulunur hep dermiş...
Elemanlarıda hadi işi işte bulmayı anlarız çevre-gak guk hesabına ama eş nasıl eşte bulunur ahlaksızlık değilmidir diye sorarlarmış...
Hatunda açıklarmış;
İnsanoğlu seviştikten sonra bir koku yayarmış... Ve karşı cins bilinçaltı sayesinde bu kokuyu fark eder ve yaklaşsam beni terslemez diye hissedermiş...
!!!
Araştırmadım internette... Varmıdır yokmudur, doğrumudur yanlışmıdır bilemem. Ancak hani şu mööörfi kanunu varya, sevgili yapınca bi anda size duyulan ilgi ve alaka artarya her halde bunun sebebi parmaktaki yüzük veya bağlı kişilik olmakla alakalı değil farkında olmadan salgıladığımız koku herhalde diye oy birliğiyle sonucu buna bağladık !
Ve herkes sevgilisiz günlerine geri dönüp yaaa bak, kimsenin yanıma gelmeme sebebi koku yaymamammış dedi... :p
Geyik bendeniz illa sevişmek gerekiyomuş mastürbeeyşın yapınca olmuyomuymuş koku diye sordum bana cık dediler... Halis muhlis kanlı canlı biriyle şaaapınca malsef koku yayıyomuşuz !!!
Mukadderaaaaat !!!
Şincik efendim, bi şekilde tek gecelik, on gecelik neyse ne buldunuz şeviştiniz amacınız adam gibi bi ilişki yaşamaksa farkında olmadan yaydığınız ve bilinçaltı tarafından fark edilen kokunuzla allaaa alllllaaaaaaah diye çıkın dışarıya ve salının...
:)))
Yada adamdan-kadından memnun dilsiniz, yeni birisini bulmak istiyosunuz, sevişin sevişin ve sevişiiiiiiin sonra inşallah maşalllah kısmetiniz 3-5 vakte... :ppp
Bi arkadaşımız olayı iyice abartıp, aaay sevişecek adam bulup sevişip adam tavlamaya çıkmak için bekleyemem ben diyip afrodizyak parfümler araştırmaya başladı... !!!
Buldu amma veşakin 500 dolar civarında... İspanya'ya tatile giden bir arkadaşından sipariş verdi... Oraçta 200 dolarmış !!! Ve bize koku gelsin sıkıp deneme yapacağız dedi... Roxy'ye gidecekmişiz ve deney yapacakmışız !!!
200 dolarlık parfümü adam avlamak için sıkmak bilmiyorum hem çok delice hemde çok çaresizce geliyoooo... Amma velakin hatun yaz başından beri kimseyle yatmadım koku salgılamıyoruuuuuuuum ve kimse yanıma yaklaşmıyoooo paniğinde... Neyse bizde bize eğlence olur, araştırmacı gazeteci ozy'ye konu olur modunda olaya destek vermekteyiz... :)))
Tanrıııım !!!
Demek ki gizli kokarcaymışız haaa ! Süper!!!
Cinyıs planlar geliştirdim bu geyik konuşma sırasında...
Bizim hatun gibi aaaaa kimseyle yatmadım kokum yok paniğinde ki insanlar için sex shop ürünleri satan bi mağaza açacaksın. Bizim ürünlerimizin yapıldığı madde gerçek sevişme etkisi yapan, gerçek koku salgılamanıza neden olan ürünlerdir diye pazarlayacaksın... Bi doktor ya da bi bilim adamınıda broşürlerine koy ooo süper gelsin paralar ! :pppp
Ya da ben şu bitkisel yağlarla yaptığım deneme çalışmalarına daha bi hız verip sırf afrodizyak yağlar üzerinde çalışim, bilmem nenin parfümüne 200 dolar vereceklerine bana versinler !!! :ppp
Efenim kısaca, kocanıza, karınıza, sevgililerinize sevişme sonrası salgıladığımız koku yüzünden bakılıyor ve asılınıyormuş !!!
Ya sevişmeyeceksiniz ya da kokunun etkisi ne kadar sürede çıkıyo onu araştırıp o süre kadar evde hapis tutacaksınız !!!
Parfüm gelsin İspanya'dan sevgiliden izni koparabilirsem kıslarla Roxy'de deney yapmaya gideceğim... Allahım yarabbim... Sen bize akıl fikir ihsan eyleeeee...
Patrick Süskind'in Koku romanını başucu kitabı yapmak lazım sanırsam... Kitabı lisedeyken okumuştum... Daha 18 bilem değildim... Bence şimdi yeniden okuyup faydalanmakta fayda var... :pppp
Sınıf sınıf... Eheeee taze sevişmiş... heeee beni terslemez eheee gidim tanışım sınıf sınıf eheeee... :ppp
Hadin hayırlı sevişmeleeeer, hayırlı kokulaaaaar...
:))))
3 Eylül 2010 Cuma
Mubarek günlerde...
Hele yetimin hakkını hiiiiç mi hiç almaaaaa...
Malesef ergenlikten önce baba cuflayıncaaa, 18 yaşına basana kadar değil ömür boyuymuş yetimlik!
Hakkımı, hukuğumu yiyenler, gözümden bilerek ve isteyerek yaş getirenler, kalbimi bile bile çatır çutur edenler, kem gözlerini ve yılan dillerini benden uzak tutamayanlar, hakkımda atıp tutanlar, tatlı mı tatlı dedikodumu yapmanın zevk verdikleri, çatur çutur paramı yemeği düşünenler ve kalkanlar, otobüs sıramı kapanlaaaaar;
Yanacakmıyız, haşlanacakmıyız, yoksa yanmayacakmıyız, cennet-cehennem varmıdır yokmudur bilmem... Hangi dine inanırsan inan, ister dinsiz, ister tanrısız ol... baneee...
Ancak ve ancak dinli ve tanrılıysan öbür tarafta cayır cayır ateşli inanışlı bi dinin varsa onca günahının yanında ayrıca bana ettiklerinden dolayıda çekecekmişsin !!!
Bilmem, ayağınızı denk alın bence...
Bu tarafta edip öbür tarafta ben karşınıza geçip kahkahalarla gülüyo olmayayımda...
Ateşçi başı bey biraz daha odun lazım... Noluuuuur ben koyyim miiiiiii? :pppp
Geçen akşam Fatih Altay'lı da çok ton ton laz bi hoca vardı...
Din-iman programlarından yangından kaçar gibi kaçan ben bu sefer hocanın tatlı lazlığından ötürü takılı kaldım...
İslamda önemli olan bir kaç hak-hukuk-davranış biçimiydi konu...
7.mi 10. maddemi hatırlamıyorum yetimin hakkıydı...
Hoca, ölene kadardır dedi yetimlik...
Sıçtık dedim!
Sonra dinlerken ederken eğlenmeye başladım eheeee bu dünyada hakkınızdan hak ettiğiniz şekilde gelemedim ama öbür dünyada hak ettiğiniz şekilde hakkınızdan gelinecekmiş yupppiiii olduğum bir takım insan, anı geçti usumdan...
Ve ilk defa yetim olmak, yetim deyimi rahatsız etmedi.
Dünyada ne kadar ergenlikten önce babası ölmüş çocuk vardır bilmiyorum. Ama öğrendiğim kadarıyla bizim büyük kaybımız sizin büyük sınavınız... Ve biz bayağı iiispecialiiiiz !
Ayağınızı denk mi alırsınız, yorganınıza mı göre uzatırsınız bilmem... Bildiğim nüfus kağıdımda yazan dinimce özel bir statüde olduğum ve sizler ise hatta ben bile fark etmeden bu özel statüdeki insanları acıtabiliyoruz, incitebiliyoruz, haklarını-hukkuklarını çiğneyebiliyoruz...
Bilerek, bile bile yapılanı efem o suç olanıymış işte... ki mukadderaaaaaaaaaaat !!!
Bir şekilde hayatıma giren veya benim girdiklerim şansınız veya şanssızlığınızım...
Mukadderaaaaaaaat !
İyi davrandın kaptın bonusuuuu, kötü davrandın eksi bakiyeye düşüp haciz yiceeen !
Leeeyn yetim olmanın bu kadar eğlenceli yönleri olduğunu bilsem millet yetim dedikçe sensinnnn manyak karı diyip kaçmaz, gölgelerin gücü adına görünmez güçlerimle taruz ederdim millete ! Tüüüüh !
Her neyse efem, zaten iiispeşıııl bi hatundum daha bi issspeşıııl olduğumu öğrendim. Doğuştan kalkık burnum daha bi kalktı ama henüz popoda tık yok malseeef. Bi popoda kalksa spora gitmeme gerek kalmiciiiik ama... malseef ! :p
Bilmem, dinle-imanla çok alakam yoktur... Cami-klisede ayırmam...
Ama hangi dinin kuralı olduğu ırgalamadan dikkat ettiğim insanları incitmemektir...
Helede küçükken babasız veya anasız kalmış insan veya hayvanı asla ayırtetmem...
30.'dan sonrasını takmam o ayrı...
Yaniii, deveye bak kuşa bak... Al ikisini birleştir yinede devekuşuyla kuş bir miiiiii? deeeel...
Eee yani...
Alma ahımııııı, öbür tarafta körüklerim ateşiniiiiiiiii !
Waybeeee, bunu geliştirim bi dahaki araba alışımda tampona yazim süpeeeer olur beeea'de audiye yakışmaz ki leeeyn ! Zati ben para biriktirene kadar audi'ler piyasadan kalkar bööö!
Yok muuuu bu garip yetimeeeee audi parası veren hayır sever yokmuuuuu?, bak yetim amaaa, ver parayı bul karayıııı yerine kap sevabı...hııım?
Hayırlı ramazanlaaaaar efeeeeem...
Bi daha lazı mazı nesi olursa olsun adamın konuşma şekli ne kadar şirin gelirse gelsin töbe billah bidaha dini bütün şeyler izlemek yok der teraviye audi parası toplamaya giderim... :ppp
Geyik biyana, çocuk olanları incitmeyin... Hatta imkan ve ihtimaliniz varsa, akşamları eli kolu dolu eve gelen babaları siz olun... Hem babasız hem imkansız olmak... o minnacık kalplerdeki yokluk ve özlem anlamanız için tarif edilemez...
Ben babasız mimar okuyuyorum abi... parasız-pulsuz helede tam burssuz öğrenci için harbi zengin çocuğu eğitimi bizim meslek...
Ben eşşeklere, siz sıpalara bakın... Ya da eşşeklere bakın... Canınız neyi istiyosa ona bakın ama benim gibi katırları da unutmayın ama... :p
Ne demişler, sevap yap denize at !
At, bi gün döner tusunami olaraktan...
1 Eylül 2010 Çarşamba
İsteyenin 1 istemeyenin 2 yüzü karaaaaa...
Bilmem kaç senelik ilişkiden sonra baba artık tamam dedi...
Buyursunlar...
O la laaaa...
Buyursunlar buyurmaya ancak bi tek kızın gönlünü kapmış olmak yetmemekte memlekette...
Aileyide kapmak, saçma sapan adetleri yerine getirmek gerekmekte...
Kız istenmeye giderken çikolata ve çiçek gelir demi...
Ancak ve ancak çikolatanın içinde olduğu zımbırtının çok mu çok önem teşkil ettiği bi aileniz varsaaaaa...
Dırınınııııım...
Son günlerdeki derdimiz gondol !
Abim ne saçma sapan bi adettir, aile arzusudur!!!
Gümüş olacak, güccükte olmayacak... İçi çaklıt dolu olacak!
Eeee çaklıtlar bitince ne olcak?
Salonda yemek masasının üstünümü süsleyecek? Elaleme koccam beni istemeye naaaah bununla geldiiiiii hııh mı yapılacak?
Eskiden olsa anlarım... Ya da gümüş aksesuar delisi bişisindir, evin oymalı kakmalı saray vafrusu gibidir o la laaaa...
Amma velakin modernizmin, popstmodernizmin ve minimalizmin ev yaşamlarımızı ele geçirdiği 21.yy'da ı-ıh !!!
Bir aile dostumuz vardı. Çocukken yemek masalarının üstündeki gondolu, küçük kızlarının bebeklik beşiği sanıyordum. Öyle böyle değil... Nasıl devasa... Sonra onun beşik değil gondol olduğunu öğrenince annemin gondolunu çok küçük bulup hıııım yazık babam fakirmiş benim sendromuna girmiştim ! :))))
Yapacak bişi yok. Kız anasını memnun etmek için alınacak gümüş gondol!
Benim çocukken beşik sandığımdan almak anneyi en mutlu edeni olacak sanırsak ki mukadderaaaaaaat !!! :)))))
Arkadaşımın koca adayı mimar...
Biz 3 kafadar normalde de çok eğleniyorduk ancak isteme olayı kesinleştiğinden beri çılgınca eğlenmeye başladık !!!
Gümüş gondol nerden alınır, nasıl olmalıdıra kafa patlatıp verdiğimiz cevaplarla ters taklalar atıp eğleniyoruz... :)))
Hanlar gezisi sırasında eminönünün arkalarında gümüş atölyeleri görmüştüm... Mimar olarak çıtayı yükseltip, tasarlayıp orda yaptırt nolcek kiii, fiyatı elinin kiridir diyorum...
Sen bana 1 kat sattırtıcaksın diyor...
Ay ne var ayoool arkadaşıma yaptığın apartman feda olsun hıııh yapıyorum... :)
Çanakkale'de ev fiyatları sayemizde artacak bu arada bilginize... :p
Yok yok ben bizim ustalara yaptırtırım diyor...
Masif ahşap... Oymalı kakmalı...
Cık onuda beyenmiyoruz... Ben oyyim diyor...
Olmaz, katları satmaya vaktin kalmaz...
En sonunda annenin gözünü boyamak için teeee Venedik'lerden gondol getirtip içini çaklıt doldurup İstanbul'dan Bartın'a yollamaya karar veriyoruz... Ki iiinridıııbıııııııl iğrenç bi çözüm... Ama sonuçta o da gondol bu da... Gümüş diil ama ossun! :p :))))
Eeee yani artık buda anneyi memnun etmezse ne edecek? Saltanat kayıklarımı? :p
Gondol konusunu çözemeden kına gecesine atlıyoruz... Hint kınası uzmanı isterim ben diye kapris yapıyorum. Kabul ediliyor... Baharda ellerimizde, şayet damada kabul ettirebilirsek Hindistan'dan getittirilmiş kınacının şaheserleriyle dolanacağız... :)))))
Oğlan bunca senedir sabrederken bir anda bizim uçuk kaçık fikirlerimizden dolayı kaçıp gidecek diye korksakta ipin ucunu hala tutamadık...
Gelinliği Fransa'dan almaya karar verip, kurban bayramında gelinlik almaya Paris'e ordan Amsterdam'a bekarlığa veda partisi vermeye gitmeye karar verdik !
Parti dönüşü o damatsız ben sevgilisiz kalabiliriz ya neyse şincilik işin o boyutunu düşünmüyoruz... :p :))))))
Süper uçmaktayız...
Bu arada düğün 3 yerde yapılacak... İstanbul, Bartın ve Malat'ya üçgeninde... Bu aralar aaaaa ondan başka modacıdan giyinmem diye taktığım Hüseyin Çağlayan'dan 3 düğüne ayrı elbise istemekteyim... Kız tarafının masraflarına kendimide dahil edebilirsem o la laaaaa olacak !!! :pppp
Allahtan anne kızımın ağırlığı kadar altın istiyorum demiyor...
Derse ...çtık!
Kız yemekten kalkalı yarım saat olmadan ben acıktım moduna giriyor çünküüüüü !!!
Aslında onunda çözümünü bulduk... Çuvalı kayısı doldurucaz... 3-5 tane altını üste koyucaz alın size kızınızın ağırlığınca altın dicez... :ppp
Damadı pek bi seviyorum... Kıyamıyorum... Tabiii güneşte kurumuş kayısı manyağı bendenizi durmadan halis muhlis bahçelerindeki kayısılarla beslemesinin, meslektaş olmamızdan ve iyi bir insan olmasından daha çok payı var bu sevgide... :ppp
Bir tanıdık bir kaç sene evvel gayrimüslümler için doğum-evlilik ıvır zıvırları satan bi tükkan açtı Nişantaş'ta...
İstenme geyikleri yaparken acep böyle bi işmi kursak olduk... Yaş kaç olursa olsun, eğitimin, zevkin-beğenin ne olursa olsun malesef memlekette hala aileyi mutlu edecek gelenek ve görenekler hüküm sürdüğü sürece oooo ki ooooo...
Bi de çeyiz bohçası var dimiiii? Eheeee onda iyice işin cılkını çıkarıcaz... Mimar adamın çeyizine ne konur metre ve baret !!! :pppppp
Yok artık!
Bence de... :pppp
;)
31 Ağustos 2010 Salı
Bir kış gecesi rüyası…*
Saat gece yarısı… Uykudan öncelerim olan cnbc-e'nin dizilerini izliyorum… Yavaş yavaş içim geçmek üzereyken;
Biiiuw biiiiuwwww…
Alo
Uyandırdım mı?
Yooo… hayırdır?
Çiçek'teki kızın telefon numarası varmı diyor…
Yok diyorum… Bu saatte hayırdır? Hırvat amcamı geliyor?
Yok…
Eeee?
Immm şey yarın jinekologa gideceğimi şimdi hatırladım…
Eeeee…
Bakıma gitmeliyim diyor…
Haaa bu telaş aşk hayatın için değil bilmem kaç kmlik kuku bakımı için yani…
Karşı taraftan önce bi kahkaha kopuyor sonra utanmış bi sesle yaaa Ozy… diyor
Neee… Senin gibi gece yarısı jinekoloğu için bakım telaşına düşen hiç görmedim diyorum…
Bakımsız olmaz diyor…
Yaw kızım o doktor…Dünyada ki her insanı her türlü halde görebilip dayanma eğitimi almış bide üstüne yemin etmiş androitler onlar… Takmaaaa
Nasıl takmim diyor…
Allahım acep bende mi bi anormallik var… hayatımda hiçbir zaman gecenin bi yarısı jinekoloğa gideceğim diye panik yapıp eşi dostu arayıp ağdacı numarası almadım ve almamda !!! Doktorum dr. Troy gibi bişiyse anca böyle bi manyak telaş yaşayabilirim… :p
Yaw o bir kuku doktoru…
Telefonun öbür ucundaki hatun ise benimle tam tersi düşüncede…
Bitanesi senin doktorun doktor Troymu? Eğer öyleyse senin yaşadığın paniğin bin beterini yaşayıp şu saat ve dakika ona muayene olmaya gidebilirim…
Yok diil…
Eeeeeeeeeeeee…
Ya olurmu ya… 1.5 hafta oldu ağda yaptıralı…
Daha doğru düzgün bişey çıkmamıştır ki… Çıkanları aldırsan kırık ve batık sorunu yaşarsın… 2 dkka bile sürmeyen muayene için değmez be gülüüüüm…
Utanırım ben!
Braun'un, jiletin yok mu?
Oooo tanrım…
Olay zaten rahatsızlık ve utanç verici…
Senelerce ayıp ayıp, cısss mantığıyla yetiştirilen kız evladı gün geliyor 6 ay veya 1 senede bir zorla istemeyerek bacaklarını açmak zorunda kalıyor.
Bide bu durum için üstüne para veriyor…
Aha açtım, bak bakalım içeriye… Buda ühü ühüüüü paran… O paraya ah ah neler alınırdıya neyseee…
Harbiden… Bi kadın için en lüzumsuz en anlamsız masraf kukuya yapılan doktor masrafıdır! Ama maalesef çok da gereklidir… Hayat kurtaran cinsinden… Birçok kadın rahim ağzı kanserinden ölmekte… Sebebi kontrole gitmemek… 2 dk. Bile sürmeyen eylemden kaçmak hayata sebebiyet verebiliyor maalesef…
Keşke bilmem kaç defa gelene %'de bilmem kaç indirim yapsalar, ya da kartlara taksit, ya da bankalar araç bakımı neyin gibi verdikleri saçma sapan kredilerden versinlerki paraya takılıp gidilmemezlik yapılmasın... :ppp
Bi tanesi bence hiç kasma git…
Karşı taraf hala inatla ağdaya gitmeliyim mantığında… Saat sabahın 1'ine gelirken kıl-tüy muhabbetleri… O noooooooooo !!!
Bence git calzedonyadan silikonlu cartiyerli çoraplardan al onlardan giy, bacakları kamufle etmiş olursun böylece…
Nasıl çoraplamı yatayım?
Eveeet… Neden yatmayaymışsın?
Yatmam öyle…
Niye? Çıplakmı yatacaksın?
Eveeet…
Bildiğim kadarıyla tek bi yerinin çıplak olması gerekiyo, bacaklarına gerek yok… Auuugggh…
Ben öyle çorapla yatmayı sevmiyorum, estetik gelmiyor bana… Esneme!
Oldu canım senin kılcıkların için uykuyu kaçırırırm, başka arzun?
Estetik? Walla bi mimar olarak estetik önemlidir benim için ama 40 yıl düşünsem jinekolog koltuğunda estetik aklıma gelmez…
Manyakmısın leeeyn… ne estetiğiiii?
Çorapla hoş olmuyor…
Töbe töbeee…Çorapsız daha güzel oluyo yani… Sen bu mantıkla pedikürde yaptırırsın o zaman, hatta ayaklarına doktorun sevdiği renkten ojede sürdür tam estetik olsun…
Yaa Ozy ya…
Töbe yarabbim… Ne ozy'si yaaa…
Ya anlamıyosun…
Anlıyorum ama mantıklı gelmiyor… Bu kadar estetiğe takık birisi olarak tek kullanımlık terliklere de takman lazım o zaman diyorum… Senin gibi estetik diyen birisi evden cici misafir terlikleriyle gitmeli… Kabinde soyunup ayağına ev terliklerini geçirip koltuğa gitmelisin diyorum…
Sanada bişey söylenmiyor diyor…
Gece yarısı dünyanın en abuk muhabbetini yapıyoruz diyorum, jinekologda estetik olmaktan bahsediyoruuuuz !!!
Şu topuklu tüylü terliklerden al ve onlarla git hatta kukuna desen filan yaptırt! Aaa doktora bakan gülen bi yüz mesela… Çok hoşuna gidebilir… Eğlenceli olur, yazık kaç senedir hep aynı tip şeye bakmaktan sıkılmıştır garibim, töbe yarabbim hadi hadi iiii geceler…
Yok ben evrendeki tüm manyakları çekiyorum kendime… Manyak çekme platöneriyim !!!
Leeyn şimdi abuk subuk rüyalar görücem töbe töbeeee…
Hiçbir erkeğin ürologa gittiğinde böyle bi telaş yaşamayacağını eminim… Kılmış, tüymüş, estetikmiş… Hatun kontrollerinin iyi çıkması telaşından çok güzel görünme telaşında… Jinekolog koltuğunda estetiklik!
Töbeee yarabbim…
Hiç bi doktor için özenen bugüne kadar duymamıştım taki estetik delisiyle yaptığımız telefon konuşmasına kadar. Aslında bidefa bir arkadaşımla ortak doktorumuz olan yakışıklı ötesi fizyoterapistimiz için özenmiştik… Ehiii J
Yoksam tüm doktorlarımız için özenmemiz mi gerekiyooo, o tanrım!!! :pppp
Doktorların böyle şeylere gerçekten taktığını düşünsenize... Ne kabus olurdu!
Jinonun işi gücü yok pedikürü güzel, ağdası nefis hıııım evet güzeeeeel muayene estetik notu 10 diye dosyana not düşecek !!!
Kulak burun boğazcı cık küpelerin güzel değil, ağız gargaranın kokusu kötü dicek...
Cilt doktorun bodybutter'ının kokusunu çok beğenecek ama simli bi butter kullandığın için kanaat estetik notun tavan yapacak !!! :pppp
Her gittiğinde bu sefer 8.5 bu sefer 9 azcık daha estetiksel performans diyen doktorlar !!! Döverim leeeeyn ben o doktorları !!! Dövmeden öncede bi mimar olarak ben estetik notumu sıralarım sonra döverim ama... :ppp :)))))
Kardeşim, çok sevimsiz bi durum biliyorum ama maalesef senede 1 gitmemiz gerekmekte…
Yok çoraplı, çorapsız, yok kıllı-tüylü…
Neyse ne… Gidilecek! Bu durumun cici veya estetik hali yok malseeeeef! Varsada bence yok! Hele gecenin yarısı arkadaş aranıp kabuslar görmesine sebebiyet verecek bi durumu hiç mi hiiiiç yoook!!!
*Bir Şubat gecesi gerçekleşmiş telefon konuşmamız ve süper ötesi çevirdiğimiz geyikler anısına ;)
Unisex el-ayak bakımı...
Profesyonel el-ayak bakımı yapan bir yer...
İnternet sayfasını inceleyince bizim yeni keşfettiğimiz yerin oooo çoktan keşfedilip ünlü erkekler tarafından deneyimlendiğini hatta köşe yazarı erkekler tarafından köşelerine taşındığını görünce çok şaşırdık.
Ofisin karşısında, burnumuzun ucunda 3 senedir hizmet veren pronail'den bahsediyorum.
Sahibi gitmiş amerikalarda eğitim almış, Türkiye'de açabilmek için uğraşmış, memlekette pek olmayan avrupai hizmet veren el-ayak ve ağda bakım merkezi pronail.
Protez ve çıkmayan oje uzmanlık alanları. Tırnak yeme tedavisinde de çok iddalılar... Keşke benim çocukluğumda olsaymış böyle bir hizmet zavallı tırnaklarım yamulmasaymış... :)
İlk deneyimlediğimde 5 yaşındaki bir kız çocuğu tırnak yeme tedavisi görüyordu wow oldum...
Çıkmayan oje tatil için iyi fikir diye geldi ve gittim...
Bayağı bol zamanınızın olması gerekiyor... Manikür bitiyor ojenin ilk katı sürülüyor ellerinizi bir aletin içine koyuyorsunuz sonra diğer kat sonra alet sonra diğer kat... Aaaaaaaa !!!
Benim gibi sabırsız için biraz afacanların bastığı bir deneyim oluyor ama sonuç harika ellerde 2 hafta ayakta 1 aylık bakım keyfi...
Ancak bendeniz devamlı tırnakları örtülü dolanamadığımdan kısa süre içersinde çıkarttırdım... Asetonlada çıkmıyor oraya gidiyorsunuz parmaklarınıza ojeyi çıkaracak sıvı sürülüyor sonra aleminyum folyoya sarılıyor parmaklarınız ve 10-15dk bekliyorsunuz... Tam fırına verilmeden önceki yemek modunda oturuyorsunuz... :)))
Fiyatlar normal...
Benim nişantaştaki mahalle kuaförüm azcık daha pahallı bile...
İlla çıkmayan oje yaptırıcaksınız diye bişi yok, klasik hizmette veriyorlar... Ben bidahaki yaza kadar yada hiç kalıcı yaptırmam bilemedim şimdi... :)))
Temizlikten, narin makas hareketlerinden memnun kaldım... Derin manikür-pedikür yapmıyorlar... En süperi bu...
Sadece el veya ayak masajınada gidebiliyorsunuz...
Geçen gün bir hatun ayak masajı yapılırken kendinden öyle bir geçtiki çok kıskandım, canım çekti... İnşallah maşallah bir ara bende deneyeceğim... Nasıl olsa ofisin karşısında... Yemek arasında 2 fık fık bi tık tık... :p
Yakında Teşvikiye'de de bir şube açacaklarmış o la laaaaa...
Bay-bayan elemanlar ve bay-bayan müşterilerle ilginç ama kaliteli bir deneyim yaşamanızı tavsiye ederim...
Walla geçen gün gazetede okuduğum erkekler artık bikini ağdası yaptırıyorlar haberine istinaden erkeklerede bikini ağdası yaparlarmı bilmiyorum... :)
Hadi manikürü-pedikürü paylaşıyoruz bunu anlarım ama bari bikini ağdamızdan uzak durun ya... :)
Neyse efem bilginize-ilginizeeee... ;)
25 Ağustos 2010 Çarşamba
The men in red...
Bu seferde kırmızı renk ve kadınlar diye bir araştırma yapmışlar...
Hatunlara bir sürü fotoğraf göstermişler... Hatunlar kırmızı giyen adamları seçmişler...
Sebep?
Güçlü ve seksi geliyomuş kırmızı renk biz hatunlara...
Töbe töbe... :))))
Düşünüyorum ve bulamıyorum kırmızı giyip bana seksi ve güçlü gelip seçtiğim bir adam!
Cık!
Kırmızı giymiş bir erkek sırf bana giydiği renkten dolayı çekici gelmez! Sanırsam, giydiği renge göre değil başka kıstaslara göre seçim yapıyorum ben... :)
Şincik, kırmızıyı severim...
Dikkat çekici, enerji verici, canlandırıcı bir renktir...
Yatak odasında kullanıldığında erotik olur derler... Bence pavyonvari... Hoş hiç pavyon görmedim o yüzden ölemidirler değilmidirler bilemem... Hayal gücümün yorumu o !
Kırmızı bir oda da veya kırmızılı bişeylerle de uyuyamam... Haddinden fazla enerjik gelir ve uykum kaçar...
Kırmızı oje de pek sevmem... Kırkyılda bir kış günü enerji gelsin veya klavyeyle çok haşır neşir olduğum yoğun iş dönemlerinde ellerim kırmızı olur... Yaptığım iş zevk versin diye... :)
Severim ama sınırlı alanlarda sürer sevgimiz...
Yeni netbook'um kırmızı mesela... Benim için arkadaşlarımın teee Alamanyalardan getirdikleri woswos şeklindeki flash'ım da kırmızı... Böyle ufak tefek alet ve edevatın eğlenceli olması gerekir kanaatımdan dolayı... Ancak netbook'umun değil çantasının rengi asıl sevdiğim tonda mukadderat !
Üstümde bazen bir pardesü veya ayakkabı olarak görünür kırmızı... Yazın t-shirt rengimdir, kışın atkı...siyahla uyumunu çok severim...
Yılbaşlarından yılbaşlarına don rengim olur... İç çamaşırı olarakta sevmem... Tenime gitmez... Anam gibi süt beyazı olsam o zaman nefes kesici olurda buğday-beyaz arası tenimde ı-ıh hazetmem !
Yazın tenim, gelebileceği en son bronzluk noktasına geldiğinde giyerim kırmızı bikini... Bazen yanlışlıkla başka bikini almayıp yanıma sırf onu aldığım için giyindiğim zamanlarda olur da... Mukadderaaat artık ! :))
Ama hiç bir erkeği bugüne kadar ne üstündeki nede arabasındaki kırmızı yüzünden seçmedim !
Ya da wowww seksiymiiş ya da power'ı hissedebiliyomusun ahaaa çarpıldım olmadım !!!
Kırmızı hükümdarlık dönemlerinde gücün senbolü olarak çok kullanılmıştır.
Bakınız Dolmabahçe Sarayı... Müthiştir... İnsanı cezbeder ama aynı zamanda da ezer... Osmanlı gücünün senbolü olarak, elçileri elpençe etmek için kabul salonunda kullanmıştır... Kudreti ve kanı simgeler...
Bir imparatorlukta güç olarak kullanılmasını anlarımda, bir adamın üstünde güçlü ve seksiyim bebeeeeek şiişşşş olarak kullanılmasını ı-ıh ! Ve hemcinsleriminde bi renge tav olmasını ı-ıh ki ı-ıh !!!
Yaw deli etmeyin beni hemcinslerim yaaaa, ışık görmüş tavşan gibin salak bişeymiyiz beaaa!!!
Kırmızı giydi diye adam güçlü kuvvetli, seksi bulunur mu yaaaaa!!!
Ne bilim azcık Feriştah'ın fentezileri gibi adeleli madeleli, karizmatik bilmemneli bişili adamlara paye verin, bilmemnenizi verin !!!
Töbe töbeee...
Bir mimar olarak benim için renkler önemlidir.
Ton denilen bişi vardır...
Her kırmızı güzel değildir...
Mesela bana tatlı kırmızı-narçiçeği çok yakışır...
Biraz koyuya kaçınca gitmez bana...
Adamda da her tonu sevmem...
Her insanın kendine uygun olan tonu hoş ve çekicidir...
Mesela sevgiliye her kırmızıyı alıp giydirmem... Ten renginin değişkenliğine göre ona giden tonlar var... Hiç güneş görmemiş tenine ayrı, güneş deymiş tenine ayrı kırmızı uygun görmekteyim... De adam o da kırmızı bu da kırmızı diye olaya yaklaşıp koparmakta beni ! :))))
Kırmızı bana seksi veya güçlü geldiği için değil adama canlı renk yakıştığı için giydirmekteyim deee, hoş bu araştırmadan sonra elalemin hatununa seksi ve güçlümü gelmek istiyoooooon da giyindin diye olay çıkarma imkan ve ihtimalim var artık... ki ooo nooooooooooo... :ppp :))))))))
Ki artık hepimizin var... :))))))
Bu şartlarda ben böyle bir araştırmaya girsem çuvallayan tek kişi olurdum herhal!!!
Eeee yani, ton biraz daha açık olsaymış abi daha güçlü ve seksi olabilirmiş dicem ama kollar mollar biraz daha atletik olsa... ı-ıh ! :pppp
Sevgilim bana hep takılır, herşeye bi bahanen var diye...
Var abi... Mesleki deformasyon benimkisi...
Herşeyi bi estetiğe, bi altın orana oturtturma hali durumu var maleseef...
Mukadderaaaat !!!
Kıslar, bakın bakalım seçimlerinize... Adamı kırmızılıyken mi seçtiniz acep...
Bu arada erkeklerde kırmızının etkisi olmuyomuş...
Kırmızılı kadın filminden sonra erkek kırmızı sever, beğenir diye kırmızıya bürünen kadınlar için üzgünüz demişler...
Bizi ne seksi ne güçlü ne de arzulanan yapıyomuş...
Heee kırmızı giymiş işteden başka bişi dilmiş erkeklerde ki etkisi... :)))
Kırmızı giyip havalandırma aramayınız efeeeem... Teşhircilik varsa o ayrı... :ppp
Erkek cinsinde bi tek boğalarda kırmızı işe yarıyor sanırsam ! :))))
Kırmızı arabada sevmem erkekte...
Ferrariyse o başka...
Ferrari harici kırmızı arabalı adam benim için ııııyktır... Da Kıprısta camarosu olan bir arkadaşım vardı... Bide ona yakışıyor kırmızı...
Yani uçan kaçan efsanevi bi araban yoksa kırmızı alma abi! Mimar tavsiyesi... :p :)))
Bakalım başka neyi araştıracaklar...
Pempeeee gönlüm sendeee gerçekten doğrumudur değilmidir, ben bunu araştırmalarını talep etmek istiyoruuuuum !!! Bide bunu araştırsınlar doğrumudur değilmidir öğrenelim rahata erelim dimiiiii... :p Yani ben ericem onu biliyorum... :p :))
Hadin bacılar etraftaki hatunları dikizleme vaktidir vakit, herüfe kırmızı giydirdik yan masadaki şıfrıntıııı onu seksi ve güçlü buluyooo ki bakıyooo cık cıık tiribine girip hem hatuna dik dik bakma hem adama durduk yerde dünyayı zehir etme vaktidir... :p :))))))
Leeeyn giyme diyooom hala niye giniyon! Ben yetmiyom dimiiii, gözün dışarda senin!!! Elaleminde ilgisini istiyoooon tüüüüüü... Seksi gelsen nolur noluuuur... Ah ah bi bana sorsunlar ne olduğunuuuuu ondan sonra baksınlar tüüüüüüüüüüü...
:pppp :)))
24 Ağustos 2010 Salı
Alex'e...
Mavi gözlü, şık topuzlu beyaz saçlı İngiliz, Tuluhan Uğurlu'nun konserine gitmek istiyordu...
Gişede ki adam bırak dil bilmeyi saygı da bilmediğinden kadını azarlayınca annem olaya müdahale edip önce biletçiyi bir güzel haşlıyor ve sonra liseden kalma ingilizcesiyle hatunu kolundan tuttuğu gibi arzu ettiği konserin biletinin satıldığı yere götürüyor...
İngiliz kadın annemin yardımından ötürü mutlu oluyor ve adres alışverişi yapıyorlar...
Bir konser bileti yardımıyla başlayan ahpaplık sıkı bir dostluğa dönüşüyor...
İngiliz kadınla Macar adamın aşkına meyve oluyoruz...
Seneler boyunca Londra-İstanbul hattında sürüp gelen dostluk dün gece gelen acı haberle sarsıldı...
İlk başlarda annemin sekreterliğini yapmak zorunda kaldığım için oflaya puflaya mektuplaşıyor ya da mailleşiyordum onlarla...
Sonra bir gün hadi gelin dediler...
Londra sevdalısı ben birden annemin mektup arkadaşına sıcak bakar oldum...
2001 veya 2002 Haziranında İngiltere'nin daha gelmemiş yazı, bahar sonunda Heathrow'dan çıktığımızda gülümseyerek bizi karşılayan bu iki ortayaş üstü insanın hayatımda tarifi imkansız değeri-önemi olacağını bilemezdim.
İngiliz ve Macar karışımı bir tat!
Sıcak kanlılığıyla İngiliz olduğundan zaman zaman şüphe duyduğum ama genizden koyu Londra aksanıyla konuşurken İngiliz olduğu su götürmez, zarif Barbara ve Osmanlılardan dolayı akraba sayılırız diyen Alex...
Birbirlerinin hayatlarına 2. baharlarında girmişler...
Alex, Macaristan'da ki öğrenci katliamı sırasında ülkesini terk edip İngiltere'ye yerleşmiş bir fizik hocası... Klasik müzik tutkunu bir adam...
Barbara, başarılı bir biyolojici... Geçtiğimiz yıllarda patronumdan izin koparıp gidemeyip kaçırdığım nefis bir törenle kraliçe trafından onurlandırılmış bir kadın...
İkisinin de çocuğu yok... İkisinin de sevdası Rottweilerları Hector... Rottweiler hastası bir çift.
Hayatları gündüzleri işleri, akşam üzerleri köpekleriyle yaptıkları uzun yürüyüşler ve akşamları nefis konser veya opera gösterileriyle geçiyor...
Alex Kıbrıs Türk kesimi hayranı, BarbaraTürkiye...
Her yaz istisnasız ikisi ayrı ayrı topraklarımıza gelirlerdi...
Onlar beni ben onları çoook sevdim...
Fırsat buldukça yanlarına gidiyordum.
Hatta Alex beni öyle çok sevip bağrına basmıştı ki İngiltere'de elinde Türk takvimiyle dolanıp resmi veya bayram tatillerinde bana supriz uçak biletleri alıp yolluyordu...
BA'yi sevdiğimi ve hep BA'le İngiltere'ye uçmaya çalıştığımı bildiğinden BA'den bilet alıyor ve ben bana karşı yaptığı bu bonkörlükten ötürü utanıyordum...
Birşekilde ben onların çocukları olmuştum.
En ufak fırsatta onların yanına uçuyor, çok sevdiğim Londramda arzu ettiğim gibi keyif çatıyordum.
Annemin ve benim klasik müzik sevmemiz çok hoşlarına gitmişti...
Ünlü piyanistlerin veya operaların Londra'da temsil verecekleri tarihlerde ana-kız onların sayesinde en ön sıralarda yerimizi alıyorduk...
Puccin,'nin ünlü Madam Butterfly operasına bilet aldıklarında çalışmıyordum. İş görüşmesini Nisan'da Londra'ya gitmek zorundayım kabul ederseniz olur bu iş diye yapmıştım...
Partronum bir sürü defa ben bilmem ne izlemeye Londra'ya gidiyorumlarıma çok gıcık oldu. Her seferinde son dakika uçağa yetişmem için elinden geleni ardına koymadı... Hele onun gözünde tıfıl bir mimar olarak, bahçesindeki ağacın dalları bile izinsiz kesilemeyen sit bölgesinde yer alan 1800'lerden kalma evlerine yapmamı istedikleri ve ilk seferinde onay alan ek binanın inşası için gidip gelmelerime çok ama çok gıcık oldu! Tarihi eser bir binaya hemide Londra'da ki bir binaya ek tasarlamıştım. Bide inşa ediliyordu !
Polonya'lı ustalar bizi nasıl deli ediyordu... Alex'le onları mutfak penceresinden kesip elimizde Alex'in çok sevdiği benide alıştırdığı sarımsaklı peynirli ve hım hıııım salamlar dolu sandviçlerimizi yerken usta çalıştırmanın zorluğu üzerine ne geyikler yapıyorduk...
O dönemlerde vücudum bir şekilde yaşadığım aşk üzüntüsüne tepki verip egzama ve sedef olunca Türkiye'de ki doktorların tedavisine inanmayıp beni zorla doktora götürmüştü... Modern tıppın bu konudaki ortak çaresizliği karşısında birde onları deneyelim diyip Çayniz doktora götürmüştü beni...
Ne eğlenmiştik... Hatun nabızdan ve dilden muayene yapıyordu. Doğma büyüme İngiliz Çinlisi olsada kadının feci bir aksanı vardı. Kadının söylediklerini anlamak için ben Alex'e Alex kadına bakıyor ikimizde kadın arkasını döndüğünde çayniz ingilizcesi bilmiyoruz biz diyip gülüşüyorduk...
Tepesinde ki dökülen saçları için ilaç almıştı... Bir sonraki yaz Denizli'de 2 gün içinde zor kaçtığımız çamur termal tedavisine gideceğimizi ve onu son görüşüm olacağını bilmiyordum...
Pamukkaleyi o gezdirmişti bana. Bir Türk olarak benim gezdirmem gerekirken daha önce geldiği için o gezdirmişti... :)
Ne eğlenceli 2 gündü... Dedem, annem, ben ve Alex... Dedem çamura bulanmayı çok sevmişti onu durmadan çamurluyoduk...
30. yaşıma onların yanında girdim. Müthiş bir süprizle...
Gelmeden önce benden çok şık kıyafetler getirmemi istedi...
Önce nefis bir opera ziyafeti... Sonrasında Ritz otelde, Fransız garsonlarının etrafımda pervane olduğu nefis, zarif ve pahallı ötesi bir doğum günü yemeği...
3 sene önce aynı yere sevgililer günümü kutlamak için gittiğimde kendime bir kadeh şampanyayı guullp olarak ısmarladım... O gece tüketilen şampanyaların fiyatı benim tek kadehimin yanında...
Çok zarifti... Bir sene sonra bu sefer Barbara burdaydı ve Londra Ritz'in tadını ancak Çırağan verebilir diye düşünmüş ve İngiltere'den Çırağan'ın Laledan restaurantında yer ayırt etmiş... Annem, ben ve Barbara onun İngiltere'den verdiği direktiflere uygun bir doğum günü yemeği yedik... Ve yemeğin sonunda artık serseri bir hanfendüden güccük bir hanfendüye dönme yaşım geldiğini düşündüğü için Barbarayla yolladığı nefis ötesi ilk inci kolyeme sahip oldum...
Karşılık beklemeden süren bir dostluk. Bana olan sevgileri, hediyeleri karşısında annem ve ben ne yapacağımızı şaşırdık her zaman...
Her seferinde Alex'e bana böyle şeyler yapmamasını söylüyordum. Rica ediyordum... Ama o her seferinde maddi ve manevi değeri müthiş jestler yapıyordu...
Tek arzuları mutlu olmam ve onlarla olmamdı...
İngiltere'nin kırsalında yağmur altında Hector'la yapılan uzun yürüyüşler, Ale içmeyi çok sevdiğimden yüzyıllar öncesinden kalma tarihi publara gidip nefis et ve bira ziyafetleri çekmeler...
İngiltere'nin soğuğunda sigara içerken bana eşlik ediyor, annemden beter içme dırdırı yapıyordu...
Ve malesef annemi nasıl kırıyorsam onuda öyle kırıyordum...
Alex lütfen, sigaramla Ale'min tadını çıkarmak istiyorum...Nefis birayı sigarasız nasıl içebilirim !!!
Lütfen içeri gir, bana annem gibi bakma, böyle bakarken içemiyorum !!!
Ben seviyorum diye Londra'da ki İspanyol Festivaline alınan biletler...
Ünlü Turk's sergisini sergi açılmadan önce aldıkları randevuyla özel müze kart sahiplerinin avantajıyla gezme imkanı sağlamaları...
Bir sürü müzikal... Gittiğimiz onca müzikal içerisinde beni kırmayıp geldikleri Aslan Kral benimle çocuk oldukları müzikaldi.
Beni yanlız bırakmıyorlardı. Benim istediğim veya yapmayı planladığım şeyi sevsinler sevmesinler benimle birlikte yapmak istiyorlardı...
Sayelerinde Londra'da gitmediğim konser salonu ve opera binası kalmadı...
Batıda bu tarz etkinliklerin bizimkiyle alakası yoktur.
Çok şık gidilir, şampanya içilir, Covent Garden'da bir sürü restaurant'ın özel etkinlik mönüsü vardır...
Kültürel etkinlik delisi bendenizi rüya aleminde yaşatıyorlardı... Ondan sonra gel AKM'de konser izle... !!!
Hector ve ben evin küçük çocuklarıydık.
Salonda ki piyanonun başına geçip sanki müzik kuşağım varmış gibi piyano çalma denemeleri yapıyordum... Alex sabırla bana her gittiğimde ufak bir şey öğretiyordu... Öğrettiklerini kendi başıma çalmayı denerken Hector nereye kaçacağını bilmiyor 3 tonluk cüssesinden beklenmeyecek bir çeviklikle salonu terk ediyordu... :)
Azimliydim ama... Zavallı Barbara benim gibi bir muzurneşriyat piyanosunun akordunu bozuyor ama yinede ses çıkarmıyordu...
Annem Gulaş çok sever... Macarlar'ın milli et yameğidir... Alex'le mutfağa girip Gulaş pişirmeyi çok severlerdi...
Bir türlü beraberce Macaristan'a gitmeyi başaramadık... 2 defe Alex'siz gittim. Plan Budapeşte'de ki evinde kalmak, operanın, konserlerin, gulaşın ve şarabın tadını çıkarmaktı... Ama olmadı...
Bir kaç sene evvel Barbara ile İzmir'e gitmiştik. Bizi sevgilim gezdirmişti. O zamanlar arkadaştık... Barbara ve Alex'e sevgili olduğumuz haberini verdiğimde, Alex'in bir sürü nasıldır-iyimidir sorularını Barbara yanıtlamış ve beyefendi bulunan arkadaşımın bana uygun bir sevgili olduğu kararını verip çok mutlu olmuşlardı...
İkimizide bekliyorlardı yanlarına... Ama olmadı...
Son 4 senedir yanlarına gitmiyorum...
Onlardan gizli İngiltere'ye gidip otelde kaldım bu arada...
Babanem ve dedem öldükten sonra bana fazla geldiler...
Çok kendim olmak istediğim bir dönemdeydim ve bilmiyorum galiba biraz yaşlı insan görmek istemiyordum. Onlarda kalırken özgürdüm ama yinede onlarla ortak bir program filan yapmam gerekiyordu oysa ben o tarihlerde kendi kendime dolanmak, biraz serseri bir Londra yaşamak istiyordum. Şatafattan uzak, konsersiz, şık olmadan, fish&chips yiyerek, puplarda salatalıklı sandviç yiyerek, tube'le gezerek bir Londra...
Sonra sevgilim oldu... 2 senedir aşkım ve ailem için gidip geliyorum bir yerlere... Bir türlü araya İngiltereyi sıkıştıramadım...Onlarda gelemedi, bende gidemedim... Maillerle-mektuplarla devam ettik...
Sonra dün gece...
Alex'in öldüğünü öğrendik...
Bence erken...
Bence gerçek değil...
Ama gerçek...
Üzgün ve öfkeliyim... 4 senedir görmüyorum onları...
Cenazeye yetişmeme imkan yok...
29 Ekim Alex'in doğum günü... O zaman gidip bana bir sürü güzellikler sunmuş, bende çok hakkı olan bu adamla vedalaşacağım...
Barbara yoldaşını kaybetti... Hector babasını...
Alex'in burs verdiği bir sürü klasik müzik öğrencisi yetim kaldılar...
Steyşın mercedes'i Hector için garajdan çıkmayacak artık...
55 numaralı ev eskisi gibi olmayacak...
Alex'siz de yine klasik müzik tınıları duyulacak ama aynı olmayacak...
Bana amcalık-dedelik arası sevgi gösteren adam yok artık...
Birlikte insanlara bakıp eleştirip dalga geçip gülemeyeceğiz...
Sarımsaklı peynirin tadı hep onu anımsatacak...
Eskimiş deri ceketinle mutfakta gizli gizli atıştırırken yakalanınca ki gülümsemeni hiç unutmayacağım... Nedendir bilmem usumda o var...
Efes'i çok severdi... Yakınlardaki Türk marketine gidip Efes alırdık onun için... Bira cennetinde ne Efesi yaaaa derdim... Güzel güzel çok güzel bira derdi. :))
Bundan sonra usuma düştükçe efes'ler sana kalkacak...
Bizden sonra Hectora nolucak Ozy, ona bakarmısın demiştin hani bir gün...
Ben o güne oooo çok var sanıyodum...
Annemle Barbara'nın yanına uçup senin anın için öğrencilerini dinlemeye gideceğiz...
Şaşkınım...
Zannedersem yokluğunu mezarın başında anlayacağım...
Bana sevdirdiğin çigan müzikleri çalan kemancının tınıları evde...
Herşey için çok teşekkür ederim koca yürekli macar. Galiba değerini ve kıymetini bilemediğim kocaman bir şanstınız benim için...
Teşekkürederim...